Sylvia Plath & Ted Hughes     

Bir tarafta “Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” diyen Amerikan Edebiyatı’nın naif kız çocuğu, diğer tarafta “Bir tek sen varsın gülümsemeyen, bir de ben.”diyen İngiliz Edebiyatı’nın melankolik delikanlısı.

İster kader deyin, ister tesadüf bu iki edebî kişiliğin karşılaşmasına. Ya da kelimelerin kalpler arasında köprü olduğuna, tercih sizin. Bu güzide edebî insanlar, şiirlerin verdiği yetkiye dayanarak başlattıkları aşklarını aynı yıl resmîleştirmeye karar vermişler.

Kimileri bu evliliğin uzun soluk almayışının suçunu Plath’a atar, kimileri de Hughes’a. Kimse gerçekte ne olup bittiğini ya da kimin gerçekten suçlu olduğunu bilemez. Bilinen tek gerçek Plath’ın daha boşanma davası sonuçlanmadan intihar ettiği. Ted, uzunca bir müddet bu konu hakkında kimse ile konuşmaz.

Ayrılmalarının üzerinden tam 35 yıl sonra Ted, evliliklerini anlatan “Nergisler” isimli şiirini yayımlar.

Okudukça hatırlamak üzere…

nergisler

Nergisler 

hatırlar mısın nergisleri nasıl topladığımızı?

kimse hatırlamıyor ama ben hatırlıyorum.

kızın gelmişti kucak dolusuyla, hevesli ve mutlu,

yardım ediyordu hasata. o unuttu.

seni bile anımsamıyor. ve biz onları sattık.

saygısızlık gibi geliyor kulağa ama biz onları sattık.

çok mu fakirdik? yaşlı taş adam, bakkal,

patron bakışlı, tansiyonu şalgama dönük morlaşan

(son şansıydı bu onun,

ölecektisencileyin bir sonraki büyük donda),

ikna etti bizi. her baharda

hep aldı onları, düzinesi yedi kuruştan,

‘bir ev geleneği’.

 

aslında, hala daha emin değildik sahip olmayı istediğimizden

herhangi bir şeye. genellikle açtık

herşeyi bir kazanca dönüştürmeye.

hala göçebe-hala yabancı

kendi mülkümüzün tümüne. nergisler

ikinci dereceden yaldızıydı tapu senetlerinin,

sahipsiz definelerin. sadece geldiler,

ve sürdürdüler gelmeyi.

çimenlikten değil de cennetten düşercesine.

hayatlarımız hala daha bir akındı kendi iyi şansımızın üzerine.

biliyorduk sonsuza değin yaşayacağımızı. öğrenmemiştik

gelip geçici bakışının sonsuzluğun

nergisler olduğunu. hiçözdeştiremedik

düğünsel uçuşunu az rastlanır ephemera’nın-

kendi günlerimizle!

 

sandık ki onlar beklenmedik bir yardım.

tahmin edemedik son bir kutsama olduklarını.

sattık onları böylece. onları satmaya çabaladık

sanki görevliymişcesine başka bir kimsenin

çiçek bahçesinde. eğilirdin ona

o nisan yağmurunun altında- senin son nisanın.

eğilirdik orada beraberce, yumuşak feryatları arasında

itilip kakılmış saplarının, ıslak darbeler sarsardı

kızsı dans giysilerini-

taze çıkmış gelinböcekleri, nemli ve dayanıksız,

açılmışlardı çok erkenden.

 

kırılgan ışıklarını yığdık bir marangoz sırasına,

dağıttık yaprakları düzinelerin arasına-

buruşmuş kılıç yapraklar, eğilip bükülme, zorlu hava, çinko-gümüş kaplama-

destekledik toy saplarını kova suyuyla,

yayvan, etli saplarını,

ve sattık onları, demedi yedi kuruştan.

 

rüzgar yaraları, sancılar koyu topraktan,

kokusuz madenleriyle,

yalazlı arınışı derin mezarın taşsı soğukluğundan

buzun nefesi varmışcasına-

 

sattık onları, soldurmak için.

ekin sıklaştı bizim onu seyrekleştiremeyeceğimiz denli bir hızla.

sonunda, yorulduk

ve düğün hediyemiz makası kaybettik.

 

her mart tekrar yukarı çıktıklarında

aynı soğanlardan, aynı

bebek çığlıkları erimiş karda.

müziğe erken balerinler, titrekler

kurak rüzgarlarında senenin.

o aynı kabarışında belleğin, çırpınarak

geri dönüyorlar senin oradaki eğilişini unutmak için

gerisinde bir karanlık nisan’ın yağmurlu perdelerinin,

saplarını kırpan.

 

ama bir yerlerde anımsıyor makasın. neredeyse orada.

burada bir yerde, ağzı tamamen açık,

nisan’dannisan’a

çökmekte derinlere

çimenliğin ortasından- bir çapa, pastan bir haç.

Merve Akyiğit

Hacettepe Üniversitesi İngiliz Edebiyatı mezunu. KitapMeskeni’nde yazarlık, SabitFikir’de ve Organikİnsan’da çevirmenlik, DedalusKitap’ta editörlük yapıyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
MARQUIS DE SADE: Anti Sosyal Düşünceler Sistemi

“Çağdaş tarih ve trajedi aslında onunla başladı.” Albert Camus Sözlüklerde henüz “sadizm” kelimesi yokken Donatien Alphonse François Marquis de Sade...

Kapat