‘Roman’ın Serüveninde Tefrikanın Yeri’

“Sair muharrerâta halel verilmeksizin, gazeteden şu parçanın kesilip ayrılması mümkün olduğu için, terâküm edenleri sırasıyla bi’t-tertib murad olunduğu halde bir kitap şekline konulur.”

“Diğer yazılara zarar verilmeksizin, gazeteden ayrılan bu parçalar sırasıyla kesilip biriktirilse isteğe bağlı olarak kitap haline getirilebilir.”

Şinasi, Tercüman-ı Ahval, 22 Ekim 1860

Tefrika geleneği olmasaydı “roman”ın başından başka türlü bir serüven mi geçerdi?

Tefrika: Gazete veya dergilerde çıkan, birbirini tamamlayan yazılardan oluşan dizi. (Güncel Türkçe Sözlük)

Roman türünün gelişmesindeki en önemli etkenlerden biri, sadece Türk edebiyatında değil dünya edebiyatında da tefrika romanlar olmuştur. Tefrika romanlar, bir yandan gazete satışlarına katkıda bulunurken bir yandan da önemli bir “roman okur” kitlesi oluşturmuştur. Ne var ki 19. yüzyılın ortalarında büyümeye başlayan tefrika türünün başarısı karşısında olumsuz tepkiler de yerini almıştır. Bazı eleştirmenler tefrika yayınlarını “sanayi edebiyatı” olarak nitelendirmiş ve kitle kültürünün “değeri düşük bir özelliği” olarak görmüşlerdir. Hatta “hayal gücünün mantığı bozduğu” tehlikesinden bile bahsetmişlerdir. Tefrika romanların sadece maddi çıkar taşıyan bir tür olduğu savunulmuş ve okuyucuyu “ahlak çöküntüsü”ne uğratacağı hatta yazarların da yeteneklerini körelteceği ileri sürülmüştür. 17. yüzyılın önemli gazetecilerinden Alfred Nettement ise tefrika romanların taşıdığı ticari kaygının bütün edebiyata yayıldığını belirtmiş ve bu romanları sadece “içeriksel” değil, “biçimsel” olarak da eleştirilmiştir. Okurun ilgisini ayakta tutmak zorunda olan tefrika yazarları, bu eleştirilere sessiz kalmamış ve yayımladıkları bir bildirge ile bu edebiyat türünün işçi sınıfına kolaylıkla okuma yazma öğreteceğini savunmuşlardır. Tüm bu eleştiriler bir kenara bırakılacak olursa tefrika romanın, roman türünün olgunlaşması/yaygınlaşması ve okuma-yazma oranı artışı üzerindeki katkısı yadsınamayacak derecede fazladır.

Güncel Türkçe sözlükte “gazete veya dergilerde çıkan, birbirini tamamlayan yazılardan oluşan dizi” olarak tanımlanan “tefrika” sözcüğüyle Türk edebiyatının tanışma tarihi 22 Ekim 1860’tır. Bu tarih ilk özel gazete olarak adlandırılan Tercüman-ı Ahval’in yayımlanmaya başlandığı tarihtir. Türk edebiyatına pek çok ürün kazandıran Şinasi, sözcüğün tanımını “mahsusen tefrik olunan aşağı taraf” (özellikle ayrılan aşağı taraf) olarak verir ve Batılı anlamda ilk tiyatro oyunu olarak kabul edilen Şair Evlenmesi‘ni Tercüman-ı Ahval’de tefrika olarak yayımlar. Yine aynı gazetede “Tefrika ve Gazete Hakkında” başlığıyla ve soru-cevap yöntemiyle oluşturulmuş bilgilendirici bir yazı yayımlar. Bu yazıda tefrikanın kaynağını, Fransızca gazetelerdeki “feuilleton” olarak verir.

