Tanzimat Sanatçılarında Kimlik Bunalımı Sonucu: İkarus

Roman Türk Edebiyatı’na on dokuzuncu yüzyılın son otuz yılında girmiştir. Tanzimat hareketinin bir parçası olan romanla beraber kültür çatışmaları ve bunalımlar yaşanmaya başlamıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da bahsettiği gibi ‘’Eski-yeni tabirleri, ikilik realitesi Tanzimat’ın en büyük fatalitesi olmuştur.’’ Bu noktada ‘fatalite’ kelimesi büyük önem taşımaktadır. Tanpınar kelimenin ilk anlamı olan yazgı kadar ikinci anlamını da kastetmiş olabilir. Evet, belki de ikilik realitesi dönemin kaderi olmuştu. Ancak kelimenin ikinci anlamı gibi bu ikilik bir hastalığın son evresine yani ölümcül derecesine ulaşmıştır. Her ne kadar sanata, sosyal yaşama yenilikler gelse de aslında bu Osmanlı normlarının sınırlarını aşamamıştır. Mutlak düşünce sistemi daima egemen gelmeyi başarmış ve Batı’dan alınan yeniliklerin bu düşünce sistemi içinde sindirilebileceği düşünülmüştür. Belki de bu yüzden Tanzimat sanatçıları halka yol gösterici olup baba rolünü üstlenmişlerdir. Sınırlar bu normlarla ve bu kültürle çizilmek istenmiş, Batıcı yeniliğin sınırlar içinde sindirileceği düşünülmüştür. Şinasi’nin deyişiyle Tanzimat’ın amacı ‘’Asya’nın akl-ı piranesi ile Avrupa’nın bikr-i fikrini izdivaç ettirmek’’tir.  Jale Parla’nın ‘’Asya’nın erkek Avrupa’nın kadın olarak düşünülmesi durumunda elbette bu evlilikte egemen olan Doğu’nun düşünce sistemi olacaktır.’’ söylemi bu konu için çok uygun olacaktır.  Bu yüzden Tanzimat döneminde tam anlamıyla Batı düşünce sistemi ve duyularına uyan eserler ortaya çıkmamıştır. Çünkü Batı düşünce sistemi ve duyuları oğulları yoldan çıkaracak unsurlar olarak görülmüştür. Romanlarda da bu durum sıkça ele alınmış ve yazarlar baba rolü üstlendiği için daima olaylara müdahale etme gereği duymuşlardır. Bu çatışma ve aynı zamanda uyumluluk Beşir Fuad’ın intiharına kadar sürüp gitmiştir. Fatalite kelimesi tam da burada asıl anlamını bulmaktadır aslında. Peki kimdir Beşir Fuad?

 
Tanzimat Dönemi’nde diğer sanatçılardan farklı olarak bilim, felsefe, edebiyat eleştirisi alanları ile ilgilenmiş bir aydındır. İlk Türk pozitivist ve natüralistidir. Uslanmaz bir oğuldur. Yeni bir cümlenin başlaması için diğerini bitiren bir noktadır. Otuz iki otuz üç yaşlarında damarlarını keserek intihar etmesiyle ve acıya dayanıklılığını arttırıp hissettiği her şeyi yazabilmek, ölümünün şahitliğini yapabilmek için morfin içmesiyle edebiyat tarihine kazınmıştır. Beşir Fuad hakkında en kapsamlı araştırma Orhan Okay tarafından yapılmıştır. Araştırmasında bu intihar vakasının zaman, sebep bakımından dikkate değer olduğunu vurgulamıştır. Beşir Fuad’ı intihara sürükleyen zeminde devrin içtimai krizi, Batılılaşma gayretleri içinde izlenilen yanlış yolların yıkıcı tesirini görmek mümkündür.  Dönemin diğer yazarları gibi romantik Victor Hugo yerine o deist ve gerçekçi olan Voltaire’i örnek almıştır. Yani bu durumda Jale Parla’nın da deyimiyle ‘Tanrı’ya karşı şeytanı öneriyordu.’ Bu tutumuyla babalarının çizdiği Batılılaşma sınırının dışına çıkmıştır. Ahmet Mithat, Namık Kemal gibi isimler bu genci uyarmışlar ve Batı’nın ahlaksız yanlarıyla yoldan çıkacağını dile getirmişlerdir. Ancak Beşir Fuad’ın çağdaşlarına göre Batı dillerini en iyi bilen aydın olması, ilimi önde tutması, bilgi kuramını benimsemeden Batılılaşma olamayacağına inanması onun daima başkaldırmasına sebep oluyordu. Hele ki dini mevzuların tekrar gözden geçirilmesini istemesi onu tamamen yoldan çıkmış bir oğul olarak gösteriyordu. Peki romanlarında baba yokluğunda yolunu şaşıran karakterleri oluşturan baba kuşağı Beşir Fuad’ı neden uslanmaz bir oğul olmakla suçluyorlardı? Onun da yoldan çıkışının sebebi baba yokluğunda yanlış Batılılaşma ise burada aslında noksan olan kimlerdi?
İşte Beşir Fuad her adım atışında uçuruma yaklaşıyordu. Bastığı yer ayaklarının altında tuzla buz oluyordu. İntiharından önce yoğun bir şekilde yazı hayatına atıldığında bu tartışmalar, alaylar, uyarılar kendisinin ölümüne sanki onay veriyordu. Zaten ölümünden bir yıl önce psikolojik rahatsızlığı olan annesini, ölümünden yirmi altı ay önce de oğlu Namık Kemal’i kaybetmiştir. Tüm bu olaylardan iki yıl önce yine intiharı düşünmüş ve bunu Ahmet Mithat’a yazdığı mektupta dile getirmekten çekinmemiştir. Metresi ve eşi arasında kalışı, ilerleyen dönemlerde ailesine maddi olarak yetemediğini dile getirmesi kendisinin yine bir dönem intihara çok yakın olduğunu göstermektedir.

Beşir Fuad, Tanzimat dönemindeki kimlik bunalımının bir sonucu olmuştur. İntiharından sonra İstanbul’da ciddi bir intihar salgını başlamıştır. Bu bunalımlı dönemde Tanzimat sanatçılarına göre baba sözü dinlememiş ve tıpkı İkarus gibi yükseklerde uçarken babasının ikisine yaptığı balmumundan kanatları güneşe fazla yaklaştığı için eriyip gitmiştir.

     “Ameliyatımı icra ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum kapıyı kapadım diyerek geriye savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan tatlı ölüm tasavvur edemiyorum. ”

Nazlıcan Kaya
Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kolaylıkla İnşa Edilebilen Sürdürülebilir 9 Doğa Dostu Eko Ev

Kimisi karavan misali, kimisi topraktan yapılma, yumurtaya benzeyenini mi ararsınız yoksa UFO’ya benzeyenini mi; ne ararsanız mevcut. Hepsinin ortak özelliği...

Kapat