Türk Sinemasında “Author” Bir Yönetmen ve “Bukalemun” Bir Aktör: Yavuz Turgul-Şener Şen Filmleri

Sinemanın doğuşu birçok kaynakta Lumiere Kardeşler’in buluşu olarak not düşülse de, ondan evvel 1890’da Thomas Alva Edison ve yardımcısı William Lauire Dickson’un kameranın ilk hali olan “kinetograf”ı icat etmeleri sinemanın miladıdır. 19. yüzyılda Lumiere Kardeşler’in fotoğrafçı bir ailenin üyeleri olmaları kinetografiyle tanışmalarına neden oldu. Kinetografiden ilham alarak geliştirdikleri “sinematografi” makinesini icat etmeleriyle, ilk kısa filmleri –La Sortie de l’Usine Lumiere a Lyon–  Lyon’da bir fabrika çıkışı anını konu alan, dağılan işçilerin 45 saniyelik görüntüsüyle sinema literatürüne adlarını yazdırdılar. İlk zamanlar eğlence aracı olarak görülen bu buluş, gittikçe ilgi görmeye ve yavaş yavaş dünyanın çeşitli ülklerine yayılmaya başladı.

Sinemanın ülke tarihimize girişi de Osmanlı zamanına rastlar. 1896 yılında Osmanlı vatandaşı olan Polonya Yahudi’si Sigmund Weinberg tarafından İstanbul’da Galatasaray’daki Sponeck Birahanesi’nde ilk kapalı gösterim yapılırken, halka açık ilk gösterim de 19 Mart 1910 yılında “Milli Sinema” adlı altında İstanbul Şehzadebaşı’nda faaliyete geçer. Enver Paşa’nın sinemaya ilgi duyması üzerine “Merkez Ordu Sinema Dairesi” (MOSD) kurularak, sinemamızda kurumsallaşmanın temelini atılmış oldu. Osmanlı’da kameraya alınan, Osmanlı vatandaşı Makedonyalı Manaki Kardeşler 1911 senesinde Sultan Reşat’ın Selanik ve Manastır gezilerini filme aldı. Bu olay, ilk filme çekilen görüntülerimiz olsa da,  Fuat Uzkınay’ın 1914 yılında çektiği “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” adlı filmi, Makedonya’nın Cumhuriyet’imizin kurulması sonrası sınır dışında kalmasından dolayı, tarihe ilk filmimiz olarak geçer. Ancak, bu filmin kayıtları  günümüzde bulunamamıştır.

Sinemamızda ilerleyen yıllarda açılan özel film şirketleriyle, Şehir Tiyatrosunun Genel Sanat Yönetmeni Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğinde çekilen, Şehir Tiyatrosu’ndan oyuncuların yer aldığı sinemamızın “Tiyatrocular Dönemi” diye adlandırılan dönemini, tiyatro oyuncu ve yönetmenlerinden arındırılan ve sinema sanatının dünya üzerindeki kurallarına ve vizyonuna uyan Ö. Lütfi Akad, Metin Erksan, Ertem Gönenç, Atıf Yılmaz, Osman Fahri Seden,  Memduh Ün gibi yönetmenlerin başını çektiği “Sinemacılar Dönemi” izler.

Sinemacılar Dönemi’nde 1960 yılında Ertem Eğilmez, önce Efe Film sonra da Arzu Film şirketlerini kurarak Türk sinemasında bir nevi “Arzu Film Ekolü” olarak adlandırlan dönemin başlamasına neden olur.

Arzu Film, melodram türünde sektöre ilk örnek filmleri kazandırır. Bu türde filmleri, toplumsal gerçekçi komediler izler. Her iki türde de –özellikle komedi türü-, halkın kendileriyle özdeşleşebileceği, gündelik hayatın, mahalle kültürünün baskın konu ve karakterlerini/tiplerini Arzu Film projelerinde çok yoğun bir şekilde görülür. Arzu Film’in yaptığı projelerde başarı kazanmasının en büyük nedeni, reji, senaryo ve oyuncu ekibinin ana kadrosunun hemen hemen her filmde birarada çalışıması olmuştur. Bu “ekip”, kolektif çalışma içinde bazen rejide ekibinde yer alırken bazen de senaryo ve oyuncu ekibinde de işler çıkartmaktaydı.

