Türk Şiirinin En Zarif Abisi: Aristo Cahit

  …Sırtından atıp gittiğin ergen yüzlü Zarifoğlu’nun canında

      Menfi bir özleme dönüyor artık yokluğun.

Her insanın içinde her geçen gün büyüyen bir özlem,içimizde ki boşluğu büyüten bir hasret vardır.Yaşamın içimizde ki o can alıcı duyguyu dindirmeye çalıştığı o davranışları aslında daha da büyüterek kor bir alev gibi yakmadı mı yüreğimizi…

Küçük yaşta özlem duygusunu en derin yaşayan şairdir; Cahit Zarifoğlu. En ihtiyaç duyduğu zamanda kaybediyor annesini. Böylece ilk özlem ilk hasret duygusunu her geçen dakika her geçen saniye tatmaya başlıyor. Babasının ikinci evliliğini yapması, onu babasından uzaklaştırıyor. Kendisinden 1.5 yaş büyük olan abisi Sait’i baba biliyor, ona sığınıyor. Öyle ki içinde annesine karşı olan özlem devam ederken, babasına olan özlemini de ekleyerek büyütüyor içinde ki acı boşluğunu…

Okula başlayan Cahit o kadar sessiz ve içine kapanıktır ki, bir süre sonra bu hali arkadaşlarının dikkatini çekmeye başlar. Arkadaşları onun bu hali hakkında “Aşk acısı çekiyor ondan böyle.” diyerek dedikodu çıkartmaya başlamış, Cahit’in bu halleri hep konuşulur olmuştu. Onun bu halde olmasının nedeni aşk acısı değildi. İnsanlardan kendisini uzak tutmaktı. Bütün insanlıktan uzak, sadece kendi dünyasında yaşamasıydı. Öyle ki bir süre sonra Cahit’in bilgili bir adam gibi her zaman susması arkadaşlarının ona “Aristo” demesine sebep olmuştu. Bir süre sonra artık o “Aristo Cahit” olarak anılmaya başlamıştı. Bu durumu umursamayan Cahit bu olayları şiirlerine, günlüklerine yansıtmıştı. İçini yakıp kavuran o özlem duygusunu satır satır kağıtlara dökmüş, hatta babasına olan özlemini şu kelimelerle dile getirmiştir:

Sesin eksik,ev ıssız bir sokak bugünlerde

Titriyor hikayesi lambalarda, kaçağı bol sevgimizin

Nerede, hangi ağacın gölgesinde oh diyor ki şimdi yüreğin

Bir erkek için baba olmakla ölçülmüyor mu hayatın yükü

Sırtından atıp gittiğin ergen yüzlü Zarifoğlu’nun canında menfi bir özleme dönüyor yokluğun

Bir süre sonra ilk şiir kitabı olan İşaret Çocukları’nı baskıya yollayacaktır. Artık yazdığı şiirlerini herkesle paylaşacaktır. Fakat işler umduğu gibi gitmez. Yazıhaneye bıraktığı kitabını birkaç ay almayınca yazıhanedeki adamın, ısınmak için kitabını sobada yaktığını öğrenir. Cahit’in umutları, hayalleri bir sobada yanıp kül olmuştur. Vücudunda sönmek bilmeyen ateşi bu sözüyle taçlandırmıştır:

“Ne çok acı var.”

Bu sözün kendisi kısa olsa da içerisinde gizlenenler uzayıp gidiyor. Doğru ya Cahit’in içinde ne çok acı vardı. Zaman geçtikçe de içindeki alevin üzerine bir köz daha düşüp, yangını büyütüyordu.

Yıllar geçse de Cahit’in içindeki o özlem hiç geçmedi. Geçen her yıl, içindeki o acı boşluk kendisiyle beraber büyüdü, kocaman oldu. Kırk yedi yaşına geldiğinde ise o zarif bedeni daha fazla dayanamayarak içindeki boşlukla beraber sonsuzluğa uğurlandı. Geride babasına, annesine olan özlemini anlatan şiirler, sözler bıraktı. Cahit Zarifoğlu, aklımızda Nuri Pakdil’in de dediği gibi;

“Yedi güzel adamın içerisinde en artist mizaçlı kişi.” olarak kalacak.

 

Hemşire.
Edebiyat ve müzikle ilgileniyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Unutulmuş Bir Kimliğin Eşiğinden / LÜSYEN

‘’Atatürk, dans etti Lüsyen’le… Tevfik Fikret ona edebiyat dersi verdi. İnönü, evlerinde satranç oynadı. Nazım Hikmet, sofralarında yemek yedi. Kimler...

Kapat