Tefrika roman kavramının Fransızcada karşılığı ise “roman-feuilleton”dur. Bu kavram ilk olarak 19. yüzyılda okuyucunun karşısına çıkar ve gazetenin kitleselleşmesiyle yakından ilintilidir. 1836’da Emile de Girardin ilk düşük fiyatlı gazeteyi çıkarmak amacıyla La Presse’i kurmuştur. Bu dönemde gazeteler günlük değil, üç aylık abonelikler aracılığıyla satılmaktadır. Girardin, abonelik ücretini yarıya düşürmek ve gazeteye verilen ilan sayısını arttırabilmek için tefrika yayınına yönelmiş ve bu konuda başarılı olmuştur. Girardin’in attığı bu adımla tefrika roman, gazete satışlarını artırırken bir yandan da gazete okuyan kitleyi “roman okuru” haline getirmiştir.

Romanın Doğuşuna Genel Bir Bakış

Bir olay etrafında kurulan en eski anonim ürünleri masallar ve destanlardır. Medeniyet ilerledikçe edebiyat da hayalden gerçeğe doğru yol almıştır. 10. yüzyıldan sonra bütün dünyada, önce destanımsı hikâyeler (manzum veya mensur halk hikâyeleri) sonra şövalye (kahramanlık) romanları, romantik romanlar ve gerçekçi romanlar yazılmıştır.

Bugün bildiğimiz anlamda roman, aslında oldukça genç bir türdür. Doğumunun üzerinden 150 yıl anca geçmiştir. Fakat ondan çok önce, Türk edebiyatında roman ihtiyacını karşılayan, daha da doğrusu arzu edilen bir olayı anlatma ihtiyacını karşılayan, roman benzeri eserler, özellikle de divan edebiyatının yaygın nazım biçimlerinden biri olan mesneviler, var olmuştur.

Eski Yunan ve Latin edebiyatlarında bugünkü anlamda roman yoktur. Orta Çağ Avrupa’sında ise romanın yerini kahramanlık, din yahut aşk etrafında toplanan (çoğu şiir şeklinde) destanımsı hikâyeler tutmaktadır. Bugünkü roman ve hikâyeyi andıran ilk eser Rönesans’tan sonra yazılmıştır. Bu Giovanni Boccacio’nun yüz küçük hikâyeden oluşan Decameron’udur. Decameron’dan sonra, romanın gelişme evresi ise şu şekilde olmuştur:

François Rabelias, baba ve oğul iki devin maceralarını anlatan Gargantua ve Pantagruel adlı, birbirinin devamı olan iki eser yazmıştır. Rabelias, eski halk hikâyelerinden çıkardığı bu devleri birer simge olarak kullanmıştır. Amacı, bu romanımsı fantezi ile kendisinin ve tanıdığı kişilerin kusurlarını, Fransız toplumunun aksayan yanlarını, eğitim hakkındaki görüşlerini, satirik bir dille anlatmaktır.

  1. yüzyıl sonlarına doğru, İspanya’da Miguel de Cervantes, Don Quijote’yi kaleme almıştır. Dünya edebiyatının baş yapıtlarından sayılan bu eserde, çağındaki İspanyol yaşayışının, İspanyol ruh ve karakterinin tahlillerini yapmış aynı zamanda da insanlığa özgü, ihtiras, fazilet ve kusurları da anlatmıştır.
  2. yüzyıl başlarında, Fransa’da Honore d’Urfe’nin yazdığı Astree adlı eser, bugünkü benzerlerine oldukça yakın bir roman sayılmakla beraber teması aşk olan konusu sürükleyici bir “çoban romanı”dır.
  3. yüzyıl sonlarına doğruysa klasik akımın içinde yetişen tek romancı Madame de la Fayette’in, Princesse de Cleves adlı eseri, insan ruhunu tahlil eden romanın ilk örneği sayılmaktadır. Bu eserde ağırlık, konudan ve maceradan alınarak birtakım duygu ve ihtirasların incelenmesine verilmiştir.
  4. yüzyılın başlarında İngiltere’de, bugün anlaşılan anlamda egzotik macera romanlarının ilki yazılmıştır. Bu, Deniel Defoe’nin, Robinson Crusoe adlı eseridir.