Arzu Film ile birlikte sinemamızda Münir Özkul, Adile Naşit, Tarık Akan, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Kemal Sunal, Halit Akçatepe gibi oyuncular daha da parlamaya başladı. Bu parlayan oyuncular içine, daha evvel figüran rollerde birkaç filmde yer almasına rağmen, Şehir Tiyatrosu’nda yıldızı günden güne parlayan Şener Şen de, bir “yan rol” olan “Badi Ekrem” rolüyle “Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı” filmiyle dahil olur.

Arzu Film’de Sadık Şendil’in başını çektiği senaryo ekibinde Ergin Orbey, Halit Akçatepe, Zeki Alasya ve de Yavuz Turgul da yer almaktaydı. Ses Dergisi’nde yazı işleri müdürü olarak yazı hayatına başlayan Yavuz Turgul, Arzu  Film bünyesine katıldıktan  sonra, ilk olarak Kartal Tibet’in de ilk yönetmenlik projesi olan 1976 yapımı “Tosun Paşa” filminin senaryosunu tek başına yazar. Hababam Sınıfı filmlerinin senaryo ve reji ekibinde de görev alan Yavuz Turgul, Arzu Film geleneği gereği benzer kadrolarla çalışılan Tosun Paşa filminde, başrol Kemal Sunal’ın “Şaban” karakterinin karşına, en “dişi” rol olan, filmin olay örgüsündeki önem arz eden “Lütfü” karakteriyle Şener Şen’i çıkararak Türk sinemasındaki “Yavuz Turgul-Şener Şen” filmlerinin ilkine imza atar.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-1

Geleneksel tiyatromuzun Orta Oyunu-Karagöz türlerinin Kavuıklu-Pişekar/Hacivat-Karagöz ikililerinin birer örneğinin kullanıldığı Tosun Paşa filminde, Osmanlı zamanında yaşayan iki varlıklı ailenin, bir vadi için birbirleriyle çekişmeleri anlatılırken,  Kemal Sunal ve Şener Şen, harika oyunculuklarıyla filmin ilgi görmesine ayrıca neden olurlar. İki yıldızın da parladığı bu dönemde, Kemal Sunal başrollere yakın zamanda geçmiş, Şener Şen de figüran rollerden yardımcı oyuncu rollerine daha çok yeni adım atmıştı. Yavuz Turgul, geleneksel motifi geçmiş bir tarihle birleştirirken, Şener Şen de Badi Ekrem karakterinden sonra, Lütfü karakteriyle farklı bir oyunculuk sergilemekteydi.

Hababam Sınıfı serileriyle dostukları pekişmeye başlayan Yavuz Turgul ve Şener Şen, Tosun Paşa filminin hemen akabinde 1978 yılında Kartal Tibet tarafından çekilen ve senaryosu yine  Yavuz Turgul’a ait “Sultan” filmiyle sinema severlerin karşısına çıkarlar. Yavuz Turgul, Tosun Paşa’dan sonra farklı bir konuyla, dönemin İstanbul’unun sosyo-kültürel ve göç sorunlarını, bir gecekondu mahallesi üzerinden mizahi bir dille işliyordu. Başrolleri Türkan Şoray ve Bulut Aras paylaşırken, Şener Şen de  bu sefer yan rol olan “Bakkal Bahtiyar” rolündeydi. Yavuz Turgul, Şener Şen için özel yazdığı peltek konuşan, pısırık Bakkal Bahtiyar’da, Badi Ekrem ve Lütfü gibi baskın karakterli rollerden sonra yine komedi unsuru ön planda olan farklı bir rolü Şener Şen’e vermişti. Şener Şen bu rolde de fark yaratarak, başrollerden daha çok ilgi görmekteydi.

