Sylvia Plath, Nam-ı Diğer “Lady Lazarus”

Sylvia Plath, edebiyat camiasında trajik yaşamı ve intiharı ile tanınıyor. Plath, depresyona bağımlı yaşayan ve melankoli takılmayı seven ilginç bir şair. Dolayısıyla, eserleri de bu doğrultuda bir ilginçlik kazanıyor. Ayrıca, bir çok okur Sylvia Plath’ı “Lady Lazarus” olarak tanımakta. Bunun nedeni ise Plath’ın 1962 yılında yazdığı “Lady Lazarus” başlıklı şiir. Bir defa okunduğunda etkisi okuyucunun zihninde uzun süre kalan şiirlerden birisi “Lady Lazarus.” Okuyucu; şairin iç dünyasını, melankolik düşüncelerini, kendi içindeki gitgellerini şiirin her bir dizesinde  görebiliyor. Şiir, bir nevi şairin 30 yıllık hayatının kısa bir öyküsü gibi.

Sylvia Plath, teşhis koyulmamış olsa da bipolar rahatsızlığa sahip olan, buna bağlı olarak ruh halinde gelgitlerin hakim olduğu bir şairdir. “Lady Lazarus” başlıklı şiir, şairin bu durumunu destekler niteliktedir. Örneğin şiirin ilk dizelerinde Plath; bedeninin anlamsızlığından bahsederken, ilerleyen dizelerde “Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme.” cümlesiyle bedeninin önemini, kadınlığını vurguluyor. Yani, Plath içindeki huzursuzluğu aktarırken, bir anda içinden bir yerlerden olumlu bir şeyler çıkarıp yerleştiriveriyor dizelere. Bu da onun psikolojik gelgitlerinin şiire kattığı bir güzellik oluveriyor.

Sevgili Plath, ilk iki intihar denemesinde de başarısız olur ve doktorlar tarafından kurtarılır. Bu durumu şair kendisine tanrı tarafından verilmiş bir şans, bir mucize olarak görür. Bu nedenle olacak ki, kendisini Hz. İsa tarafından öldükten dört gün sonra diriltildiğine inanılan Lazarus’a benzetiyor. Hatta bununla yetinmeyip, şiirde kendisini dokuz canlı bir kedi ve küllerinden yeniden dirilen anka kuşu olarak betimliyor sevgili şairimiz. Buna ek olarak, şiirde kendisinden “walking miracle” (yürüyen mucize) olarak bahsetmeyi de ihmal etmiyor.

Ayrıca, Plath şiirde kendisini Nazi Soykırımı’nda naziler tarafından işkenceye uğramış yahudilere benzetir. Ama gel gelelim, aslında nazi de yahudi de şairin kendisidir. Çünkü, bütün acılarının sebebi sevgili Plath’ın kendisi, onun melankolik düşünceleri ve depresif ruh halidir. Ölmeyi sanat olarak görerek kendi kendisinin nazisi, düşmanı olmuştur Sylvia Plath.

2

 Sylvia Plath, Kızı Frieda Hughes ve Oğlu Nicholas Hughes

 Son olarak ilginç bir noktaya değinmeden edemeyeceğim: Sylvia Plath’in intiharlarının sebebinin aslında ilgi çekmek olduğu da düşünülmektedir. Şiirde de bahsedildiği gibi Sylvia Plath’ın ilk intiharı kazadır. Bu kazadan sonra Plath, herkesinin ilgisini çekmekten mutlu olmuş olabilir ve belli dönemlerde çevresindekilerden daha fazla ilgi görmek için intiharlara kalkışmış olabilir. Evet, bu çıkarım ilk başta çok saçma geliyor. Ancak, Plath’ın intiharları göz önünde bulundurulduğunda, ölümden kurtarılması muhtemel olan durumlar olduğu görülür. Mesela, son intiharında sevgili Plath uyuyan çocuklarının başucuna süt ve kurabiye bırakıyor. Daha sonra çocuklarının odasının kapısını gaz geçirmeyeceğinden emin olacak şekilde iyice bantlıyor. Daha sonra açıyor gazı, sokuyor kafasını fırının içine. Aslında, Sylvia Plath’ın planladığına göre tam o vakitlerde çocukların bakıcısı gelmesi gerekiyor. Tabi gelince kurtaracak bizim Sylvia’yı. Ama aksilik işte, bakıcı kadının o gün gecikeceği tutuyor. Böylece, üçüncü turda kaybediyor Sylvia Plath hayatını, bir nevi rus ruleti yani.

