Dünyanın Saygı Duyduğu Bir Lider: Mustafa Kemal Atatürk

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Cumhuriyetimizin kurucusu, modern düşünce ve ilkelerimizin mimarisi, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk. Sevgi ve büyük bir özlem ile anıyoruz…

ataturk (4)

Not: Bu siyasi bir yazı değildir! Çünkü Atatürk sadece bir siyasetçi ve devlet adamı olmamakla beraber; sadece belli bir kesimi değil, bütün Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisi ve birleştiricisidir. Ayrıca her ne kadar yazımda ülkedeki olumsuzlukları dile getirmeyecek olsam da, ülkedeki olumsuzlukları dile getirmenin, paylaşmanın ve tartışmanın sadece siyasetçilerin değil, bizzat biz Türk halkının ve sanatçıların görevi olduğu da unutulmamalıdır. O yüzden yazımın Atatürk’e ilişkin bilgilerimizi tazelemek adına yazılmış basit ve tarihi bir biyografi, bir sanat yazısı olarak değerlendirilmesini rica ederim.

Bir lider ve devlet adamı olarak Atatürk; gerileme ve dağılma sürecine girmiş, 1. Dünya Savaşı’nın ardından daha da yıpranmış, tükenmiş ve toprakları paylaşılmış bir devleti yeniden inşa eden, modern- demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanıdır.

Atatürk’ten önceki Türk devleti (Osmanlı) her ne kadar bir zamanlar dünya topraklarının büyük çoğunluğuna sahip büyük bir imparatorluk olsa da, 1. Dünya Savaşı dönemlerine gelindiğinde Dünya ve Avrupa ülkelerinde itibarını kaybetmiş, ekonomisi kötü ve geri kalmış bir devlettir. “Rönesans” ve “Reform” hareketleriyle birlikte, Batı (Avrupa Devletleri), bilim, sanat ve teknoloji alanlarında Doğu’nun önüne geçmiş ve diğer Doğu ülkeleri gibi Osmanlı da dönemin gerisinde kalmış, döneme ayak uyduramamıştır. İkinci bir unsur da “Sanayi Devrimi”dir. Rönesans ve reformda olduğu gibi sanayi devrimini de benimseyemeyen ve olumsuz etkilenen Osmanlı, ekonomik anlamda da Avrupa ülkelerinin gerisinde kalmış, hatta borçlanmıştır.

ataturk (3)

Peki, Atatürk’ün İzlediği Yol Neydi?

Osmanlı Devleti güçsüz ve geri kalmış olmasına rağmen 1. Dünya Savaşı’na girmiş, daha da gerilemiş, toprak kaybetmiş ve savaşta yenilmişti. Padişah tarafından isyanları bastırmak için Anadolu’ya gönderilen Mustafa Kemal, burada isyanları bastırmak yerine daha da bilinçli bir şekilde halkı örgütlemiş ve milli mücadeleyi başlatmıştır. (19 Mayıs 1919, Samsun) Çeşitli kongrelerle halkın bilinçli ve birlikte hareket etmesini sağlayarak, ihtilaller ve savaşlar sonrasında dış birlikleri Anadolu topraklarından atmış, Türk meclisini kurmuş (23 Nisan 1920) 1922’de saltanatı 1924’de ise hilafeti kaldırmıştır. Ardından dış birliklerle yeniden masaya oturmuş ve paylaşılan Türk topraklarının yeniden Türklere verildiği ve bugünkü Türkiye sınırlarının belirlendiği Lozan Antlaşması imzalamıştır. Savaşlar ve yapılan antlaşmaların ardından 29 Ekim 1923’te bugünkü “Türkiye Cumhuriyeti”ni kurmuş ve Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olmuştur. Cumhuriyetin kurulmasının ardından çeşitli devrim ve yenilikler ile Türkiye ekonomisini canlandırmış, Osmanlı Devleti’nden kalan borçları sıfırlamış, halkın modernleşmesini sağlamış ve ülkeyi Doğu kültüründen uzaklaştırıp modern Batı kültürüne adapte olması için çalışmıştır.