1978 yılına gelindiğinde, Şener Şen, Arzu Film’in diğer projeleri “Şabanoğlu Şaban” ve “Gülyabani” gibi projelerde Kemal Sunal’a eşlik ederek adından söz ettiriyordu. Aynı yıl Arzu Film yapımcılığında Ertem Eğilmez’in yönettiği “Erkek Güzeli Sefil Bilo” filminde Yavuz Turgul senaryoyu, Doğu illerimizdeki ağa-köylü ilişkisi üzerinden, feodal yapı kritiğini yine mizahi zemin üzerine oturtuyordu. İlyas Salman’ın  “Bilo” karakteriyle başrol olduğu filmde, Şener Şen bu sefer de “Maho Ağa” karakteriyle, başrolü tamamlayacı olarak yine ikinci adam konumundaydı. Yavuz Turgul’un bir Doğu sorunu ile daha evvelki senaryolarından fark yarattığı filmde, Şener Şen de canlandırdığı  “Maho Ağa” karakteriyle önceki performanlarından sıyrılarak aynı derecede etki yapıyordu.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-2

İkilinin bir sonraki buluşmaları, Türk sinemasında  dönemi itibariyle alışılagelmiş Kemal Sunal-Şener Şen buluşmaları gibi, İlyas Salman-Şener Şen buluşmalarının serisine dönüşecek olan 1980’de Ertem Eğilmez tarafından çekilen “Banker Bilo” filmiyle oldu. Tıpkı Kemal Sunal’ın başrol olarak yer aldığı filmlerde Şener Şen’in ikinci adam olarak yer alması, İlyas Salman’lı filmlerde de devam etmekteydi. Yavuz Turgul bu sefer, köyde birlikte büyüdükleri arkadaşı tarafından defalarca kandırılan başka bir “küçük adam” konusunu ele alıyordu. Bu filmde de ülkenin Doğu-Batı, iyi-kötü zıtlığı, köyden kente göç gibi konular Bilo ve Maho karakterleri üzerinden aktarılıyordu. Bir önceki filminde de “kötü” bir adamı canlandıran Şener Şen,  performansıyla ve  dillere pelesenk olan replikleriyle sempati kazanıyordu.

Şener Şen, 70’lerin sonu 80’lerin başında Yavuz Turgul imzalı olmayan başka senaryolarla da adından söz ettirmeye devam ederken, 1981’de Yavuz Turgul’un İhsan Yüce ile ortaklaşa senaryosunu yazdığı, Arzu Film’in Kartal Tibet yönetimindeki “Davaro” filmi, ikiliyi yeniden biraraya getirdi. Şener Şen bu sefer de, başrol Kemal Sunal’a eşlik ediyordu. Film izleyicilerden yoğun ilgi görürken, başrol Kemal Sunal kadar, Şener Şen de “Süleyman Hıyarto” rolüyle akıllarda kalıyordu.

80’lerin başı itibariyle Yavuz Turgul, Şener Şen’siz filmlerin senaryosunu yazmaya başlarken, 1982 yılı  ikilinin yeni buluşmasına sahne alıyordu. Sinan Çetin’in ilk yönetmenlik deneyimi olan “Çiçek Abbas” filmi, Yavuz Turgul’un yine bir gecekondu mahallesindeki geçim sorunu ve mahalle yaşayışını, minibüs muavini Abbas ve minibüsün şoförü Şakir arasındaki çekişme üzerinden yine mizahi bir dille işliyordu. Film, Yavuz Turgul’a 19. Antalya Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ödülü getirirken, İlyas Salman’a “Şakir” rolünde eşlik eden Şener Şen,  farklı bir “kötü” adam rolünde ve farklı oyunculuk tarzıyla seyirciden yine aynı sempatiyi topluyordu.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-3