Nihayet 18. yüzyıl sonlarına doğru Fransa’da J. J. Rousseau, Julie yahut Nouvelle Helouise ve Almanya’da Goethe, Werther adlı romanlarıyla romantik roman anlayışının öncü eserlerini vermişlerdir.

Çağdaş roman anlayışı ise hemen hemen 20. yüzyıl içinde gelişen bir anlayıştır. Aynı yüzyılda gazeteciliğin de gelişmesi ve tefrika geleneğinin, bir şekilde, ortaya çıkması, romanın gerçek kimliğini bulmasına katkı sağlayacaktır.

Gazetenin Doğuşuna Genel Bir Bakış

tefrika-geleneginin-roman-turune-etkisi-1

Louvre Müzesi’ndeki bir papirüse bakarak tarihte ilk gazetenin Mısır’da, M.Ö. 1750 yılında, III. Totmanüs zamanında çıktığı söylenebilmiştir. Bu ilk gazetelerin Mısır’da çıkmış olması kesinlikle bir tesadüf değildir. Çünkü o zamanlarda bile şehir devletleri değil, ülke devletleri mevcuttur. Çok geniş ve kalabalık olan bu diyarlarda merkeziyet hüküm sürüyordu ve başkentin/kralın haber ve buyruklarını uzakta oturan yurttaşlara duyurmak için gazete benzeri araçlara ihtiyaç duyuluyordu.

Gazetenin asıl gelişmesinde ise, matbaanın icadından söz etmemek olmaz. Dizgi ve baskı kolaylığı sağlayan matbaa elle yazmak güçlüğünü ortadan kalkmış, sözler/haberler binlerce (daha sonra milyonlarca) basılıp dağıtılmıştır.

tefrika-geleneginin-roman-turune-etkisi-2

Avrupa’ya geldiğimizde ise burada çıkan ilk gazetenin Neuw Tijdingen (1605/Anvers) olduğu sanılmaktadır. Fransa’da ise ilk gazete, 30 Mayıs 1631’de, asıl mesleği doktorluk olan Theophraste Renaudot tarafından yayımlanan yarı resmi nitelikteki ilk haftalık gazetedir. Belli aralıklarla ve düzenli olarak haftada bir defa yayımlanan La Gazette, önceleri dört sayfa, daha sonra sekiz sayfa olarak çıkmıştır. La Gazette‘nin ilk 5 nüshasına, sıra numarası yerine A’dan E’ye kadar harfler koyulmuştur.

Dr. Theophraste Renaudot, başka vilayetlerden Paris’e gelen tüccarları birbirlerine tanıştırmak ve buluşturmak için, bir “Buluşma ve Adres Ajansı” ayarlamıştır. Bu büroya sadece ticari haberler değil, çeşitli havadis ve pek çok dedikodu da gelmiştir. Bu durum, doktora bir gazete kurma fikrini vermiştir. 1200’lük bir tirajı olan ve yöresel haberleri de içeren bu gazeteyle Dr. Theophraste Renaudot, tarihte ilk “başyazar” olarak kabul edilmiştir. Dr. Theophraste Renaudot, yazılarından birisinde, belli ki kendisine yönelik eleştirilere cevaben, şunları söylemiştir:

“Bu dünyada herkesi birden memnun etmek ihtimali mevcut değil. Askerleri dinlerseniz, gazete yalnız savaş hikâyeleriyle dolup taşar. Avukatlar sütunların davalarla dolmasından yanadırlar. Din düşkünleri, hep kilise işlerinden bahsedilmesini ister. Saray işlerinin yabancısı olanlar, buna dair haberlerin büyük harflerle yazılmasına lüzum gösterirler. En küçük bir memuriyete tayin olunan bir adam, buna dair bir haberi gazetede görmezse bize çatar. Gazetede adı geçenlerden her defasında nam ve unvanları verilmeyerek bahsedilirse şikâyetlerin arkası kesilmez. …. Zaman dardır. Hepiniz habersiniz. Bütün bir haftanın haberlerini sadece dört saatlik bir müddet zarfında elden geçirmek ve neşretmek gerekiyor. Bu halleri göz önünde tutun da benim kusuruma bakmayın…”

