Tasarlanan Bir Ölüm: İntihar & Édouard Levé

“Ağustos ayında bir cumartesi günü, üstünde tenis giysileri, yanında karın, evinden çıkıyorsun. Bahçenin ortasına geldiğinizde, raketini evde unuttuğunu söylüyorsun ona. Almaya gidiyorsun ama girişteki, raketini genelde koyduğun dolaba yönelmek yerine, mahzene iniyorsun. Karın bunun farkında değil, dışarıda bekliyor, hava güzel, güneşin tadını çıkarıyor. Birkaç saniye sonra, bir silah sesi duyuyor. Eve koşuyor, adını haykırıyor, mahzene giden merdivenlerin kapısının açık olduğunu görüyor, inince seni buluyor. Önceden özenle hazırladığın tüfekle başına ateş etmişsin.”

İntihar, belki de edebiyat dünyasının en büyük muamması… O büyük muammanın en sıra dışılarından birisi de hiç kuşkusuz Édouard Levé. École supérieure des sciences économiques et commerciales’den işletme alanından mezun oldu. 1991’de resim sanatıyla ilgilenmeye başlayan Levé, yaptığı tüm tablolarını yakarak veda etti bu sanata. Hindistan’a yaptığı ziyaretlerden sonra fotoğrafla ilgilenmeye başlayan yazar, seçkileriyle on kitap yayınladı. 2007 yılında İntihar’ı yayıncısına teslim ettikten birkaç gün sonra, tam 42 yaşında hayatına son verdi. Kısa bir ömür süren Levé, hayatına nasıl son vereceğini roman niteliği taşıyan İntihar’da anlatıp sonra da uygulayarak edebiyat dünyasının daima genç kalarak sırlarla dolu yazarlarından biri olmayı başardı.

Tasarlanan-Bir-Olum-Intihar-ve-Edouard-Leve-1

“Yaşamın bir varsayımdı. Yaşlanıp ölenler bir geçmiş yığınıdır. İnsan onları düşününce oldukları şey gelir gözünün önüne. Seni düşününce olabileceğin şey geliyor. Sen bir olasılık yığını oldun, hep öyle kalacaksın.” cümleleriyle, geride bir intihar mektubu dahi bırakmayan yazarın aslında intiharı içten içe kurgulayan “gerçek” kendine seslendiği ortadadır adeta. Yaşamından kesitler, gelecekle ilgili bilgiler verirken, aynı zamanda o anki yaşamıyla bize seslenen yazar, romana da geniş bir zaman çerçevesi ve süreklilik katmıştır. Hiçliği yani ona göre intiharı seçen Levé, olağan ötesi bir doyuma yani hiçsizliğe kavuşmak sevdasındadır. “İstediğin zaman benimle konuşan bir kitapsın. Ölümün yazdı yaşamını.” derken arzuladığı şeyin yokluk olduğu ve bu arzulanan duygunun da sadece ölümle imkân bulacağı yargısı hâkim olmaktadır.

Bir arkadaşına, yeni kaybettiği birine seslenir gibi ele aldığı romanında, asıl kendisine sorular yönelten; kendi yaşamı, acıları ve pişmanlıkları üzerine yorum yapmasıyla ilerleyen İntihar, bu özelliğiyle de otobiyografik bir özellik taşımaktadır.

“Ölümden korkmuyordun. Ondan önce davrandın, ama onu gerçekten arzulamadan. İnsan bilmediği şeyi nasıl arzulasın? Yaşamı yadsımadın, ama öteki tarafta bir şey varsa, oranın buradan daha iyi olacağını ileri sürerek, bilinmeyene düşkünlüğünü ortaya koydun.”

Tasarlanan-Bir-Olum-Intihar-ve-Edouard-Leve-2

Édouard Levé’in kişiliğindeki parçalanmanın hayatına yansımasını en güzel özetleyen cümlelerden birisidir bu hiç kuşkusuz. Ölüme olan yakınlığı ve aynı oranda ondan haz alır derecesinde bahsetmesi, arzuladığı şeyin ölüm olmadığı, öteki tarafta yaşayacağı durumun var olan dünyadan daha iyi olacağını düşünmesidir. Onun bu derece sorgulayıcı ve irdeleyici tavrı zihnini bu denli dolu ve zengin çalıştırmasından kaynaklanmaktadır.