1982-83 yılları arasında Yavuz Turgul, “İffet” ve “Aile Kadını” adlı iki filmle, kendi filmografinde ilk kez “dram” türünde senaryo yazıyordu.  Şener Şen de yine aynı yıllar arasında komedi türünde “Gırgıriye’de Şenlik Var”, “Dolap Beygiri”, “Adile Teyze”, Şalvar Davası” gibi filmlerde “yardımcı oyuncu” hatta bazen de “yan rol” performanslarıyla -rol ayırt etmeden- dikkat çekiyordu. 1983 yılında Yavuz Turgul bu sefer, son zaman Osmanlı döneminde geçen, tarihsel bir komedi olan “Şekerpare”’nin senaryosunu kaleme almıştı. Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğinde çekilen filmde, başrolleri İlyas Salman ve Yaprak Özdemiroğlu paylaşırken, Şener Şen de “Ziver” karakteriyle, fırsatçı, kaypak, rüşvet alan bir komiseri canlandırıyordu. Şener Şen bu performansıyla, diğer tüm oyuncuların önüne geçiyordu.

1984 yılı, ikilinin kendi bireysel sinema kariyerlerinde ilklere imza attıkları yıldı. Yavuz Turgul, o zaman dilimine kadar senaryo alanında eşşsiz ve birbirinden farklı konuları ele alan bir senaristken, 1984 yılında “Fahriye Abla” filmiyle yönetmen koltuğuna da oturuyor, Şener Şen de  tıpkı tiyatro kariyerinde olduğu gibi figüranlıktan başrole nasıl geçtiyse, sinemada da birbirinin tekrarı olmayan performanslarıyla “Namuslu” filmiyle ilk kez bir başrolle seyirci karşsına çıkıyordu.

1980’lerin ortalarına gelindiğinde Şener Şen bireysel kariyerinde hem tiyatroda hem de sinemada yoğun bir evreye girmişti. Ardı ardına gelen “Aşık Oldum”, “Çıplak Vatandaş”, “Değirmen”, “Milyarder” gibi filmlerle başrollerde farklı karakterlerde yine fark yaratan oyunculuk performansıyla sinema oyunculuğunda dolu dizgin ilermekteydi. Yavuz Turgul ise “Fahriye Abla” projesinden sonra başka bir işte yer almamıştı.

İkili 1985 yılında, Nesli Çölgeçen’in yönetmenliğinde ve yine Yavuz Turgul’un senaryosu olan “Züğürt Ağa” filminde  yeniden biraraya geldi. Filmde 80’li yılların göç olgusunu ve Doğu illerindeki feodal/ağalık sistemin göç ile birlikte değişime uğramasını; marabaları tarafından dolandırılan Ağa’nın, kendine İstanbul’da iş aramasını traji-komik olarak irdeleyen Yavuz Turgul, kalemindeki ustalığı bir kez daha gösterirken, Şener Şen de “Ağa” karakteriyle, oyunculuk servüveninin en önemli rollerinden birini sergileyerek kendine hayran bıraktırmaktaydı. Film, 23. Antalya Film Festivali’nden “En İyi Senaryo” ve İstanbul Film Festivali’nden de “En İyi Film” ödülleriyle dönüyordu.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-4

Yapımcı Adurrahman Keskiner’in Yavuz Turgul’dan yine Şener Şen’in başrolde oynayacağı bir film yazmasını ve bu sefer yine Yavuz Turgul’un yönetmesini istemesi üzerine,  “Muhsin Bey” filmi için 1987’de yeniden bir araya gelir Yavuz Turgul ve Şener Şen. Film, Türk Sanat Müziği yapımcılığı/organizatörlüğü yapan ve dönem itibariyle baskın Arabesk müzik karşısında işleri yolunda gitmeyen, bir İstanbul beyfendisi  Muhsin Bey ile Urfa’dan kalkıp İstanbul’a şarkıcı olmak için gelen Ali Nazik’in mücadelesini konu alır. Yavuz Turgul, eski-yeni, doğu-batı, kent-köy, ezen-ezilen, eski kültür-popüler kültür gibi kavramları işleyerek ve de Beyoğlu semtini plato yaparak, trajik ve mizahi türü bir arada harmanlar. Şener Şen,  eski bir İstanbul beyfendisi karakteriyle  yine ve her zamanki gibi fark yaratan bir oyunculuk sergiler. Film, 24. Antalya Film Festivali’nde “En İyi Film”, “En İyi Senaryo”, “En İyi Erkek Oyuncu” ve de “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” dallarında tüm mühim ödülleri toplar.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-5