tefrika-geleneginin-roman-turune-etkisi-3

30 Mayıs 1631 tarihli bir imtiyaza dayanılarak çıkarılmaya başlanan La Gazette, haber ve fikir yayma, tenkit yapma gibi bir gazetenin başlıca vasıflarını yerine getirmiş ve kendisinden önce çıkan yayınları taklit etmeksizin neşir hayatında doğmuştur. Bu tarihten önce Almanya’da, İtalya’da ve Hollanda’da ve hatta Fransa’da “gazete” sayılabilecek yayınlara rastlanmaktaysa da, La Gazette, bunların taklidi olarak değil, cemiyetin duyduğu bir ihtiyacın karşılanması için ortaya çıkmıştır. 25 Ekim 1653’te Dr. Theophraste Renaudot’un hayatını kaybetmesiyle oğulları tarafından yönetilen gazete, 1672 yılında “La Gazette de France” adını almış ve Fransa’nın resmi gazetesi haline getirilerek yayımlarına devam etmiştir. (1631-1914)

19.yüzyıl Fransa’sının en ünlü tefrika romanı ise Eugene Sue’nun, “Les Mysteres de Paris” başlıklı romanı olmuştur ve 9 Haziran 1842 ile 15 Ekim 1843 arasında Journal des Debats gazetesinde tefrika edilmiştir. Eugène Sue’ye bu eseri için tam 100.000 franklık bir avans ödenmiştir. Bu yayın öyle bir başarıya ulaşmıştır ki kral ve kabinesinin yeni tefrika yayınlarını merakla izlediği ve hararetle tartıştığı söylenmektedir.

Günlük Edebiyat Etkinliği

tefrika-geleneginin-roman-turune-etkisi-4

La Presse, tefrika roman anlayışının yaygınlaşmasında en önemli rollerden birini üstlenmiş ve basın dünyasına üç önemli yenilik getirmiştir: abonman bedelinin 40 franga indirilmesi, ilan alınması ve tefrika romanın başlatılması. Bunlarla eşzamanlı olarak kısa ve belli bir bağlam içerisinde yer almayan haber, ayrıntılı haberle rekabet etmeye başlamış ve kısa haber, ticari bakımdan değerlendirilebilir oluşu nedeniyle rağbet görmüştür.

Kısa haber için az yer gerekmektedir, gazetenin çekiciliğinin nedenlerinden birini oluşturan, her günkü yeni ve değişikliklerden yana dengelenmiş görünümü, siyasî başyazılardan ve tefrikalardan değil, kısa haberden kaynaklanmaktadır. Bu haberlerin sürekli yenilenmesi zorunludur ve kentteki dedikodular, tiyatrodaki entrikalar, bunların yanı sıra da “bilinmeye değer”’ şeyler, kısa haberlerin en sevilen kaynakları olmuştur.

Tefrika türünün en belirleyici özelliklerinden biri, yani ucuz çekicilik, kısa haberde daha en baştan belirgindir. Mme de Girardin, Paris Mektupları’nda fotoğrafın bulunuşunu şöyle selamlamıştır: “Şu sıralarda herkes Bay Daguerre’in buluşuyla çok ilgileniyor ve yine şu sıralarda salon bilginlerimizin sözde ciddi açıklamalarından daha gülünç bir şeye rastlamak, olanaksız. Bay Daguerre, rahat edebilir, sırrını kimse çalmayacaktır… Buluşu gerçekten olağanüstü, ama ne var ki bu buluştan kimse bir şey anlamıyor, çünkü bu buluşa ilişkin pek çok açıklama yapıldı.”

Tefrika Üslubu

Paris basınındaki tefrikalarda tarihsel bilgilerin hiç dikkat edilmeksizin verilmesiyle savaşılması görev edinilmiştir. Bilgi dağarcıkları café’lerde, aperatif kadehlerinin başında doldurulmaktaydı. “Aperatif alma” alışkanlığı bulvar gazeteciliğinin gelişmesiyle birlikte yerleşmiş ve eskiden, yalnızca büyük ve ciddi gazeteler varken aperatif saati diye bir şey bilinmemekteydi. Aperatif, ‘Paris kroniğinin ve kent dedikodularının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

İkinci İmparatorluğun sonuna doğru, elektrikli telgrafın kullanılmasıyla birlikte bulvar, tekelini yitirmiş, kaza ve suç haberleri, artık dünyanın her yanından alınabilir hale gelmiştir.

