Ümit Ünal Röportajı

9, Ses ve Nar gibi daha pek çok filmden aşina olduğumuz senarist, yönetmen Ümit Ünal ile kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Yeni film hazırlıkları yapan Ümit Ünal, sinemaya Yeşilçam olarak adlandırılan dönemde  girmiş ve şuana kadar pek çok yapıta imzasını atmıştır. Hali hazırda 4 tane de kitabı yayınlanmıştır. Keyifli okumalar.

Sinemaya haksızlıkları anlatmak, yolunda gitmediğini düşündüğünüz şeylerden bahsetmek için girdiğinizi söylüyorsunuz. Peki filmlerinize baktığınızda senaryonun ilk doğduğu andaki fikir ile film bittikten sonra anlatılan şey birbiri ile uyumlu olabiliyor mu?

Sinema dışından bir örnek vereyim: Bir yıl kadar, hemen hemen her gün desenler çizdim. Bunların bir kısmını internette yayınladım, bir kısmı çöpü boyladı. Çizerken sadece kendi hayal gücüm, gözlerim, ellerim ve kullandığım kağıt/boya ile sınırlıyım ama düşünün, o zaman bile bazı desen işliyor, “oluyor”, bazısı “olmuyor”. Sinemada ise yaratım sürecine onlarca başka insanı, yüzbinlerce (bazen milyonlarca) lirayı, uymanız gereken ticari talepleri, teknik sınırları, zamanı, aksaklıkları, anlaşmazlıkları, stresi vb ekleyin. Bir filmin “olması” sadece size bağlı değil. Kullandığınız karmaşık mekanizmayı çok iyi idare etmeniz gerek. Yine de, her şey yolunda gittiği zaman bile, bazı filmler oluyor, bazısı olamıyor. Bunun bir reçetesi, garantili bir yolu maalesef yok.

Filmlerinize baktığımız zaman bazen hikayeye çok büyük etkisi olan bazen de hikayenin kendisi olan kadın karakterleri görüyoruz. Pek alıştığımız bir durum değil açıkçası. Bunun özel bir sebebi var mı?

Bu toplumda abileri, babaları gibi olmaya özenen ve bununla övünen erkekler beni çocukluğumdan beri hep rahatsız etti. Onların arasına katılamadım. Erkek dünyasının ve bakışının dışına çıkamayanlara çoğu zaman öfkeyle bazen de acıyarak baktım. Buranın erkeklik tanımı dışında kalan ne varsa onlarla ilgilendim. Kadınlar bu dünyanın en büyük azınlığı olarak, elbette ilk senaryolarımdan beri işlerimin merkezinde yer aldılar.

umit-unal1

Sizce edebiyatın sinemadaki yeri nedir? Başarılı bir edebi metni sinemaya uyarlamanın ekstra zorlukları var mıdır?

Bir sinemacı edebiyattan çok şey öğrenebilir. Edebiyat birikimi olmayan bir sanatçı bence çoğu zaman yüzeysel kalmaya mahkum. Ama edebiyat ve sinemanın dilleri, anlatım yolları tamamen farklı. Elbette edebiyat dilinden sinema diline “tercüme” mümkün ama bence bir yönetmen edebiyat birikimini sinemaya doğrudan aktarmaya çalışmak yerine, o birikimle sinemanın uçsuz bucaksız alanında ne yapabileceğine kafa yormalı. Sinema diliyle düşünmeli.

Her yıl popüler kültür rüyasına kapılmış, sadece ticari kaygı ile çekilen onlarca film çıkıyor ortaya. Sinemanın, diğer sanat dallarına nazaran popüler kültürün içine bu denli girmesinin sebebi nedir? Bir de bu durumun sinemayı getirdiği noktayı nasıl buluyorsunuz?

Sinema doğduğu andan başlayarak eğlence endüstrisinin bir parçasıydı zaten. Sinema bir ucunda sanatçıların, diğer ucunda endüstri temsilcilerinin oturduğu bir tahterevalli gibi bence. Bazen bir tarafı (sanat) bazen diğer tarafı (ticaret) ağır basıyor. Bazen güzel dengeler yakalanıyor. Ama asıl olay özetle şu: Ticari film / Sanat filmi ayrımı diye bir kavram yok. İyi filmler var, kötü filmler var. Bunların bazısı ticari açıdan başarılı bazısı değil. Ticari başarı/ya da başarısızlık filmin iyiliği için bir ölçüt değil. Bu konuda her zaman Ertem Eğilmez’den duyduğum bir lafı hatırlarım: “Sanat filmi nedir ki? Bir film iyiyse, sanattır zaten.”

Yazdığınız senaryoları yaşadığınız kültür, coğrafya ve buradaki şartlar nasıl etkiliyor? Kendi kaleminize bir sansür uygulama ihtiyacı hissettiğiniz oluyor mu?

Herhangi bir ülkeden, herhangi bir yönetmen “Ben sadece içimden gelen sese göre film yapıyorum, hayal gücümü tümüyle özgür bırakıyorum” derse inanmayın. Her yönetmen, her senarist seyircisini, yapım koşullarını, bütçeyi, gişeyi, “TV’de yayınlanabilir mi?” gibi binlerce soruyu düşünmek ve ona göre kararlar alıp uymak zorunda. Kimi zaman görece daha geniş bir özgürlük alanı, daha büyük bütçe fırsatları doğabilir ama her zaman bir sınır vardır.

Sanırım önümüzdeki yaz yeni bir film projesi var. Nasıl bir film bekliyor bizleri?

Sofra Sırları yıllardır çekmek istediğim bir senaryo. Nihayet hayata geçecek. Bir kara komedi. Kara kısmı biraz koyu denebilir belki. Ama çok da eğlenceli olacak. Türk mutfağından çok sevdiğim yemek tarifleri, dram üstü az kan ve şiddet, tuhaf cinayetler, polisiye merak unsuru falan da olacak. Yine hikayenin merkezinde bir kadın var. Çok sevdiğim oyuncular Hülya Avşar, Burak Sergen, Alican Yücesoy, Fırat Altunmeşe, Selen Uçer var.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Aşkın Büyüsüyle Bezenmiş Bir Cami – Nasır ol Molk

Ve Allah, burada yakındadır, Şebboylar arasında, uzun çamın altında Suyun bilincinde, Bitkilerin kanununda… Sohrab Sepehri Aşkın, sanatın ve kültürün şehri...

Kapat