Bu film ile birlikte Yavuz  Turgul, sinema kariyerine aynı anda  hem yönetmen hem senarist olarak ve de tüm filmlerinde Şener Şen’in başrolü alacağı yapımlarla beyaz perdede yer alacaktır. Şener Şen de, Yavuz Turgul’dan bağımsız olarak “Arabesk”, “Selamsız Bandosu”, “Yasemin”, “Zengin Mutfağı” ve “Ameraklı” filmlerinde oynadıktan sonra kariyerine Yavuz Turgul’un yazıp yöneteceği projelerde devam eder.

1990 yılında Yavuz Turgul, gelmiş olduğu Yeşilçam geleneğini ve 80’li yılların sonunda popüler olan “toplumasl içerikli/entelektüel filmler” furyasının estirdiği rüzgarı kritik eden “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” filmiyle Şener Şen’le bir araya gelir. Filmde, Yeşilçam döneminin önemli aşk filmlerinin yönetmeni “Haşmet Asilkan”, kendini yenilemek için, 80’li yılların sonunda sinemamızda popüler olan “toplumasl içerikli/entelektüel filmler” anlayışında projeler yönetmek ister. Ancak hem kendi bu konuda yetersizdir hem de çevre yapımcılar onu daima melodram/aşk filmleri türünün yönetmeni olarak bilir ve kabul eder. Zor şartlar altında filmi tamamlayan Haşmet Asilkan, seyirciden ve piyasadan ilgi göremeyince, tam intihar etmek üzereyken, eski başarlı olduğu alandan bir iş teklifi alır. Yavuz Turgul, dönemin analizini mizahi ve trajik dille oldukça iyi irdelerken, Şener Şen bu rolde de gel-gitleri olan, kendi kimliğinden sıyrılıp “entelektüel” bir yönetmen olmaya çalışan ama bunu beceremeyen adamın “beceremeyişini” tüm ayrıntılarına kadar sergiler ve yine kendine hayran bıraktırır.

1990’ların  başı Türk sinemasının durma noktasına geldiği dönemlerdir. Birçok sinema emekçisinin sıkıntığı çektiği bu dönemde, Yavuz Turgul proje üretmekten geri durmaz. Yavuz Turgul, Muhsin Bey filminin senaryosunda yazmış olduğu ancak filmin çekimlerinde dahil etmediği, birlikte yaşayan iki komedyen tipin filmini yapmaya karar verir. 1993 yılında bu iki komedyenin hikayesi “Gölge Oyunu” filmi olarak izleyici karşısına çıkar. Filmde, Şener Şen’e başka bir usta aktör Şevket Altuğ da eşlik eder. Pavyonlarda çalışan, iki beceriksiz komedyenin, evsiz bir kızı evlerine almalarıyla gelişen fantastik olayları konu eder film. Yavuz Turgul, hayal ve gerçelik arasında gidip gelen bu iki arkadaşın didişmelerini, hayattaki mücadelelerini, sevinçlerini, geleneksel tiyatromuzun “gölge oyunu” türünden Hacivat-Karagöz tiplemesini, Şener Şen’in oynadığı “Abidin”, Şevket Altuğ’un oynadığı “Mahmut” karakterleri üzerinden verir. Şener Şen bu filmde, diğer karaktere nazaran kurnaz, kaypak, dolandırıcı bir karaktere can verir. Film, 30. Antalya Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ve “En İkinci Film” ödüllerini alır.