Abonman ücretlerinin düşmesi, küçük ilanlardaki artış ve tefrikanın gittikçe artan önemi birbiriyle yakından ilintiliydi.

“Yeni düzenleme -abonman ücretlerinin düşürülmesi- nedeniyle gazete, ilanla yaşamak zorundadır ve çok sayıda ilan alınabilmesi için, afiş haline gelmiş olan dörtte bir sayfanın olabildiğince kabarık sayıda abonenin eline geçmesi gerekmektedir.”

Bu durumda özlü düşüncelerini göz önünde bulundurmaksızın herkese seslenebilecek ve politikanın yerine merakı geçirebildiği için değer taşıyan bir yemin bulunması ve yolun ilanlardan tefrika romana uzanması bir zorunluluktu. Alexnadra Dumas, Alphonse de Lamartine ve Honore de Balzac, tefrika roman anlayışında en çok emeği geçen yazarlar olarak baş sırada yer almaktaydılar.

Alexandre Dumas

tefrika-geleneginin-roman-turune-etkisi-5

1845 yılında Dumas’nın Constitutionelle ve Presse ile yaptığı sözleşme, kendisine yılda en az on sekiz ciltlik bir üretim karşılığında beş yıl süreyle en az 63.000 franklık bir yıllık geliri öngörmüştür.

Eseri ilk defa Fransız Devrimi’nden dört yıl önceki Temmuz Monarşisi sırasında Mart-Temmuz 1844’te “Le Siècle” dergisinde tefrika etmiş, aynı yıl kitap olarak yayımlanmıştır. Büyük ilgi gören roman, “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” sloganı ile ünlüdür.

Alexandre Dumas’nın eserlerini, özellikle de “Üç Silahşörler”‘i yazarken tarihi oldukça saptırdığı, olaylara fazlasıyla hayâl gücünü kattığı söylenir. Bu söylentiler kulağına kadar gelince Dumas, “Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu.” demiştir.

Dumas’nın “önlenemez” üretkenliği karşısında bazı dedikodular da ortaya çıkmıştır. Dumas’nın evinin bodrum katında bir sürü yoksul yazarı çalıştırdığı söylentisi, o zamanlarda epey yaygındır. Revue’nün bu saptamalarından on yıl sonra bile, Boheme’in küçük bir yayın organında, yazarın “de Santis” diye adlandırdığı başarılı bir romancının yaşamına ilişkin şu renkli satırlara rastlanmaktadır: “Bay de Santis, evine döndükten sonra kapısını dikkatle kilitler… ve kitaplığının arkasında bulunan küçük bir gizli kapıyı açar. Buradan kötü aydınlatılmış ve epey kirli bir odaya girer. Bu odada, elinde kaz tüyünden uzun bir kalemle, saçları darmadağınık, karanlık, ama uysal bakışlı bir adam oturmaktadır. Balzac’ın sanatını Constitutionelle’i okuyarak öğrenmiş eski bir bakanlık memuru olmasına karşın, bu adamın doğuştan romancı olduğunu, bir mil öteden bakan bile anlar. Kafatası Odası’nın asıl yazarı, odur; asıl romancı, odur.”

Alphonse de Lamartine

tefrika-geleneginin-roman-turune-etkisi-6

Lamartine’in tefrika roman yayımlarından, 1838-1851 yılları arasında aldığı ücretler, toplam 5 milyon frank olarak hesaplanmıştır. Önce tefrika olarak yayımlanan Histoire des Girondins için ise, kendisine 600.000 franklık, ödeme yapıldığı bilinmektedir.

