Tanpınar’ın İstanbul Baharları

Baharın kendini tüm renkleriyle hissettirmesini dört gözle bekler ve “Mart kapıdan baktırır…” söylevini her yıl olduğu gibi bu yıl da yinelerken, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın baharı daha da özlememize yol açan yazılarını okumak ayrı bir zevktir.

Tanpınar, İstanbul’da baharın yarı hasta; havada, suda gizli ürpermelerle ve tereddütlerle dolu başlangıcı ile Mart’ın içimizi üşüten günlerinden sonra Nisan’a varmakta duyduğumuz telaşı dillendirir gibi şunları söyler:

Vapur dumanlarına kadar her şeyin hafif bir leylak rengine büründüğü günler… İstanbul’da baharın ilk müjdecisi bu renktir. Sanki bütün sazlar uyurken o yalnız başına ince solosu ile hayatı kurmaya başlar. Onu görür görmez daha kabukları son yağmurlardan ıslak ağaçlarda tomurcukların açtığını, sabah sislerinde dalların başka türlü uzandığını tahayyül ederiz.

tanpinarin-istanbul-baharlari-2

Şehirli bu günlerde birdenbire bütün kış kapanıp kaldığı dünyanın bir tarafından çatladığını hisseder. Geçmiş yazların hatırasından kalma bir yaşama hasreti ile şehir içimizde büyür; itiyadlarımıza uzak semtler, oralardan hayatımızdan başka bir hayat yaşayacakmışız gibi hafızamızda canlanır ve eski şarkılarla birleşir. Akşamları vapur ışıkları bizim için başka türlü parlar. Sonra bir gün asıl baharla, halkın dilindeki baharla karşılaşırsınız. Yolunuzun üstündeki bodur erik ağacı bir gecenin içinde Pompei fresklerinin o meşhur Flora’sı gibi çiçek açar, büyü ve saltanat olur.

Ertesi günü bir türbenin parmaklığı üzerinden bir erguvan dalı, sanki gözlerinizin önünde, ağır bir ölüm uykusundan uyanmış gibi gülümser, gerinir.

Bir hamle daha, kapınızın üstündeki salkım ağaçları çiçeklenir, bütün duvar ve avlu bir diyonizos ayini gibi mor bir ışık içinde kalır. Ve İstanbul baharı vadiden vadiye, tepeden tepeye akisleriyle çoğalır.”

tanpinarin-istanbul-baharlari-3

Nisandan sonra Tanpınar Mayısı da özletir, hem de şehre ve tarihe hiç bakmadığımız bir noktadan bakarak.

Fatih, İstanbul’u bir nisan sabahı muhasara etti ve bir mayıs sabahı şehre girdi. Bu demektir ki, fetih ordusu şehri kuşatırken bizim olan Boğaz vadilerinde, Çamlıca eteklerinde, Rami, Davutpaşa kırlarında erik ve badem ağaçları çiçek açmıştı. Otağ tepede, Fatih’in çadırının etrafı, şüphesiz bir ipek halı gibi bahar çimenleri ve kır çiçekleriyle döşeli idi ve Fatih beyaz atının üstünde bir burçtan öbürüne koşarken Haliç sularında, Marmara’da, tıpkı bizim gibi İstanbul baharının değişen renklerini görüyordu. Yine bu demektir ki, fetih ordusunun ilk top sesleri arasında kumruların aşk daveti işitiliyor, son hücum tekbirlerine bülbül sesleri dem tutuyordu.”

tanpinarin-istanbul-baharlari-4

Tanpınar’ın da anlattığı gibi, İstanbul’da baharı beklemek yetmez; her rengini takip etmek, her yeni renkte sevinmek gerekir ki baharın tadını çıkarmak mümkün olsun. Aslında Ahmet Hamdi Tanpınar ilkbahar gibi sonbaharı da büyük bir keyifle anlatır ama biz şimdilik ilkbaharın tadını çıkaralım, o da başka bahara kalsın.

 

 

 

Hülya Utkuluer

Marmara Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldum. Cumhuriyet dönemi müzeleri hakkında bir yüksek lisans tezi hazırladım. Şu an bir müzede (Cumhurbaşkanlığı Celal Bayar Müzesi) müdür yardımcısıyım ve ayrıca tarih doktorası yapıyorum. Seyahat etmek, okumak, yazmak, yeni tatlar denemek, fotoğraf çekmek ve müzeler ilgi alanlarım arasında.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
J.K Rowling’in Büyücülük Dünyası’ndan: Harry Potter ve Fantastik Canavarlar Sergisi

Fantastic Beasts serisinin ilki “Fantastic Beasts and Where to Find Them” filmine ait kostüm ve eşyalara yer verilen “J.K Rowling’in...

Kapat