Türk sineması sektörü 90’lı yılların ortalarına geldiğinde yılda ortalama 20 filmle can çekişmekteydi. Tüm otoritelerce sinemamız artık bitmişti. Yavuz Turgul bu dönemde reklam yapımcılığı ve yönetmenliği yaparken, yeni açılan televizyon kanallarında yeni yeni gelişmeye başlayan dizi sektörüne de adım atar. “Süper Baba” projesini tasarlayarak, dizi sektörünün öncü işlerinden birinin mimarı olur. Şener Şen de çeşitli reklamlarda yer alır. Tam da bu zamanda, sinemamız için herşey bitmişken, birçok yapımcı, yönetmen, senarist, oyuncu – kısaca tüm sinema emekçileri- iş bulamıyor ve iş yapmakta risk alamıyorken, Yavuz Turgul, yel değirmenlerini karşısına alarak Türk sinemasının yeniden doğuşuna neden olacak, ikinci baharını yaşatacak bir projeye imza atıyordu: “Eşkıya”. Eşkıya filmi 1996 yılında seyirciyle buluştuğunda, boş olan sinema salonları dolmaya başladı. Yavuz Turgul, yine bir Doğu-Batı, kent-kırsal, mahalle-şehir gibi zıtlıkları bambaşka bir konu ile bir araya getiriyordu. Eski bir Eşkıya olan Şener Şen’in oynadığı “Baran” karakteri, onca yıl hapishanede yattıktan sonra, eski aşkını bulmak için yola koyulur ve kendini İstanbul’da Beyoğlu’nda suçun/illegalin kol gezdiği dönemin Tarlabaşı’nda bulur. Burada tanıştığı Cumali, Baran’a yardımcı olur. Bu filmde de Şener Şen’e, Muhsin Bey’de de olduğu gibi Uğur Yücel (Cumali) eşlik eder.  Şener Şen, daha evvel hayat verdiği bazı Doğulu tiplerinden farklı olarak, Eşkıya’daki Baran karakteriyle baştan sona dramatik yönü ağır basan bir performans sergiler. Film, 19. Siyad Türk Sinenması Ödülleri’nden “En İyi Film”, “En İyi Senaryo”, “En İyi Müzik”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” dallarında ödül alır. Eşkıya,  Yavuz Turgul-Şener Şen filmlerinde mizah ve traji-komik  konulara elveda dedikleri proje olur ve ikili sonraki birliktekliklerinde dramatik projelerle sinema severlerin karşısına çıkar.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-6

Dizi sektörünün hızlı yükseldiği dönemde, “Süper Baba” dizisiyle başarıyı yakalan Yavuz Turgul,  yeni bir diziyle ekranların karşına çıkarken, başrolü de Şener Şen ve Türkan Şoray’a verir. 1998 yılında yayınlanan “İkinci Bahar” dizisi, ikilinin ekranlarda dizi olarak ilk ortak projesi olur ve televizyon izleyicisinden tam not alır. Uzun bir süre sinemaya ara veren Yavuz Turgul ve Şener Şen 2004 yılında “Gönüll Yarası” filmiyle özlemleri giderir. Uzun yıllar Doğu illerinde öğretmenlik yapan Nazım (Şener Şen), emekli olup, İstanbul’a geri döner. İstanbul’da bir süre arkadaşının taksisinde şoförlük yaparken bir pavyonda şarkıcılık yapan Dünya ile bir gece taksisinde tanışıp, hayat hikayesinden etilenir ve kızı gibi gördüğü Dünya’yı, belalı kocasından kurtarmak için evinde misafir eder ve gelişen olaylar sonucu sonu ölüme giden Dünya’nın çocuğuna bakar. Şener Şen, idealist bir öğretmen rolününde yine göz doldurur.  Film, hem ulusal hem de uluslararası festivallerden, çeşitli dallarda ödülle döner.

