Unutulmuş Bir Osmanlı Sanatı: Hüve’l Baki

Bir gün bir yabancı sahaflar çarşısına uğrar (zira İstanbul’a gelip sahaflar çarşısına uğramayan sanatsever yabancı pek azdır) , orada bir dükkânın yan tarafında asılı duran bir levha görür ve satın almak ister, esnaf vermek istemese de lisanda anlaşamadıklarından yabancı ısrarlı davranır ve esnaf kırmamak adına levhayı ona verir. Levhayı alan yabancı memleketine döner, yılların ardından evine bir Türk misafir eder. Gelen Türk misafir duvarda asılı levhaya bakıp gülümsemektedir, yabancı levhayı nasıl elde ettiğini, ne kadar beğendiğini heyecanla anlatır ve ekler ‘ancak daha ne yazdığını dahi bilmiyorum’. Misafir yeniden gülümser ve ‘’Bu levhada –helaya gider- yazıyor’’ der, ev sahibi kahkahalara boğulur ‘Sizin bu yazınızla da ne yazılsa güzel oluyor.’ der.

Doğu sanatları ile ilgilenen bütün sanatseverlerin ortak kararıdır ki hat sanatı Türklerin elinde yücelmiştir.  Türk- İslam kültürünün harmanlanmasının ürünü olan hat sanatı Osmanlı ile özdeşleşerek meyvelerini bizlere miras bırakmıştır. Ne var ki bu miras bugünlerde hor ve hakir görülerek sanat çevrelerince dışlanmış, hediyelik eşya süsü olmaktan fazlasıyla genç neslin hafızasında yer edinememiştir.  Oysa Osmanlı Devleti için durum hiç de böyle değildir. Osmanlı hat sanatını saray başta olmak üzere hayatın birçok alanında kullanmaktaydı. Bunun en güzel göstergelerinden biri ise kuşkusuz günümüzde de birçok örneğine rastladığımız mezarlıklardır.  Ölümden sonra yaşama inanan birçok toplum için mezar geleneği önem arz etmiş, kendilerine has ilkeler doğurmalarına sebep olmuştur. İslam inancı çerçevesinde Osmanlı Devleti de bu durumu kendince göstermiş, mezar taşlarını bir sanata çevirmişlerdir.

Mezar taşlarına işlenen yazılar yazı biçimimizin, anlayışlarımızın, üslubumuzun tarihsel  değişimini ortaya koymanın yanında Osmanlı toplumunun hayatı ve ölümü yorumlayışını da gösteren yazıtlar olmuşlardır.  Hüve’l Baki ise Osmanlı mezarlıklarında hattatlarımızın sıkça kullanmış olduğu bir söz öbeğidir. Hüve’l Baki’i özel kılan ise onlarca hattat tarafından binlerce farklı şekilde yazılmış, yüzyıllar boyunca mezar taşlarını süslemiş olmasıdır. Kelime manası olarak yaratıcı kast edilerek ”Ebedi kalacak O’dur” yahut  ”O, kalıcıdır” gibi çevirilerle Türkçeye kazandırılır.

Unutulmus-Bir-Osmanli-Sanati-Huvel-Baki-1

Mezar taşlarına Hüve’l Baki yazmak Osmanlılarda gelenekselleşmiş bir anlayıştır. Bu yazı, mezar taşlarının en üst kısmına, mezar taşında kullanılan simgelerin hemen altına yazılır. Günümüzde artık örneğine rastlayamadığımız bu sözcük öbeği Osmanlı döneminde şaşılacak sayıda ve çeşitte karşımıza çıkar. Hattatlar için bir gövde gösterisi haline gelen bu geleneksellik, her seferinde biraz daha şaşırtacak güzellikte karşılar bizi.

Varlıklara adil yaklaşımlarda bulunan, zarar göstermeyen tüm kültürler değerlidir. İnsanlığın asıl zenginliğinin kaynağı kültür ve anlayışların çeşitliliğidir. Her kültür kendi çerçevesinde incelenmelidir ki  güzelliğine yargılarımız perde olmasın. Bu güzel Osmanlı geleneğinin insanı heyecanlandıran, kendine hayran bırakan dünyasına sahip çıkmak dileğiyle yazımı Neyzen Tevfik’in hocası, hiciv ustası Şair Eşref’in şu dizeleriyle sonlandırmak istiyorum:

”Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,
Gelmesin reddeylerim billahi öz kardaşımı
Gözlerim ebna-ı ademden o rütbe yıldı kim
İstemem ben Fatiha, tek çalmasınlar mezar taşımı”

Bir hırsız Şair Eşref’i öldükten sonra da haksız çıkarmamış ve mezar taşını çalmıştır.

 Kaynak: Mehmet Zeki Kuşoğlu, Dünkü Sanatımız- Kültürümüz

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
6 Yaşındaki Bir Çocuğun Gözünden Objeler

Küçük yaşlarda dünyayı nasıl görüyorduk? Bu soruya verilebilecek en güzel cevaplar “Things I have drawn” instagram hesabında gizli. 6 yaşındaki...

Kapat