Edebiyat alanındaki günlük üretime aşırı yüksek ücretlerin ödenmesi, kaçınılmaz olarak kimi hoş olmayan durumlara yol açmıştır. Örneğin, yayıncıların metinleri alırken, bu metinlere kendi seçecekleri bir yazarın çizimlerini ekleme hakkını saklı tuttukları oluyordu. Elbet bu durum, bazı romancıların imzalarını vermekte pek eli sıkı davranmamalarını koşul kılıyordu.

İkinci Cumhuriyet döneminde parlamento, tefrika romanların artmasını önlemeye çalıştı. Günlük tefrika başına bir santimlik vergi kondu. Ama düşünce özgürlüğünü kısıtlayarak tefrika romanın değerinin artmasına yol açan gerici basın yasaları nedeniyle bu düzenleme, kısa süre sonra yürürlükten kalktı. Tefrika romanlara yüksek ücret ödenmesi ve sürümlerinin de yüksek olması, bu romanların yazarlarının halk arasında büyük ün kazanmalarına yol açtı. Ününü parasal kaynaklarıyla birleştirerek seferber etmek, birey için akıldışı bir tutum değildi; böyle yaptığında, siyasî kariyeri, karşısında kendiliğinden açılıyordu. Böylece ortaya yozlaşmanın yeni biçimleri çıktı ve bunlar, tanınmış yazar adlarının kötüye kullanılmasından daha ağır sonuçlara yol açtı.

Honoré de Balzac

tefrika-geleneginin-roman-turune-etkisi-7

Balzac’ın edebi hayatına bakıldığında eserlerinin, dönemin önde gelen hemen hemen her gazetesinde tefrika edildiğini görmek mümkündür. Bu gazetelerden bazılarını ise Balzac, kurmuş ve hatta satın alınmıştır. Haftada iki kez çıkan “siyasi ve edebi gazete” olan Chronique de Paris bunlardan sadece bir tanesidir. Balzac, bu gazeteyi satın almış ve 1835-1837 yılları arasında yönetmiştir. Birçok öykü ve romanı bu gazetede tefrika edilmiştir. Eserlerini bazen imzasız yayımlayan Balzac, bazen de “Mar. O’C” adını kullanmıştır.

Revue de Paris, Revue des deux mondes/ L’Enfant maudit (Lanetlenmiş Çocuk), Revue Parisienne isimli gazeteler, Balzac’ın eserlerinin tefrika edildiği gazetelerden sadece birkaçıdır.

Para Kazanma Aracı Olarak Algılanan Tefrika Romanlar

Dönemin önemli gazetecilerinden olan Alfred Nettement’e göre gazeteler, sanayileşme hareketinin paralelinde bir gelişim ve değişim göstermektedir. Okur sayısını arttırmak için her yolu deneyen gazetelerin, tefrika romanların bu amaca oldukça iyi hizmet ettiğini görmeleri uzun zaman almamıştır. Nettement, tefrika roman ve devamında gelen popüler roman fikrine karşı olmadığını ancak gazetelerin bu romanları ve yazarlarını abartılı ve yanlı bir şekilde övmelerinin de doğru olmadığını belirtmektedir. Çünkü ona göre, bu romanlar, hızlı tüketim kültürünün ürünleridir. Hızlı tüketimi karşılayabilmek için de aynı hızda bir üretim gerekmektedir. Edebiyat eserlerinin hızlı üretilmesi demek, ebedîlikten uzak, amaçsız, estetik yönü zayıf eserler meydana getirmek demektir. Nitekim gazeteler de bu durumun farkındadırlar. Bünyelerindeki yazarların, okurlarının taleplerine cevap verebilmek için sürekli ürettiklerinden bahsetmektedirler. Oysa edebiyat, bilgi, birikim ve yetenek isteyen, tüm bu nitelikleri bir araya getirip bir ürün yaratmak için de zamana ihtiyaç duyan bir sanat dalıdır. Nettement çalışmasında, 19. yüzyıl gazeteciliğin edebiyatın bu özelliklerini yadsıdığını ve onu değersizleştirdiğini belirtmektedir. Dönemin gazetecilik anlayışını ve gazetelerin politikalarını değerlendiren Nettement, bu yozlaşmanın sonuçlarını üç ana başlık altında tespit etmiştir:

