Unutulmuş Bir Kimliğin Eşiğinden / LÜSYEN

‘’Atatürk, dans etti Lüsyen’le… Tevfik Fikret ona edebiyat dersi verdi. İnönü, evlerinde satranç oynadı. Nazım Hikmet, sofralarında yemek yedi. Kimler yok ki, bu belgesel romanın sayfaları arasında: Mehmet Akif’ten Victor Hugo’ya, Damat Ferid’den Oscar Wilde’a, Yahya Kemal’den Hindenburg’a, Necip Fazıl’dan, Karındeşen Jack’e, Abdülmecid’ten Namık Kemal’e, Sultan Reşad’dan Talat Paşa’ya Geçen asrın en ünlü portreleri… Ve onların arasında bir çağ yangınının tam ortasında yaşanmış inanılmaz bir aşk hikâyesi… ‘’

    Can Dündar’ın kaleme aldığı ve bende etkisinin uzun zaman sürdüğü, lise yıllarımdayken yayınlanışının senesinde harçlıklarımdan biriktirerek aldığım için değeri bende bir kat daha artmış bir kitaptır Lüsyen. Bana ön yargılarımı kırmayı öğreten, beni hiç edinmediğim bir bakış açısına gark eden nadir romanlardan biridir. Kitabı öylesi çok okumak isterken bitmesin diye yavaşça okumaya çalışmak, kitap bittikten sonra kitabı sarmalayıp Lüsyen için hıçkıra hıçkıra ağlamak kuşkusuz birçok okurunun yaşadığı bir durumdur. Ancak bendeki onu anlama hali Lüsyen’i kendime yakın kılmış, artık Lüsyen benim tanıdığım biri olmuştu ve yıllar öncesi vefat etmiş bu kadını ben kitabımı bitirdiğimde kaybetmiştim. Kendimce bir söz vermiştim o gün; şimdilerde mezarının başında bir adı dahi olmayan  bu kadını ben unutmayacaktım. Bu yazı, sizlerin de Lüsyen’i tanımasına aracı olmak içindir. Belki de sözümün bir parçasıdır.

 

                                            “ Aşk adeta randevulaştı onlarla. “

 

Başka bir ülkeden gelen ve geldiği ülkede kendisinden 41 yaş büyük bir şaire yaşından büyük bir tutkuyla aşık olan bir kadının hikayesi.  Türk edebiyatının ‘Şair-i Azam’ı,  Makber şiirin sahibi Abdülhak Hamid Tarhan’ın son eşidir Lüsyen(Lucienne).  Aslen Belçikalı olan, evliliği sebebiyle ailesi tarafından reddedilmiş Lüsyen evlendiğinde 19 yaşındayken, Tarhan 60 yaşındadır. Alelade bir bakışla garipsenecek, ön yargılara gebe bu yaş farkı bizim bakış açımızdan çok uzak bir açıyla Lüsyen’in Tarhan’a olan hayranlığını körüklemiş, döneminde herkesin saygı duyduğu bir şairden büyük bir ilgi görmek Lüsyen’e hiç bilmediği bir dünyanın kapısını açmıştır.

Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayıp, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde son bulan bir sevgiyle, değişen bir çağın içinde geçen hayatlar… Kitabın her sayfasında dönemin edebi çevresini yakından tanıyor, edebiyat kitaplarından okuduğunuz isimlerin hayatlarına dahil oluyorsunuz. Her sayfa başlı başına bir tarih, iç içe geçmiş zaman dilimleri ve önünüzden akıp giden bir dönem. Sayfalarını okurken bile hayrete düşüren bu belgesel romanın içinde Lüsyen’i anlamamak mümkün değil.

Bu güzel yaşamın içinde, savaşa giren bir Osmanlı; ardı sıra yayınlanan Hamid’in eserleri; İttihat ve Terakki Hükümeti çabaları; yıllar sonra Mustafa Kemal olarak tanıyacakları komutanın evlerine kiracı adayı olarak gelişi; Viyana ve Brüksel’de geçen zamanlar ; Mondros Anlaşması’yla yenik düşmüş bir devlet; güzel günlerin ardından zorlu bir yaşamın başlangıcı.. Zorlu yolculuklar.. Tüm bunların arasında Hamid’in garip kişiliğiyle uğraşan, her zaman onun gölgesinde kalmış yetenekli bir Lüsyen.

 

      “Yaz” derdi bana, “ .. yeryüzünde buna denk düşen hiçbir zevk ve saadet yoktur.”