Atatürk yaptığı yenilikler ve ilkeleriyle sadece Türk halkına değil, bütün dünya ülkelerine ve liderlerine örnek olmuştur. “Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkı” gibi birçok toplumsal gelişme Fransa ve İtalya’da 1940’larda, İsviçre’de 1970’lerde kabul edilirken, Atatürk Türkiye’si bu hakları 1930’lu yıllarda kabul etmiş ve benimsemiştir.

ataturk (7)

Atatürk’ün tüm dünya halkları ve liderleri tarafından benimsenmesinin, saygı duyulmasının en büyük sebeplerinden biri de bu çağdaş düşünce yapısındaki, bilim ve mantık çerçevesinde oluşturduğu barışçıl, insancıl, yapıcı ve ilerici ilkeleridir. O, çoğu lider ve generalin aksine muharebeler sonrasında düşman topraklarının işgali için uğraşmamış, kendi milliyetçilik ilkesi sebebiyle sadece ülke sınırlarını korumuş ve bu dış politikası sebebiyle de dünya barışının büyük bir sembolü olmuştur.

Cumhuriyet Sonrası Neler Yapıldı?

Ekonominin düzelmesi için Cumhuriyet’in ardından ulaşım, enerji, iletişim gibi hayati unsurlara sahip şirketler (örneğin demiryolları ve limanlar) satın alınıp ulusallaştırıldı. Endüstri ve ticaret alanında ekonominin canlanması adına çeşitli reformlar yapıldı ve fabrikalar açıldı. Bu ekonomik çarkın dönmesi için 13 yılda 13 banka kuruldu, bu bankalar aracılığıyla ciddi yatırımlar yapıldı.

(1926’da yolcu, savaş ve ambulans uçakları üretildi hatta Avrupa ve Orta Doğu’ya ihraç edildi.)

Ekonomik devrimlerin yanında eğitim konusunda da çok ciddi devrimler ve çalışmalar başlatıldı. Dönemin yazı dili Arapçaydı. Atatürk harf devrimi için “Bu ya üç ayda olur ya da hiç olmaz.” demiş ve kısa sürede Latin alfabesi devrimine geçilmiştir. %8 olan okuma yazma oranı harf devriminin ardından %12’ye yükseldi. Din eğitimi veren tekke ve zaviyeler kapatıldı, bunların yerine halkı her konuda eğiten ve batılı bir eğitim veren milli mektepler, köy enstitüleri, üniversiteler ve konservatuarlar açıldı. (Dönemin 3 milyon vatandaşı bu eğitimlerden yararlandı.)

ataturk (5)

Dış ilişkiler değiştirildi, Osmanlı’dan kalan “Gerici ve barbar Türkiye” algısı silindi, yerine “Modern Türkiye” algısı getirildi. Birleşmiş Milletler üyeliği için dolaylı yoldan Atatürk’e sorulduğunda “Başvurmayı düşünmüyoruz fakat davet ederlerse katılırız.” demiş ve Türkiye 1932’de “Birleşmiş Milletler”e davet edilmiştir.

Not: 1923-1950 yılları arasındaki devrimler için hiç dış borç alınmamış ve hatta Osmanlı’dan kalan dış borçlar kapatılmıştır.

Dünya Gözünden Atatürk

“Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir… Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.”

(Eleftherios Venizelos, Yunanistan Başbakanı, 1933)

“Eski Osmanlı imparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk Devleti’nin kuruluşu, bu cağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk’ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.”

(Maurice Baumant)

ataturk (8)

“O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.”

(Prof. Walter L. Wriht)

“Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusunu yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın O’nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye’nin Ata’sına layık bir tezahürden başka bir şey değildir.”

(Winston Churchill, İngiltere Başbakanı, 1938)

Atatürk’ün Sözleri:

“Uyuyan milletler ya ölür, ya da köle olarak uyanırlar.”

“En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır. Biz cahil derken, mektep görmemişleri kast etmiyoruz; kast ettiğimiz ilim hakikat bilmektir, yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıkabileceği gibi hiç okumak bilmeyenden de hakikati bilen gerçek alimler çıkabilir.”

“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir.”

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarından biri kopmuş demektir. Bir millet ki resim yapamaz, bir millet ki heykel yapamaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapamaz; o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.”

“Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.”

“Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.”

ataturk

Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni Kurmasındaki Etkenler Nelerdir?

Öncelikle Atatürk’ün doğup büyüdüğü yer Selanik, çok farklı kültürden- inançtan insanların birlikte yaşadığı hoşgörülü ve batı kültürüne yatkın bir şehirdi. Annesinin ısrarla gitmesini istediği mahalle mektebi; daha çok din ağırlıklı eğitim veren gerici bir okuldu. Fakat belli bir dönem annesinin isteği sebebiyle mahalle mektebinde okumuş olsa da, kısa dönem sonra babası sayesinde Atatürk’ün de tercihi olan, modern ve batılı anlayışa sahip “Şemsi Efendi İlköğretim Okulu”nda eğitim almıştır. Atatürk daha çocukluğunda bu iki farklı kültürü görmüş ve yaşamıştır. Bu yıllar Atatürk’ün vizyon ve misyonunu belirlemesinde, ileride Türkiye için yapacağı şeyleri kafasında netleştirmesinde önemli bir rol oynamıştır. (Şemsi Efendi’nin ardından da bu hedefleri sebebiyle kendi isteğiyle Manastır Askeri Okulu’na yazılmıştır.)

Ayrıca Atatürk, yanından kitabı ayırmayan, yabancı dillere meraklı, farklı kültürleri keşfetmeyi ve gezmeyi seven, askeri anlamda olduğu kadar entelektüel anlamda da kendini geliştiren ve evrenselliğe önem veren bir insandı. Her ne kadar gezi ve seyahatleri askeri görevler sebebiyle olduysa da, Atatürk bu gezi ve görevleri sadece birer askeri görev olarak değil, kendi gelişim ve entelektüel birikimi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirmiştir. Osmanlı Devleti tarafından “Ataşemiliter” olarak Sofya’ya gönderilmesi, bunun en güzel örneklerindendir. Atatürk bu gezi sırasında Batı kültürünü çok daha iyi tanımış ve bizzat yaşamıştır.

ataturk (2)

Atatürk bir asker ve savaş adamıydı elbet, ancak o savaş alanlarında kan görmeye dayanamayan, kurban bayramlarında kurban kesimine karşı çıkan ve bir ağaç için köşkü kaydıracak kadar hassas bir adamdı. Savaş aralarında kitap okuyan, Fransızca bilen, balolarda vals yapıp zeybek oynayan gerçek bir entelektüeldi. “Ata” kelimesini sevmeyen, halk arasında korumaları olmaksızın dolaşan ve halkın derdini dinleyen gerçek bir devlet adamıydı… Kendi elbiselerinin tasarımlarını kendi çizer, boş zamanlarında yüzer ve bilardo oynardı. Ağırladığı Japon konuğuna Japonca şiir okumayı öğrenecek kadar ince bir adamdı. Akşam yemeklerini muhakkak konukları ile birlikte yer, bu yemek saatlerinde fikir alışverişi yapar ve ülke durumu hakkında tartışırdı. Kuru fasulye ve pilavdı en sevdiği yemek. Kumara karşıydı ancak kuru fasulye-pilavına poker oynamaktan kendini alıkoyamazdı. En kötü özelliği de(!) akşam yemeklerinde içtiği birkaç duble rakıydı paşanın. 39 yaşındayken hakkında idam kararı çıktı, kurtuluş savaşını başlattı, 42 yaşında “Türkiye Cumhuriyeti”ni kurdu ve ardından ekonomisi çökmüş bu devleti kalkındırdı.

Çok mu büyütüyoruz bu büyük adamı? Yoksa tam aksine, gerçek anlamda tanıyıp sindiremediğimiz için değerini mi bilemiyoruz?

Atatürk sadece Türk halkının değil, düşünceleri, yaptıkları ve karakteriyle bütün dünyanın öncüsü ve kahramanıdır…

Ayrıca Bakınız:

Atatürk’ün İlkeleri:

– Cumhuriyetçilik: Egemenliğin halkta olduğu devlet yönetim biçimi ve demokrasinin bir uygulanma şeklidir. Atatürk cumhuriyet için “Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare şekli.” demiştir.