Kendi deyimiyle Lady Lazarus’un ilginç ve trajik hayatı o günden bu güne, filmlere ve romanlara ilham kaynağı olmuştur. Türk edebiyatında bunun örneği, Gülseli İnal’ın Lady Lazarus isimli romanıdır.

Bütün bunların üzerine okuyalım bakalım şu şiiri derseniz, aşağıdan devam ediniz.

 

Lady Lazarus

Gene yaptım, gene yaptım işte.
On yılda bir kere
Beceririm bunu ben –

Bir çeşit ayaklı mucize, tenim
Bir Nazi abajuru kadar parlak,
Sağ ayağım

Kağıt üstüne ağırlık,
Yüzüm hiçbir özelliği olmayan, halis
Yahudi keteni, en incesinden.

Kaldır o örtüyü
Sevgili düşmanım.
Korkuttum mu yoksa?

Göz ve burun oyuklarımla, otuz iki dişimle?
Sasımış soluğum
Yok olur gider bir günde.

Pek yakında, evet pek yakında
Mezar inimin yediği etim
Gene üstümde olacak eve gittiğimde.

Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme.
Otuzundayım daha.
Kedi gibi dokuz canım var hem de.

Bununla üç etti.
Ne pis iş bu
Silip, yok etmek her on yılı böyle.

Milyonlarca lif, milyonlarca.
Ağızlarında fındık fıstık çatur çutur, itişip
Kakışıyor kalabalık, görmek için ellerimin, ayaklarımın

Açığa çıkarılışını.
Baylar, bayanlar !
Böyle striptiz görmediniz.

Bunlar ellerim.
Bunlar da dizlerim.
Bir deri bir kemiğim belki,

Ama, aynı kadınım işte, tıpatıp aynı.
İlk kez olduğunda on yaşındaydım ben.
Kazaydı.

İkincisinde, işi bitirmeye
Ve bir daha dönmemeye öyle kararlıydım ki.
Kapatmıştım kendimi,

Sallanıyordum deniz kabuğu gibi.
Seslenmek, durmadan seslenmek, bir de ayıklamak
Zorunda kaldılar üstüme inciler gibi yapışmış kurtları.

Ölmek,
Herşey gibi, bir sanattır,
Bu konuda yoktur üstüme.

Öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir.
Öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir.
Bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz.

Öyle kolay ki bir hücrede bile yapabilirsiniz.
Öyle kolay ki yaparsınız ve kımıldamazsınız.
Benim canıma okuyan

Aynı yere, aynı surata,
Aynı şaşkın, hayvansı
“Bu bir mucize ! Mucize!”

Haykırışlarına güpegündüz
Görkemli bir dönüş yapmak.
Bir bedeli var

Yaralarıma bakmanın, kalp atışlarımı
Dinlemenin bir bedeli var –
Tıkır tıkır çalışıyor işte.

Bedeli var, hem de ne bedeli var,
Bir sözcüğümün ya da bir dokunuşumun
Ya da kanımdan bir damlanın

Ya da saçımın bir telinin ya da bir parçasının elbisemin.
Ya, işte böyle, Herr Doktor.
İşte böyle, Herr Düşman.

Beni siz yarattınız.
Ben sizin kıymetli eşyanız.
Eriyip bir çığlığa dönüşen

Som altından bebeğiniz.
Dönüyor, yanıyorum.
Yüksek alakalarınızı küçümsüyorum sanmayın.

Karıştırıp durduğunuz
Küller, küller –
Et, kemik, yok orada başka bir şey –

Bir kalıp sabun,
Bir alyans,
Bir de altından diş dolgusu.

Herr Tanrı, Herr Şeytan
Aman dikkat
Aman dikkat

Ben diriliyorum, kalkıyorum işte
Küllerin arasından kızıl saçlarımla
Ve insan yiyorum, hava solurcasına.

Sylvia Plath,
23-29 Ekim 1962

Bünyamin Özcan

Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, İngilizce Öğretmeni. Edebiyat seven, fotoğraf çeken, doğa ile içi çe olmayı seven bir Sanat Karavanı yazarı. Amatör olarak tiyatro ve pantomim ile uğraşmışlığı var. Dolayısıyla tiyatro oyunları izleyip, eleştirmeyi sever. Hayatın anlamını kitaplarda aramaya devam ediyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kızıl Ordu Korosu İstanbul’da Konser Verecek!

Dünyanın en saygın ve köklü korolarından biri olan Kızıl Ordu Korosu, uçak kazasında kaybettikleri  64 kişiyi anmak ve sanatın devam...

Kapat