“Topraktan Gelen Yine Toprağa Gider.”

Hiperrealizm ve 1960’lar

Hiperrealist resim ve heykellerin kökeni 1960’larda ABD’de ortaya çıkan bir akıma, fotoğraftan beslenen fotoğraf kadar gerçekçi çalışmaları tanımlayan fotorealizme dayanır. Yaratıcılığın ve özgünlüğün tartışıldığı ve modern sanatların temellerinin atıldığı 1960’lı yıllarda Hiperrealist sanatçılar, güncel politik ve kültürel meselelerle ilgili toplumsal bilinç taşıyan mesajlar veren eserlerinin alan derinliği, rengi ve kompozisyonu üzerinde özenli çalışmalar yapmışlardır.

dust b29.c12.s720 (1)

Topraktan Gelen Toprağa Gider

Hipperrealizm’in Kurucusu Denis Peterson

Denis Peterson ‘Topraktan Gelen Toprağa Gider’ adlı resminde, konu olarak sokakta yaşayan bir adamı ele almayı tercih etmiştir. Resmin dini bir göndermede bulunan başlığı ‘Topraktan gelen yine toprağa gider.’  Kutsal Kitap’ta geçen bir ayettir ve cenazelerde söylenir. Peterson bu çalışmada, toplumun en alt tabakasını oluşturan ve göz ardı edilen bir sosyal sınıfa ait bu adamın, en az ünlü biri kadar resmedilmeyi hak ettiğini öne sürer.  Ancak bu, sempati toplamak için gerçekleştirilen  abartılı bir girişim değildir. Resimdeki ışıklandırma oldukça sadedir ve sahne neredeyse hastane kadar steril bir yerde kurgulanmıştır. Resmin hassas detaylarına karşın kompozisyonun üst yarısı, adamın aşağı bir sınıfa ait olduğunu vurgulamak istercesine boş bırakılmıştır. Figürün sakalları ve uzun dağınık saçları tarih boyunca pek çok kareler tekrarlanan İsa tasvirini çağrıştırır. Yüzün büyük bölümü görünmez ancak adamın açlıktan bir deri bir kemik kaldığı görülebilmektedir. Peterson oldukça yumuşak bir renk paleti kullanmıştır ve dini eserlerde kutsal olanı temsil eden mavi rengi kasıtlı olarak tercih etmiştir. İsa gibi bu evsiz adam da yeryüzündeki yaşamı boyunca hakaret ve umursamazlığa maruz kalmaya devam edecektir. Peterson sokakta yaşayan evsiz bir adam figürünün ayakkabılarındaki Nike logosu hemen  göze çarpar. Sanatçı, eserlerinde reklamlara ve reklamların insanlar üzerinde getirdiği baskıyla onları tüketim aşırılığına itmesine sık sık değinir. Günlük ‘The Star’ gazetesinin birinci sayfasındaki yarı çıplak kadın ve ailesini bir adamla ilgili ‘Dört Çocuğumuzu Öldürdüm’ manşeti birbiriyle tezattır. Bu ironi, resimdeki figürün de ailesinin olmadığı ve kimsesiz bir şekilde sokaklarda kaldığı gerçeğiyle birleşince hayli tüyler ürpertici bir hal alır.

Gözyaşı Dökme

Gözyaşı Dökme

‘Gözyaşı Dökme’ Peterson’ın soykırım, acı ve hayatta kalma mücadelesine odaklandığı seriye ait bir resimdir. Bu resim Sudan’ın Darfur bölgesindeki bir portreyi içerir. Peterson’ın çatışmalarından doğan acıyı portrelemeye duyduğu ilginin kaynağı, 20. yüzyılda Osmanlı topraklarında cereyan eden Ermeni tehcirinden kaçıp Amerika’ya yerleşen büyük annesidir.

Kum Tanesi

Kum Tanesi

Denis Peterson’un ressam olan ve Claude Monet’nin vasiliğini yapan büyükbabası, aynı zamanda bir Rembrandt restoratörüdür. Büyükbabasından klasik dönem üstadlarının desen ve resim tekniklerini öğrenmiştir. Peterson; ikonik sembolizm felsefesi üzerinde temellenen hiperrealizmi fotorealizmden ayırmıştır. Çalışmaları Whitney Museum, Brooklyn Museum, Springville Museum ve Tate Modern gibi birçok müzede sergilenmiştir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Aynı Patikadaki Kahramanlar: Kahramanın Yolculuğu

“Kahramanın yolculuğu” nam-ı diğer “Monomit”, mitolojist Joseph Campbell tarafından öne sürülmüş bir çeşit mit analizidir. Bu, birçok anlatımın yani mitin...

Kapat