– Milliyetçilik: Atatürk’e göre milliyetçilik; geçmişte bir arada yaşamış, bir arada yaşayan, gelecekte de bir arada yaşama inancında ve kararında olan, aynı vatana sahip, aralarında dil, kültür ve duygu birliği olan insanlar topluluğudur. Çoğu milliyetçilik kavramının aksine, insanları din ve ırkına göre ayırmaksızın daha birleştirici ve yapıcı bir nitelik taşır.

Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene.” sözü bu bakımdan çok büyük bir öneme sahiptir. “Ne mutlu Türk olana.” Demek yerine “Ne mutlu Türküm diyene.” sözlerini tercih etmesi onun milliyetçilik ilkesini basitçe tanımlar aslında.

– Halkçılık: Ulusal egemenliği ve demokrasiyi ön planda tutan bu düşünce, vatandaşın refah ve mutluluğunu amaçlar. Vatandaşlar arasında iş bölümü ve dayanışmayı öngörür. Ulusun devlet hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanmasını sağlar. Atatürk’ün halkçılık ilkesinden anlaşılan; toplumda hiçbir kimseye, zümreye ya da herhangi bir sınıfa ayrıcalık tanınmamasıdır.

– Laiklik: Türkiye’nin değişmesi ve gelişmesinde en büyük etkiye sahip ilkedir. Devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. Devlet düzeninin, eğitim kurumlarının ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasını amaçlar. Ayrıca, din işlerini kişinin vicdanına bırakarak bireyin din özgürlüğünü koruyabilmesini sağlar.

– Devletçilik: Ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesini öngörür. Günümüzdeki iki zıt kavram olan “Kapitalizm” ve “Komünizm”in ortası sayılabilecek bir ekonomiyi temel alır. (Devlet kontrolünde özelleşme de denilebilir.)

– İnkılapçılık (Devrimcilik): Türk ulusunun çağdaşlaşması yolunda yapılan Atatürk devrimlerinin benimsenmesi, geliştirilmesi ve her türlü tehlikelere karşı korunmasıdır.

ataturk (1)

Atatürk Devrimleri:

– Saltanatın kaldırılması. (1922)

– Başkentin Ankara’ya taşınması. (1923)

– Cumhuriyetin ilanı. (1923)

– Halifeliğin kaldırılması. (1924)

– Şapka ve kıyafet devrimi. (1925)

– Kadınlara siyasi hakların verilmesi ve çok partili rejime geçilmesi. (1930)

– Laikliğin anayasaya girmesi. (1937)

– Tekke ve zaviyelerin kapatılması (1925), millet mekteplerinin açılması. (1929)

– Takvim, saat ve rakamların kabulü (1925), harf ve alfabe değişikliği. (1928)

– Güzel sanatlarda yenilikler. (1928)

– Çiftçinin özendirilmesi (1925), tarım ve toprak reformu. (1929)

– Ziraat Enstitüsü’nün kurulması (1933), Ticaret ve Sanayi Odaları’nın kurulması. (1935)

– Üniversite reformu. (1933)

– Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu (1926)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın İlk 4 Maddesi:

1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

2) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

3) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.

4) Anayasanın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3.maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Ege Demir

İzmir İnönü Lisesi Yabancı Dil bölümünden mezun oldum. 5 sene İzmir Dokuz Eylül Devlet Konservatuarı’nda kursiyer olarak, 4 sene de Yaşar Üniversite’sinde (YUSEM) “Üstün Yetenek Bursu” ile piyano- solfej (müzik teorisi ve armoni) eğitim aldım. Bu süre zarfında Gülsin Onay, Kemal Gekic, Edna Golandsky gibi sanatçıların masteclasslarına katıldım, çeşitli konserler verdim ve ulusal bir piyano yarışmasında 1lik elde ettim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Yönetmen Yeşim Ustaoğlu İle Şair Birhan Keskin !f İstanbul Söyleşilerinin Konuğu Olacak!

Bu yıl 16'ncısı düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali dahilinde gerçekleştirilen !f Küçük Sohbetler & Müdahaleler söyleşi dizisinin konukları yönetmen Yeşim Ustaoğlu...

Kapat