2000’li yıllar, Eşkıya’nın rüzgarından etiklenip 90’ların sonlarında film çeken genç yönetmenlerin daha olgun projelerle, ulusal ve uluslararası festivallerde adından söz ettirdikleri zamanlardır. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Derviş Zaim, Semih Kaplanoğlu, Özcan Alper, Tayfun Pirselimoğlu, Yeşim Ustaoğlu ve Çağan Irmak, Türk sinemasında ilgi gören işlere imza attarlar. Ayrıca, Ferzan Özpetek ve Fatih Akın gibi lejyoner yönetmenler de, yaşadıkları ülkelerin sorunlarını, konularını işleseler de, bazı projelerinde Türkiye’de de işler yaparak, aynı ilgiyi Türk sinema severlerden de görürler. Tüm bu yönetmenlerin başarılarının altında Eşkıya’nın vermiş olduğu cesaret yatmaktaydı.

Yavuz Turgul, bu dönemde sahibi olduğu Medina Turgul adlı reklam ajansıyla birçok yaratıcı reklam filminin mimarı olur, Şener Şen de “Biz Size Aşık Olduk” adlı bir televizyon dizisiyle ekran karşısına çıkarken, “Mucizeler Komedisi” adlı müzikalle de yıllar sonra tiyatro sahnelerine geri dönmüştü. Tam da bu zamanda 2007 yılında, ikili “Kabadayı” adlı filmle sinemada yeni rakiplerinin karşısına çıkar. Eski İstanbul mahallelerinde birinde yaşayan, yardım sever kimliğiyle tanınan, mahalle jargonuyla “eski delikanlı kabadayı” olarak bilinen Ali Osman, yıllar sonra oğlu olduğunu öğrenir.  Ali Osman, oğlunu ve oğlunun sevgilsini musallat olan mayfadan kurtarmak için mücadele verir. “Ali Osman” karakteri, Şener Şen’in  farklı ölçü ve tartımlarla can verdiği bir performansı olur yine.

2010 yılında vizyona giren “Av Mevsimi” filmi, Yavuz Turgul sinemasında yepyeni bir türün denemesiydi de aynı zamanda. Polisiye/Gerilim türünde bir film olan “Av Mevsimi”, mesleğinin son zamanlarında olan, başarıları sayesinde “Avcı” lakabıyla tanınan Ferman’ın, öldürülen bir kızın failerini bulmak için ipuçlarının peşine düşmesini konu edinir. Av Mevsimi,  Yavuz Turgul’un polisiye türünde ilk örneği olduğu kadar, Şener Şen’in can verdiği karakterler arasında en farklılarından biridir de aynı zamanda. İkili bu filmde de başarıyı yakalar ve  ulusal film festivallerinden çeşitli ödüller alır.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-7

Sinemamız, “yönetmen-oyuncu” ve “senarist-oyuncu” gibi adından söz ettiren birçok mühim birlikteliklere imza attı: Zeki Ökten-Kemal Sunal, Atıf Yılmaz-Müjde Ar, Yılmaz Güney-Tuncel Kurtiz ve yakın sinema tarihimizde de Önder Çakar-Erkan Can, Nuri Bilge Ceyla-Ercan Kesal gibi. Ancak, hiçbiri Yavuz Turgul-Şener Şen projeleri gibi uzun süreli ve birbirinden farklı türlerde işler olmadı.

