Tarihin Büyük Ressamlarının Gözünden: The Eye of the Artist

22 şehir, 4000 km’nin üstünde kat edilmiş bir yol, 3 ay ve 10 büyük usta… Fransa’nın güneyinden başlayan The Eye of the Artist: Unknown Stories(Sanatçının Gözünden: Bilinmeyen Hikâyeler) macerası; Van Gogh, Dali, Goya ve tarihin diğer büyük ressamlarının hayatlarına misafir ediyor bizleri. Sanatçıların eserlerine ilham veren şehirleri, mekânları ziyaret edip, ressamların hayatlarına dokunan insanları ve renkleri bir araya getiren ve onların hayatlarının anekdotlarını yeniden inşa eden bu proje İtalyan fotoğrafçı Dan Bannino imzalı.

Büyük üstatların yürüdükleri, yaşadıkları ve eserlerini yarattıkları yerleri dolaşan Dan, sanatçıların hayatlarını, maceralarını ve izlerini, yakın akrabaları ve yerli halkın diliyle  bir araya getirmiş. Büyük üstatların bir o kadar şaşırtıcı, bazen komik ve akıl almaz hikâyelerini, sanatçıların bakış açısından “sanki onlar bakıyor ve görüyormuş gibi” bizlere yansıtmak istemiş.

Dan Bannino bu projesinde ünlü ressamların günlük yaşamlarını yeniden canlandırmaya çalışırken başyapıtlarının ardındaki hikâyelerini de anlatmaya çalışmış. Zamanın en büyük 10 üstadı ve onların gözünden The Eye of the Artist serisini sizler için derledik!

Pablo Picasso

Genç Pablo, sürekli gittiği “El 4 Gats”adlı restorantta karşılıyor bizleri. Hatta sanatçı ilk sergisini de burada açmıştır. O yüzyılın entelektüelleri bu mekânda toplanır, konserler izler ve edebi toplantılar yaparlardı. Yüz yıldan uzun süre geçmesine rağmen hala açık olan restoran, Dali’nin tasarladığı menüleriyle hizmet veriyor.

Diego Rodríguez de Silva y Velázquez

16 Ağustos 1623’de İspanya Kralı IV. Felipe, portresini çizmesi için Velázquez’in karşısına oturdu. Bir gün içerisinde tamamlanan portre, bir eskizden fazlası olmamasına rağmen, hem kral hem de kralın bakanı tarafından çok beğenildi. Bakan, Velázquez’in Madrid’e taşınmasını ve diğer ressamların kralın portresini çizemeyeceğini ve diğer portrelerinin sadece sanatçı tarafından çizileceğinin sözünü verdi.

Paul Cézanne

Paul Cézanne ve Émile Zola beraber büyüdü desek yeridir. Birbirlerini kardeş gibi sevdiler. Zola için Cézanne bir ilham kaynağıydı. 1886 yılında L’Œuvre’u yazan Zola, romanın ana kahramanını Lantier’i Cézanne olarak kaleme almıştı. Zola romanını Cézanne’a yolladı. Romanın başkahramanı hadisesi aralarında 16 yıl süren bir küslüğe neden olacaktı. Yıllar sonra kadaşı Zola’nın ölüm haberini alan Cézanne, kendini bir odaya kapatarak saatlerce ağlamıştır.

Francisco Goya

Ünü ve başarıyı hayattayken elde eden ender sanatçılardan Goya. Kullandığı teknik ise birçok çalışmaya konu olmuştur. Ortaya koyduğu ilginç yöntemle başyapıtlarına Goya imzasını ustaca atıyordu. Güneşin batmasını bekleyen sanatçı, kafasındaki şapkaya dizdiği mumları tek tek yakarak, karanlığın getirdiği aydınlıkla eserlerini tamamlıyordu.

Henri Matisse

Genç döneminde kâğıttan keserek elde ettiği parçaları, farklı materyaller kullanarak hazırlayacağı çalışmasının ilk adımlarını tasarlamak için kullanırdı. Tekrar tekrar kullandığı bu parçalar onun malzemeleri rahatlıkla birleştirmesine yardımcı oluyordu. Son yıllarında, ilerleyen yaşı ve hastalıkları sebebiyle bu uğraşı onu kes-yapıştır kâğıtlardan oluşan bir sanata itti. Son çalışmaları bu kolâjlardan oluşuyordu.

Henry De Toulouse-Lautrec

Yemek yapmayı, arkadaşları ve ailesiyle vakit geçirmeyi seven Henry, misafirleri henüz gelmeden su dolu sürahilere Japon balıkları koyardı. Böylece herkes şarap içecek ve yemeğin sonunda kimse ayık olamayacaktı.

Salvador Dali

Tam bir İspanya aşığı olan Dali çok ilginç bir ritüeliyle bilinir. Alışkanlık haline getirdiği bu ritüel ise tam 60 yıldan fazla aynı mekanda yemeklerini yemesidir. Duran’s adlı restorana gelen Dali, balık çorbası siparişi verir ve yemeğini beklemeye başlar. Çorbası gelen Dali, bir hışımla tabağı kırar ve “Ben Dali’yim!” diye bağırır. Sessizlikten sonra müşteriler kırılan tabak parçalarını Dali’ye imzalatırlar.

Pierre-Auguste Renoir

Ömrünün son 25 yılını eklem iltihabı rahatsızlığıyla geçiren Renoir, neredeyse kendisini felç edecek bu hastalık ve onun acısına aldırmadan, yaşamının sonuna kadar resim yapmayı bırakmamıştır. 1915 yılından kalan bir kamera çekiminde, 74 yaşındaki usta ressam tuvalin karşısında resim yaparken görünüyor. En küçük oğlu ise babasının yanında ona yardım etmek için bekliyor.

Vincent Van Gogh

Kendi kulağını kesen ressam olarak bilinen Van Gogh ile ilgili son araştırmalar, sanatçının kulağını dostu Paul Gauguin’le girdiği bir kavga sonucu kaybettiğini söylüyor. Yerel gazete haberine göre, sol kulağı tamamen kopan Van Gogh, aynı gece kulağını bir kâğıda sarıp bir geneleve gitmiştir.

Domenico Theotocopuli (El Greco)

Doğduğu Yunanistan topraklarından İspanya Toledo’ya taşınan sanatçı kendi döneminin en zengin ve istisnasız en başarılı ressamlarından birisiydi. Kendine oldukça güvenen, müsrifliği ve asiliği ile dikkat çeken El Greco, yemek yediği zamanlarda çalsınlar diye kendine müzisyenler tutardı. Müşterilerinin isteklerini geri çevirmekten de oldukça gurur duyardı.

 

 

Ömer Utku Kahraman
Başkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu, doktora öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İBB Şehir Tiyatroları Yeni Sezona Başlıyor!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yeni sezonda perdelerini 6'sı yerli 12 oyunla açıyor. 5 Ekim'de yerli oyunlarla perde açacak olan...

Kapat