The Walking Dead’den Game Of Thrones’a Zombiler: Çağın İsyankar Kritikleri


The Walking Dead’den, Thriller’a görsel sanatların vazgeçilmez teması haline gelmiş zombielerin kökenleri Haiti’ye uzanıyor. “Zombi” kelimesinin Afrikan bir kelime olması pek şaşırtıcı bir gerçek değil. Lakin o zamanın zombilerinin şimdikinden çok daha farklı olduklarını söyleyebilirim. Amerikan kültürü ile harmanlanmış zombie sineması genellikle kara büyü yani “voodoo” ile ilişkilendirilmiyor. Örneğin Reole kabilesi toplumsal düzeni bozup uygunsuz davranışlarda bulunan kimseleri ölüme mahkum ediyor. Bunu bir çeşit necromancerlık olarak adlandırabiliriz zira “gerçek zombie” olarak betimleyebileceğimiz bu şahıslar, kendilerini ölümden döndürenler(necromancer) tarafından kontrol edilmektedirler. Bu ise ölümden dönmenin neden bir çeşit ceza olarak görüldüğünü açıklıyor.

Peki olur olmadık her yerden fırlayan bu hantal yaratıklar bizi neden cezbediyor? Zombie temalı filmleri izlerken her an bir zombie apocalypse tehditi ile karşı karşıya kalabilecek olma düşüncesinin zihnimizde belirmesinin sebebi, yaratıkların içinde bulundukları taze et arayışının modern tüketici yani bizim ile çok fazla ortak noktasının olması. Canavarlar normal olana yöneltilmiş tehlikelerin nasıl ortadan kaldırıldığını anlattıklarından ötürü varolan düzeni anlatmak için sık sık başvurulan figürlerdir. Normalliğin karşıtı anormalliktir. Yaratıklar ise normal olmayanın tasvirleridirler. Çoğunlukla toplumsal normlara tezat hareketlerde bulunurlar. Bu sebeple onların sol tabanlı canlılar olduklarını söyleyebiliriz. Göstermekte oldukları saldırgan tavırlar ile bastıramadıkları cinsellik güdüleri seyircinin çoğunlukla anlandırılamayan bir haz ile buluşmasına vesile olurlar. Az önce bahsettiğim lakin medeniyetin ilkel bulduğu davranışları id ile bağdaştırmak mümkündür. Tam olarak da bu sebepten ötürü zombieler seyircinin ‘idi’ne hitap edip başka yerde tadamayacakları bir hazzı gümüş tepside sunarlar. Tatminsizdirler. Tıpkı tüketim toplumunda yetişen ve gün geçtikçe doyma yetisini kaybetmekte olan insanlık gibi.

The-Walking-Deadden-Gam-Of-Thronesa-Zombiler-Cagın- Isyankar-Kritikleri-1

Popüler kültür dönemin özelliklerini anlamak açısından çoğu zaman edebi değer taşımayan didaktik kaynaklardan çok daha iyi bir opsiyon olmuştur. Filmler, kitaplar ve sanat eserleri yapıldıkları yahut çekildikleri dönemin karakteristikleri hakkında her zaman iyi birer kılavuz olmuşlardır. 50’lerde çekilen zombie filmleri soğuk savaşın etkisi ile tıpkı “diğerleri” tarafından kontrol edilme korkusunu anlatan UFO filmleri gibi insanların beyinlerinin kontrolünün ele geçirilmesini işlediler. Bunu kısaca SSCB’ye duyulan korku ve toplumun teknolojiye karşı şüpheci yaklaşımı olarak özetleyebiliriz. Lakin toplumun korkuları değiştikçe filmlerdeki zombieler de değişime uğramaya başladılar. 1968 yılında zombie metaforunu değiştiren Night of the Living Dead ile The Walking Dead’ın arasındaki belirgin farkın sebebi budur. The Night of the Living Dead Vietnam savaşına karşı eleştirel nitelikler taşısa da alt metni Freudian öğeler içermekte. Yani bu film az sonra bahsedeceğim filmlerden biraz daha farklı. Bu filmdeki ölüler ailenin ve ataerkil toplumun yarattığı hezeyanın vücut bulmuş halidirler. Zombieye dönüşen genç kızın evinin bodrumunda annesini parçalaması bana Psycho’daki Bates Motel’in id, ego, süper ego olarak dilimlenmesini hatırlattı. Aile kavramını simgeleyen evin bodrum katı kesinlikle idi temsil ediyor ve annenin burada katledilmesi bir tesadüf değil.

The-Walking-Deadden-Gam-Of-Thronesa-Zombiler-Cagın- Isyankar-Kritikleri-2

70’lerdeki zombie filmleri 60’lardakinden çok daha politikler. Night of the Living Dead ile arasında tam olarak 10 sene olan Dawn of the Dead’in konusu günümüz zombie filmlerine biraz daha yakın. Sadece tüketmek için boş boş alışveriş merkezi arşınlayan zombielerin günümüz toplumundan tek farkı, tüketmeyi amaçladıkları ürünün insan eti olması. Tekerleme gibi olacak ama eski tüketicilerin, en bariz tüketim alanında, yeni tüketicileri, tükettiklerini söyleyebiliriz. Zombieler günümüzde de sık sık kapitalizmi yerme amacı ile filmlere konu oluyorlar. Yani Dawn of the Dead’deki zombieler, günümüz zombielerinin genel karakteristiklerini anlatmak konusunda daha faydalı bir örnek teşkil ediyorlar. Yani beyin arayışındaki vampirler dilendikleri beyni sadece tüketmek için istiyorlar, zekalarına bir katkısı olsun diye değil.