İki Türk sineması emekçisi: Yavuz Turgul ve Şener Şen. İkisi de, mesleklerinde en alttan gelerek en yüksek noktaya, yetenekleri kadar çalışlanlıklarıyla da adım adım, sindire sindire çıktılar. Türk sinemasının en popüler olduğu zamanlarda da, “Türk sineması bitti” dendiği zamanlarda da yılmadılar sinema yapmaktan. Sinemamızın en kötü zamanlarında bile aynı yoğun ilgiyi gördüler. Çünkü her ikisi de, “yerel” olandan besleniyordu, “yerel” olanı bırakmıyorlardı. Yavuz Turgul, ülkenin Doğu’sunun ayrı Batı’sının ayrı sorunlarını çok iyi biliyordu; sokaktaki insanın nabzından haberdardı. Bunu yaparken, sanatsal olana da aynı derecede hakimdi. Ülkenin geleneksel sanatlarını sinemaya aktarırken, dünya sinemasında olup bitenlerle de yakından ilgiliydi. Tüm bunları harmaladığı bir “dil” oluşturmuştu. Bir filmin, yapımından senaryosuna, yönetimine kadar tüm yaratım sürecinde bir “authıor” olarak Türk sinemasında bu kavramı alan nadir yönetmenlerdendir. Şener Şen, Yavuz Turgul senaryoları ve yönetimi için, “Önüme bir senaryo gelse ve kimin yazdığı söylenmese ben hemen onun Yavuz’un yazdığını anlarım. Yavuz, kendi dili olan, tarzı olan bir sinemacıdır, bu özellikleri onun farkıdır. Ayrıca, bence çok iyi bir oyuncudur da. Çünkü yazdığı karakterleri çok iyi oynar, çok iyi aktarır. Bundadan dolayı da rahatlatır oyuncuyu” der. Şener Şen, tiyatroda oyunculuk sistemini kuramsallaştıran Stanislavski’nin “Büyük rol, küçük rol yoktur. Büyük oyuncu, küçük oyuncu vardır” söylemine uyan bir aktördür. Yıllarca, her projedeki farklı çalışmasıyla, rol ayırt etmeden, rolün konumuna önem vermeden, oyunculuk işinin “gerçek” gereğini yapar. En küçük rolde bile, seyircinin dikkati onun üzerinde olur. Devlet Tiyatroları yönetmenlerinden, aynı zamanda hocam da olan Müge Gürman, bazı tiyatro oyuncuları için, “Onlar ‘sahne canavarıdır’. Sahneye çıktıklarında, hiçbir şey yapmasalar bile, müthiş karizmaları ve duruşlarıyla ilgiyi toplarlar” der, bu tanım Şener Şen’e uyan başka bir tanımdır. Şener Şen performanslarında, Yavuz Turgul gibi, beslendiği ülke insanlarından ve ülke sorunlarından yararlanır ve rollerine bunu çok iyi yansıtarak “toplumsal tavrı” rolüne giydirir. Birbirinden farklı filmlerde ve rollerde, jestiyle, mimikleriyle, konuşma tarzıyla, tüm tartım ve ritmiyle o role -tıpkı bir bukalemunun ortama uygun renk değiştirmesi gibi- bürünür. Tüm becerisiyle, sinemamızın dramatik filmlerindeki başrollerde oynatılması alışılagelmiş “jön” kavramını da kırarak, yerel anlayışı yıkar.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-8

Tosun Paşa’dan Av Mevsimi’ne geçen evrede, Yavuz Turgul ve Şener Şen’den sinemamızda “gerçek” olanla “sanatsal” olana bir arada gördük. Birçoğumuz onların filmleriyle güldü ve ağladı, bazılarımız da sinema sanatına onlar sayesinde gönül verdi. Tüm bunlar içinde, şanslıyız ki onlarla aynı çağda yaşıyoruz ve Türk sinemasının yaşayan bu en kıdemli iki ustasının, taze, dinamik ve hala gençlere örnek olan azmine şahit oluyoruz.

Turk- Sinemasinda- Author-Bir Yonetmen-ve-Bukalemun-Bir Aktor-Yavuz-Turgul-Sener-Sen-Filmleri-9

1 Comment

  1. Deniz

    01 Temmuz 2017 at 03:14

    Çok güzel yazmışsınız,emeğinize sağlık.Yalnız ikinci bahardan bence biraz daha bahsedebilirdiniz o da olağanüstü bir yapımdı çünkü.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Warner Bros Kendini Google’a İhbar Etti!

BBC Türkçe'de yer alan habere göre, film stüdyosu Warner Bros telif hakkı yasalarını ihlal ettiğini belirterek, Google arama sonuçlarından kendi...

Kapat