Uçurtmayı Vurmasınlar

”İnci, niye uçmuyor bu uçurtma?”
”Uçar bir gün…”
Kocaman çayırlarda uçurmak gerekir.
Kocaman çayır nasıl olur İnci?

Ne diyelim, nasıl anlatalım bilmem.

Uçurtmanın rengarenk görünümünün altında yatan, tüyler ürpertici bir anlamının gizli olduğuna inanılan bir dönem var. Olur da birilerine yaşama umudu verir, kaçıp kurtulma isteği yaratır düşüncesiyle, güneşin uyandırılmaktan korkulduğu, düşüncenin suç sayıldığı bir dönem… Üstelik sadece yetişkinler için uygulanan sansürlerden ibaret değildir bu dönem, çocuklarında içinde yer aldığı ve doğduktan bir süre sonra kazandıkları bitmek bilmeyen sorgulama isteklerine karşı olan, bir tepki görevi taşıyan. Bir çocuğun gözünden bakmaya çabalansaydı eğer; uçurtma ne ifade ederdi ki? Henüz özgürlüğü çağrıştıramadığı, koca koca insanlardan onlara sıra gelebilir miydi?

Sanmam!

Uçurtma küçük bir çocuk için; bulutsuz, bavulsuz hatta umutsuzken çıkabildiği bir yolculuktan başka neyi ifade edebilirdi ki? Büyüklerinin payına düşen cezalar neden hep onlara da eklenirdi? Küçük olmak bunu mu gerektirirdi? Çaresiz kalmanın, ondan çalınanı bir iade biçimi miydi bu? Bilinmez. Ama bir uçurtmayı uçurabilmek, gözlerindeki hüznü silebilmek ve sevgiden yoksun bırakılan ellerine değebilmek, bir ömre bedeldir. Ne kirli gözyaşlarının üzerlerine düşmesini hak ederler ne de kirli ellerin üzerlerinde dolaşmasını… Çocuklar hep çocuk kalmalıdır. Aklının ermediği şeylere, meraklarıyla değinirken, yaşamdan koparılıp alınmamalıdır. Tıpkı Feride Çiçekoğlu’nun betimleyip, Tunç Başaran’ın kapalı kutular ardına yerleştirdiği o küçük çocuk; Barış gibi. Uçurtmayı Vurmasınlar’ın küçük Barış’ı…

ekleyen-tenturdiyot

‘’Uçurtmayı Vurmasınlar’’ birçoğumuzun defalarca seyretmesine rağmen hala tam anlamıyla kavrayamadığı anlarla dolu olan bir yapım. Filmi her izlediğimizde beş yaşındaki bir çocuğun gözünden olaylara şahit oluyormuş gibi davranmaya zorlarız kendimizi ama hiçbir zaman tam anlamıyla onun baktığı yerden bakamayız olanlara. Gerçekten anlayamayız o kapalı koridorlar içindeki kadınlar koğuşunun ve anlatılan sevginin derinliğini. Annesinin yanında kalarak, onun suçuna kefil olan Barış’ın kafasının içinde anlamlandırmaya çalıştığı dünyasına girebilmek, hiç de sanıldığı gibi kolay değildir. Ona sadece İnci’si ulaşabilir. Her yanını soğuk bir havanın kapladığı ve içi boş koridorlarda tıkılıp kaldığı hapishane avlusunda, ona gökyüzünü ve özgürce uçan uçurtmaları İnci ablası anlatabilir. Hem söz vermiştir. Oradan özgürlüğünü kazanıp ayrılsa da bir gün uçurtma olarak geri dönecektir.

Nur Sürer, Ozan Bilen, Füsun Demirel ve Rozet Hubeş gibi isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı, ‘’Uçurtmayı Vurmasınlar’’çocukluğun sıradan zamanlarında, hayata tırmanılan uzun bir yokuşu içselleştiriyor. Hikâyeyi anlatan bir yetişkindir. Ama hikâyeye sığdırılan küçük bir çocuğun gözleridir. Tunç Başaran’ın yönetmenliğinde, düşünce suçunun sınırlarında bir eserdir.

Darbe döneminde çocuk olmak, içselleştirilen bir hikâyeye sığınmak…
Barış’ın uçurtmayla karşılaştığı ilk anda tepkisi çok farklı olmuştur. Adını tam anlamıyla bilmediği bu şeyin, ona neler katabileceğini zamanla öğrenecektir. Hapishane koşullarının, içinde bulundukları ideolojik BASKI dönemiyle bütünleşmesinden dolayı zorlanan kadınların, küçük bir neşe kaynağı vardır; ‘’Barış!’’

Barış’ı tanıdığım yerde ne çiçekler vardı ne de başı bulutlarda bir çınar…
Simitçinin gevrek sesi bile giremezdi oraya.
Taş avluya yalnızca kuşlar konardı bazen.
Adının anlamı dünyayı kucaklasa, taşta büyümezdi Barış…

Düşünceden korkmanın çaresi, kitabı yakmaktan geçmez.
Arama sırasında kütüphaneden alınan bir kitap bulunur ve hiçbir şekilde açıklama yapılmasına izin verilmeden kitabın sayfaları önce parçalanır sonra yakmaya gönderilir. Kitabı okuyan kişiye yöneltilen soruya gelen cevap ise oldukça, samimidir.

Senin suçun nedir?
Düşünce suçlusuyum…

Kitabı yakmaya gönderirken, arkasından iki adam daha gönderilir. Yakıldığından emin olmak istenilir. Yakmak her zaman kurtulmak anlamına gelmez. Bir kitap yakılabilir fakat bir düşünce esaret altına alınamaz. Filmin gidişatında şiddetin boyutu o kadar şekil değiştiriyor ki, kitap yakmak yetmiyor. Koğuş avlusundan görünen bir uçurtmaya sırf içeriye bir mesaj taşıyor kaygısıyla ateş açılmaya kalkılıyor. Tam o an Barış’ın suratına bir hüzün çöküyor. Özgürlüğün ne demek olduğunu anlayamasa da ulaşmanın zorlu duraklardan geçtiğini anlıyor. Uçurtmayı vurmasınlar diye bağırıyor.

Sansüre, baskının yoğun olduğu döneme, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzımıza yönelik en keskin sorgulama biçimini Barış’ın ağzından, Nur Sürer’in tanıklığından yararlanarak hissediyorsunuz. Küçük bir çocuğun gözünden özgürlük yolunda ilerlerken arkanıza dahi bakmıyorsunuz.
Film, 1989 yılında Türkiye’nin ilk Oscar Aday Adayı filmi olmuştur. Fakat seçilememiştir.

Uçurtmayı Vurmasınlar – Don’t Let Them Shoot the Kite
Yönetmen: Tunç Başaran
Yapım:1989

Anıl Basılı

Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencisi, gazeteci adayı, torpilsiz televizyoncu, kültür-sanat işçisi, psikoloji, mitoloji ve sinemasever.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Birbirinden Farklı Öykülerin Yer Aldığı ‘Öykü Gazetesi’ Yayın Hayatına Başladı!

Nesilden nesile aktarılan öykü geleneği bu kez 'Öykü Gazetesi' ile sesini duruyor. Öyküyü gazete formunda okumayı sağlayan 'Öykü Gazetesi' bu...

Kapat