– Une démoralisation publique croissante: “İnançlı bir toplumun ahlaki açıdan yozlaşması”

– La décadence de la littérature: “Edebiyatın gerilemesi (çöküşü)”

– La considération du journalisme: “Gazeteciliğin saygınlığını yitirmesi”

Alfred Nettement, edebi tür olarak romanları değil, bu türü çöküşe sürükleyen “tefrika romanları” eleştirdiğinin altını çizmekte ve gittikçe yaygınlaşan bu akımı tehlikeli bulduğunu yinelemektedir: “Romanın kesin bir şekilde tamamen reddedilmesi gerektiğini veya atılması gerektiğini söylemiyoruz. O bir edebi formdur ve onu kullananla aynı değere sahiptir. En müthiş dehalardan kimileri felsefenin sistemlerini popüler kılmak, kimileri toplumsal hayattaki aksaklıkları düzeltebilmek veya geçmiş asırlardan dramatik ve öğretici tablolar sunabilmek için ondan yararlandılar.”

Tüm bu unsurlar göz önüne alındığında, Nettement romanın yararlı ve işlevsel olabileceğini belirtir. Ancak hemen sonrasında şöyle bir koşul koyar: “Bunun için öncelikle onu yaratanın (yazarın) gerçeklik, güzellik ve iyilik aşkı ile hareket ediyor olması gerekmektedir.”

Tefrika Anlayışının Roman ve Toplum Üzerindeki Etkisi

“Dünyada romanın ortaya çıkışı” olgusunu aslında “Dünyada tefrika romanın ortaya çıkışı” olarak görmek mümkündür. 20. yüzyılda pek çok seçkin edebiyat eleştirmeninin yazılan ilk romanları acemilikle suçlaması, bu olguyu arka plana atmaktan kaynaklanıyor olabilir. Örneğin, Ahmet Mithat Efendi, eserlerini kaleme alırken kuşkusuz ki,  Alexandra Dumas gibi tefrika romancıları örnek almış ve bir tefrika romancı olarak metin üretmiştir. Aynı şekilde Honore de Balzac, Gustave Flaubert ya da Emile Zola gibi tefrika romancılar da pek çok Tanzimat dönemi yazarına örnek olmuşlardır. Tanzimat romancıları sayılan bu isimlerin eserlerini gazetelerden takip edebilme olanağı bulunmuş ve bu da tefrika roman anlayışı sayesinde gerçekleşmiştir.

Tefrika, 19. yüzyılın günlük ve kitlesel gazetesi aracılığıyla yaygınlık kazanmışsa da, önceden değişik biçimlere de sahip olmuştur. Tefrikalar, önce gazetede yayımlanmış, isteyenler onu o sayfadan kesip biriktirmiş ve kesikleri bir araya getirip ciltleterek kitaplaştırmışlardır. Özellikle 1860 sonrası Osmanlı’da görülen biçimiyle, eserlerin önce gazetede tefrika edildiğini, sonra ayrıca cüzler/fasiküller halinde yayımlandığını ve bu yayın da tamamlandıktan sonra ciltlenmiş kitap olarak yeniden satışa sunulduğu da bilinmektedir. Ancak bunun dışına çıkan, daha eski tefrika örnekleri de bulunmaktadır. Bunlardan biri, tefrikanın okur üzerindeki etkisini iyi bir şekilde açıklamaktadır. 18. yüzyıl İngiliz romancısı Samuel Richardson ünlü romanı Pamela’yı aslında tek cilt olarak, bir defada yayınlamıştır. Ancak bir gazete izinsiz olarak romanın bir tür tefrikasını yayınlamıştır. O günlerde tutulan bir günlüğe göre, bir sabah Lancashire’daki Preston’da göndere bayrak çekilir ve çanlar çalınır. Çünkü o sabah yayınlanan gazetedeki tefrika bölümü, Pamela’nın sonunda evlendiğini haber vermiş, bunun üzerine halk bu durumu kutlamaya girişmiştir.