 

Ve bunların yanısıra sevgisini sınırda yaşayan, Lüsyen’den vazgeçemeyen Hamid’in, buna rağmen sadık kalmayışı ve sabaha karşı eve gelmeleri bekliyordu Lüsyen’i. Bu zaman aralığının ayrılıkla sonuçlanması kaçınılmaz olurken, yine de dostça biten bu evliliğin, ve babasını kaybetmesinin ardından Roma’ya giden Lüsyen, burada tanıştığı bir kontla evlenmiş ve yeni hayatına ilk adımını atmıştı.

Ancak sevginin zaman ve mekan kavramının olmadığı bilindiği üzere, Lüsyen’in kendi hayatı için attığı bu adım aşklarının ikinci dönemine de bir adım olmuştu. Lüsyen’i tamamen kaybetme korkusuyla  paylaşmayı göze alabilen Hamid; öyle ki bir zaman eski eşinin şimdiki kocasını sadece Lüsyen’i görebilmek adına İstanbul’a tayin ettirme planlarına dahi girişmiştir. Hayatının bundan sonraki evresinde Lüsyen’e mektuplar yazmış, onun ruh halini yazılarından anlamaya çalışmıştır. Bazen kıskanç bir öfkeye, bazense yüksek ruhlu bir aşka dönüşen mektuplar birbirlerine ‘gel’ demekle sonuçlanmış, ve bu evre de Lüsyen’in İtalyan aristokratından ayrılıp Hamid’e geri dönmesiyle son bulmuştur.

Gittiğinden bu yana bıraktığı bu ülkenin değişimine tanık olan Lüsyen, ülkenin adından düzenine, rejimine kadar adeta yıllar içinde yeni bir çağa atlamıştır. Şimdi onu yeniden bambaşka bir hayat beklemekte ve gidişinin ardından yazmaya ara vermiş şaire yeniden ilham perisi olmaktadır.

 

“  Gitmek, ona göre başka yerde olmak demekti. Bu başka yer , ister evvelkinden iyi, ister        daha beter olsun, önemi yoktu.

‘Başka’ olsun da..

Mühim olan yenilikti..

Evvelce görülmemiş şeylere açılmış kapı, harikalı yarın; onun gayet hoş ve derin bir surette söylediği gibi , var olmadığı ve var olmayacağı için büyük bir cazibe taşıyan yarın.. “

 

Bu zamana kadar hep Osmanlı Devleti cephesinde kalmış Hamid ise TBMM’de üç dönem İstanbul Milletvekilliği yapmış, yıllar öncesi karşılaştığı Mustafa Kemal ile tanışma fırsatı bulmuş, sıkıntılı ve parasız günlerini geride bırakmıştır. 1937 yılında hayatını kaybeden Hamid, ulusal bir cenaze töreniyle Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’na gömülmüş, ve buraya gömülen ilk isim olmuştur.

Lüsyen ise Hamid’in vefatının ardından 29 yıl sonra hayata gözlerini yummuş ve bu sürece içinde bir daha kimseyle evlenmemiştir. Kitabı okuduğunuzda siz de göreceksiniz ki, Lüsyen’in hayatı hep bir inanç edinerek, ömür törpüsü zamanların içinde bazen bir çocuk gibi azarlanarak, bazen mükemmel bir kalabalığın içinde yalnız kalarak geçmiştir. Sevmek en güçlü yanıdır Lüsyen’in. Ve maalesef ki yaşarken Hamid’in gölgesinde kalmış Lüsyen, vefat ettiğinde de Hamid’in heybetli mezar taşının arkasında cenazesinde kimse olmadan yalnız bir şekilde toprağa verilmiştir. Şimdilerde sadece bir tümsekten ibaret olan mezarının taşını ise bu kitabın telifiyle Can Dündar yaptırmıştır.

Kitapta boşluklu bir anlatımla karşılaşmanız kitabın bir belgesel niteliği taşımasından ve Can Dündar’ın bu boşlukları kendi hayal gücüyle doldurmak istememesindendir. Kuşkusuz ki aslında en güzel yanlarından biridir de bu;  kitabın herkesin hayal dünyasında kendine özgün bir iz bırakmasına izin verir yazar.

 

Elifcan Koç
Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi BIIBF Maliye öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Simyacı / Yüreğinin Sesini Dinle!

Bir kervancının getirdiği kitabı eline aldı Simyacı. Kapağı yoktu kitabın, ama gene de yazarının kim olduğunu anladı: Oscar Wilde’dı yazar....

Kapat