Türkiye, Evlatlarına Kendisinden Başka Bir Şeyle Meşgul Olmak İmkanını Vermiyor

“Bütün fecaat, insanın, insanla karşılaşa karşılaşa, en sonunda kendisini tanımayacak hale gelmesi.” (Ahmet Hamdi Tanpınar)

Mehmet Kaplan, Ali’ye Mektuplar adlı ölümünden sonra basılan, mektup ve hatıralarını içeren kitabında Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında şöyle diyor:

“Hamdi bey kadar ‘an’da yaşayan insan görmedim. Hamdi bey için ne mazi, ne istikbal var. Bir dakika evvelini unutur. Borcunu da, verdiği sözü de, dersini de. Hamdi bey inzivada mahvolacak cinstendir.” (S. 94)

Bu itibarla Ahmet Hamdi’nin romanlarındaki belli başlı karakterlerin hakiki anlamda tuhaf, yalnız, inzivada kişilikler olması tesadüf değil.

Özellikle Osmanlı’nın son dönemleri ile yüzümüzü batıya çevirdiğimiz günlerde ortaya çıkan süreklilik ve değişim tartışmaları; Tanpınar’ın, edebiyat yaşamındaki duruşunu belirleyen en önemli unsurlardandır. Yeni fikirler, düşünce akımları, bu akımlar arasında zıtlaşmalar ve kutuplaşmalar… Bunlar neyi sürdürecekti ve neyi değiştirecekti? Muhafazakarlık ve batılılık arasındaki sıkışmışlık; tarihi değerleri görmezden gelmek ve silmek istemekle onu yüceltme isteğini de karşı karşıya getirir.

Ahmet Hamdi Tanpınar ise bu dengeyi, batı felsefesini ve halkın manevi değerlerini birleştirerek tutturmayı amaçlar.

“Bütün ıstıraplarım, orada, o eşikte bitecek… Acaba hep böyle mi düşünürüz; ölümün mü, hayatın mı çocuğuyuz? Bu saati hangisi kuruyor, mevsimlerin eli mi, mutlak karanlığın parmağı mı? Ölüm muhakkak ki bir akıbet. Fakat madem ki hayat denen piyango beni teşkil eden adem parçasına isabet etmiş. Madem ki kainat, her zerresiyle benim için canlanmış, o halde duyguların ve duyumların cennetinde, bu acayip Walt Disney oyununda sonuna kadar payımı almalıyım!”

ahmet-hamdi2

Ahmet Hamdi Tanpınar, sayılan, sayılacak olan bir sürü güzelliği dışında bugünlerde daha çok anlamamız gereken yazarların başında geliyor. Yazar zamanında yazarken edebiyatçılığının yanında sosyolog gibi de davranır, hem bugünün Tanpınar okuyucuları onu (Oğuz Atay’da olduğu gibi) Türkiye’nin ruhu benzeri bir şeyi anlamak için okurlar. Söyleyiş güzelliği, estetik kıymetlidir. Fakat Tanpınar’da da esas öne çıkarılan Doğu-Batı ikiliği gibi Türkiye toplumunun ahvali hakkındaki fikirler.

Bir de Deleuze’ün ‘minör edebiyat’ kavramı dolayısıyla bahsettiği, her şeyin kolektifleşmesi hali var sanki. Elbette Tanpınar’ı minör edebiyat içerisinde sayabilir miyiz, hiç bilmiyorum. Ama her şeyin kolektifleşmesi durumunu biraz da her şeyin politikleşmesi gibi anlıyorum. Tanpınar’da da öyle sanki. Ne yorucu.

İşte bu yüzdendir ki bugünlerde Tanpınar’ın “Türkiye, beni yedin” deyişini düşünüp anlıyorum, sık sık tekrar edesim geliyor. Gerçi Türkiye her zaman birilerini yemeye haiz. Ama şu son dönemde artan acı, haksızlık, hukuksuzluk iyice delirtiyor insanı. Bir gün olsun politik olmama hakkınızı kullansanız, gazete okumaya, haber dinlemeye ara verseniz zulme ortak oluyormuşsunuz gibi oluyor, suçluluk duygusu ağır basıyor. Susmanız kimin işine yarıyorsa onun yanında siyasete dahil oluyorsunuz.

Hasılı, Türkiye Tanpınar’ı yediği gibi, bizi de yemeye hazır. Güncel olanın şerrinden edebiyata sığınırız efendim.

Tanpınar için üç kere! Ah, ah, ah!

”Üç gündür Paris’teyim. Ne yaptığımı, ne yapacağımı bilmiyorum ve bir kere daha anladım ki, seyahatin, yer değiştirmenin kendine göre bir yaşı, bir nevi iklimi var. Paris’ten hiçbir şey görmedim henüz. Montparnasse’da oturdum durdum. Yağmur. Belki yol yorgunluğu bunu yaptı. Fakat o heyecanım yok. Seyahat daima kısa olmalı ve ben şimdiye kadar kozmopolit olmadığımı, olamayacağımı anlamalıydım. Kozmopolit olmama imkan yok, çünkü yüksek tabakadan değilim. O imkanlarım yok. Aşağıda, dipte çöreklenen, yaşayan tabakaya gelince onu da benimseyemeyeceğim aşikar. Burada şimdilik köksüzlerin arasında bulunuyorum.”

(Ahmet Hamdi Tanpınar – 30 Haziran 1959)

 

ahmet-hamdi3

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Sana Hikayesini Anlatmak İsteyen Birileri Var!

Kafanda dönüp duran bütün düşünceleri sessizce kenara bırak. Burada sana hikayesini anlatmak için bekleyen birileri var. Hangi nehirden su içtiklerinin, nasıl...

Kapat