Ahmet Mithat Efendi ile ilgili bir anekdot da şu şekildedir: Ahmet Mithat Efendi, macera romanlarından birini tefrika ederken, bir karakteri öldüreceğini belli eder. Bunun üzerine, gazeteyi topluca okuyan bir kıraathane ahalisi yürüyerek gazetenin önüne gelip gösteri yaparlar. Onlarla pencereden konuşan Ahmet Mithat Efendi, okurlarını karakteri öldürmeyeceği konusunda ikna eder ve nitekim de karakterini öldürmez.

Bu örneklerde görüldüğü gibi, tefrika roman okurların gerçek-kurmaca sınırlarında dolaşmalarının yolunu açmıştır. Tefrika roman anlayışında bir nevi “okur eğitmenliği” de söz konusu olmuştur. Tefrika okurları, en az 24 saatlik havalandırma aralarıyla anlatı parçalarını takip etmiş ve önceki parçalarla ilişkilendirmeyi de, sonrayla ilgili tahminleri de, uzun uzun düşünerek ve başkalarıyla tartışarak ilerletmeyi de tefrikacılık sayesinde öğrenmiştir. Bu anlamda gazetenin getirdiği güncel ve gerçek hayatla ilişkilenmeleri, çok daha sabit bir geleneksel hayattan hızla değişen bir modern hayata açılmaları kolaylaşmıştır.

Tefrika, gazete okurluğunu; gazete ise roman okurluğunu inanılmaz boyutlara getirmiştir. Bugün Türk edebiyatının modern klasikleri arasında yer alan “Araba Sevdası” ve “Mai ve Siyah” gibi romanlar bile, Servet-i Fünun gibi edebiyat dergilerinde tefrika edilmiştir. Bu noktada tefrika, aslında okur açısından kabul görmüş̧ bir biçimdir. Bahsedilen yüzyıllarda, tek başına ve ciltlenmiş olarak satılan bir kitap çoğu okur için yüksek ücretli olabilirken, bu eseri gazete ve dergilerden takip etmek okur için çok daha ucuz bir yol olmuştur. Bu nedenle tefrikanın edebiyat okurluğunu nicel ve nitel olarak geliştiren bir etmen olduğu düşünülebilir.

Tefrika roman geleneği, ilk çıktığı çağda, pek çok kişi tarafından eleştirilmiş ve verilen eserler “edebi” sayılmamıştır. Ne var ki yüzyılları aşıp günümüze geldiğimizde, bu düşüncenin geri teptiğini görüyoruz çünkü adını tefrika roman ile duyuran pek çok yazar “edebi”liğe ulaşmayı başarmış, belleklere kazınmış ve kütüphanelerimizin başköşelerine yerleşmişlerdir.

KAYNAKÇA

Benjamin, Walter (2002). Pasajlar (Çeviren: Ahmet Cemal), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 4. Baskı

Ertuğ, Hasan Refik (1955).  Basın ve Yayın Tarihi, İstanbul: Fakülteler Matbaası, 1. Baskı

İnuğur, M. Nuri (1982). Basın ve Yayın Tarihi, İstanbul: Çağlayan Basımevi, 2. Baskı

Ercan, Enver (2008). Varlık 75. Yıl Seçkisi, İstanbul: Varlık Yayınları, 1. Baskı

Rifat, Mehmet (1999). Honore de Balzac Romancının Evreninden Sahneler, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı

Kabaklı, Ahmet (2008). Türk Edebiyatı Cilt 1, İstanbul: Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 14. Baskı

Bay, Özlem (2013). Fransız Edebiyatından Yapılan İlk Edebi Çeviriler Üzerine Analitik Bir Uygulama (1860-1900), Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ve Edebiyatı Anabilim Dalı/ Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı Doktora Tezi, 67-73

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Dünyanın En Büyük Leonardo Da Vinci Sergisi İstanbul’da Açılıyor!

Dünyaca ünlü İtalyan ressam Leonardo Da Vinci'nin şimdiye kadarki en büyük ve kapsamlı sergisi aralık ayında İstanbul'da açılıyor. Belçika'da prömiyerini...

Kapat