Üst düzey bir yaşama sahip olan Levé; tenis oynayan, ata binen, doğa yürüyüşleri yapan burjuva bir insan imajı çizerken aynı zamanda Marx ve Freud hayranı olduğunu da açıkça belli eder. Tüm bu uğraşlarla hayatı oyalamaya mı çalıştığı çokça sezilemeyen yazar için, elle tutulur gözle görülür bir acı çekme durumu da gözler önünde değildir. Fakat “Ölümün dinginliği yaşamının acı dolu çalkantılarına üstün geldi.” cümlesiyle acının aslında hayatında var olabileceği gerçeği yanında bu durumdan da şüphe duyulabileceği anlaşılmaktadır. Yaşamının bir kesiminde meydana gelen rahatsızlığı ile birlikte fiziksel bir acıdan söz ederken, soluğu doktorda almıştır. Doktorun yazdığı çeşitli antideprasanlar ile bu acılara son verebileceğini düşünmüş fakat acıları daha da artmıştır.

“Birazcık yapay mutluluk için özgür iradeni yitirmeye değer miydi? Ya kişiliğini ikiye bölen ya da seni alıklaştıran o kimyasal desteklerden kurtulmaya karar verdin. Ama bedenin onlara alışmıştı. Kendine gelebilmen için, yeni sıkıntılarla, çöküntülerle geçen iki hafta yaşaman gerekti.”

Tasarlanan-Bir-Olum-Intihar-ve-Edouard-Leve-3

Sürekli kendine dönen, yalnızlığı seçen yazarın asıl korkularının ve acılarının burada yattığını söylemek isabetli bir görüş olacaktır. Hem romana konu olan hem de bir eylem olarak düşünülen intihar olgusunun onu aslında bir yıkıntıya dönüştürebileceğini de düşünmektedir. Kullandığı antidepresanların acısını dindirememiş olmasının en büyük nedeni de çektiği acının aslında Levé’in içinde var olan acılarla eş değer olmasından kaynaklanmasıdır. İntiharın var olmak ya da yok olmakla ilgisinin olmaması, arzulananın yaşamdan değil ölümden geçtiğine ikna olmuş olmasıdır.

Romanın çoğu yerinde var olan kurguyla karışık gerçeklik okuyucuyu sürekli sorgulamaya itiyor. Bu tavır, aslında yazarın yarattığı bir kurgu olduğu düşüncesine bizi sürüklerken bir yandan da var olan bu muğlâklık, sonu daha da çekici kılıyor.

“Pişmanlık mı? Arkandan ağlayanların üzüntüsü için, sana olan sevgileri, senin de onlara karşı duyduğun sevgi için pişmandın. Karını yalnız bıraktığın için, yakınlarının içlerinde hissedecekleri boşluk için pişmandın. Ama bu pişmanlıkları yalnız önceden hissediyordun. Seninle birlikte yittiler onlarda: Ölümünün acısına arkanda bıraktıkların tek başlarına katlanacaklar. İntiharın bu bencil yanından hoşlanmıyordun.“ cümleleriyle romanına son verirken anlıyoruz ki anlatıcıyla iç içe geçmiş bir Édouard Levé karşılıyor bizleri. Ve kendine dair yazdığı üçlüklerle de bu sav iyice kuvvetleniyor.

“Eğreltiotu beni okşar
Isırgan bana batar
Böğürtlen beni yaralar
Kent beni kışkırtır
Ev beni bağlar
Oda beni dinginleştirir

Yaş beni yener
Gençlik beni terk eder
Bellek bana kalır
Mutluluk önümde gider
Üzüntü beni izler
Ölüm beni bekler”

İntihar romanını bir “intihar” eylemine dönüştüren yazar onlarca gizemi kendiyle birlikte hiçliğe sürüklüyor. Bir bakıma kendi ölümünü tasarlayan Édouard Levé burada gerçekten kimi anlatıyor? Kimlere anlatıyor? Ya da olanlar ne kadar gerçek ya da kurgu mu? Bu sorularla bizi baş başa bırakıyor…

NOT: Bu kitapla ilgili ortaya atılan bir iddiayı da sizinle paylaşmak istiyoruz. Édouard Levé‘nin çok sevdiği bir arkadaşının intihar ettiğini ve bu kitabı arkadaşının ölümü üzerine yazdığını, ancak kitabın yazım sürecinde yazarın çok etkilendiğini ve tıpkı arkadaşı gibi aynı yöntemle ölümü seçtiği iddia edilmektedir.

Ömer Utku Kahraman
Başkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu, doktora öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Polisler Sosyal Medyada

Polislerin varlığı, halk arasında imajları ve çalışma biçimleri bütün dünyada çok karışık bir konu. Çin İmparatorluğu ile başlayan yasa koruyucu...

Kapat