Zombiler günümüzle en çok örtüşen yaratıklardır. Kökenleri Afrika kültürüne dayansa da aslında vampir ve kurt adamlar gibi Avrupalı değil Amerikalılardır. 9/11 olaylarının zombie filmlerinin rönesansı olduklarını söyleyebiliriz. Zira bu olaylar Amerikalıları post apokaliptik bir ortama sürükledi. (1,836 kişinin ölümüne sebep olan Amerika’nın en yıkıcı kasırgalarından Katrina kasırgasını da bu ortamı yaratan etkenlerden sayabiliriz). Zombiler bu gibi durumda aynı zamanda insanların yaşadıkları anksiyetenin dışsallaşmış halidirler.

The-Walking-Deadden-Gam-Of-Thronesa-Zombiler-Cagın- Isyankar-Kritikleri-3

Zombilerin birer korku öğesi olarak hala görevlerini sürdürüyor olmalarının bir diğer sebebi ise insanlara hissettirdikleri alienation. Dikkat ederseniz diğer korku filmlerinin muhafazakar bir yanı var (Örneğin 13th Friday, ilk önce sevişenlerin ölmesi). Fakat zombi filmlerinde bu yok. Zombiler önlerine geleni ayırt etmeksizin parçalıyorlar. Bu türde her zaman için insanlar azalırken zombiler çoğalırlar. Bu da aslında ideal ülkenin azınlıklar tarafından ele geçirilmesini temsil ediyor, insanların buna yönelik korkularından yararlanıyor. Zombi filmlerinde normal olarak betimlenenler yani insanlar genellikle bağlı oldukları yerden kopmak istemezler lakin aniden iktidarı ele geçirmiş olan zombieler onları buna zorlarlar. Bu bir çeşit devrimin temsilidir. Azınlıkta olan, yerlilerin barınma haklarına tecavüz etmektedir. Ek olarak zombi apokalips ele alan filmlerde genellikle bir tane milliyetçi karakter (çoğunlukla eski asker) bulunur lakin bu karakter hayatta kalanların arasında yer almaz. Batılı ülkelerin sınırlarını ihlal eden bu yaratıkların şahlandırdıkları anti-göçmen duygular ise karakterlerimizin gruplaşmalarına sebep olacaktır. Birlik olanlar hayatta kalacak, bu beraberliğe ihanet edenler ise birer birer öleceklerdir. Televizyon serisi The Walking Dead ise göçmen krizinin yaşandığı günümüzde, zombi apokalips halinde insanların kendi insanlıklarından yemelerini konu almaktadır. Yani asıl tehlike artık zombiler olmaktan çıkmış, diğer hayatta kalmaya çalışanlar haline gelmiştir. Örneğin karakterlerin sevdiklerinin birer zombiye dönüşmeleri onlar için çok büyük bir çelişkidir. Zira yakınları, karakterlerimizin amaçlarına ters düşecek bir şekilde batıyı gölgeleyen bu yabancı kültüre dahil olmuşlardır. Romero’nun filmlerindeki insanlık ile canavarlık arasındaki çizgi The Walking Dead’in ana konusudur.

The-Walking-Deadden-Gam-Of-Thronesa-Zombiler-Cagın- Isyankar-Kritikleri-4

Game of Thrones dizisindeki durum aynı dönemde ortaya çıktıklarından ötürü The Walking Dead ile benziyor. Lakin The Walking Dead zombilerden çok hayatta kalmaya çalışanların rekabetini ve içsel çatışmalarını anlatıyor. Akgezenlerin durumunu gettolara itilen siyahiler ile açıklayabiliriz. Üst veya orta tabaka, getto olarak adlandırılan bu bölgelere girmekten çekinirler. Dikenli bölgenin gerisindeki her neyse yüzleşmek istemezler. Bunu dizideki “duvar” ile bağdaştırmak mümkün. İstanbul’da polisin dahi giremediği söylenilen Gazi Mahallesi bu hususta örnek teşkil edebilir. Bazı insanlar söylenilenlerin sadece birer rivayet olduğunu iddia etseler de kimse bu bölgeye girip gerçekle karşılaşmak istemez. Çünkü orada yaşananlar ortada olmadıkları sürece birer mitten ibarettirler. Akgezenlerin uzunca bir süre seyirciye gösterilmemelerinin sebebi ise budur.

Son olarak olası bir zombi apokalips halinde yapılması gerekenleri bir de Mahmut Tuncer’den görelim:

https://www.youtube.com/watch?v=ENntA7jIDEI

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ölümü Ölümsüzleştiren Kadın: Francesca Woodman

1981’de daha 22 yaşındayken hayatına kendi elleriyle son veren Francesca Woodman; kendisinin objesi olduğu siyah-beyaz fotoğraflarıyla bilinir. Kısacık ömrüne sığdırılmış...

Kapat