URFADAN GAZEL : KAZANCI BEDİH

Kazancı Bedih, Şanlıurfa’da bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve Gazelhan Sıra Gecesi geleneğinin yapı taşlarından biri olmuştur. Sıra Geceleri, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtarılışından beri önem kazanmış, büyük ve derin bir meclistir. İstiklal Savaşı sırasında İngilizler tarafından ele geçirilen Urfa’da 5 Eylül 1919 günü Ali Rıza Bey’in öncülüğünde kalabalıklardan uzak bir yerde 12 kişilik bir sıra gecesi düzenlenmiştir. Sıradan bir sıra gecesi olarak düşünülen o gecede Ali Rıza Bey ve arkadaşları Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Urfa şubesini kurmuşlardır. Böylece Sıra Geceleri artık saz – söz meclisi dışında vatan meselelerinin de görüşüldüğü bir meclis haline gelmiştir. 10 yıl sonra da Sıra Geceleri’ne derin bir nefes getiren Kazancı Bedih dünyaya gelip Sıra Geceleri’nin keşfini sağlamıştır.

 

Urfa’daki her çocuk gibi küçüklüğünden beri sıra gecelerine gidip türkü söyleyen, sıra gecelerini bir okul olarak benimseyen yöre halkıyla birlikte ud, cümbüş ve tanbur çalmayı öğrenmiştir. Belli bir yaşa kadar sadece dost sıra gecelerinde sesini duyurup sabahın ağarmasıyla kazancı dükkanını açıp; cümbüşünü çiviye asıp mesleğine oturan Bedih, sesinin taklit edilememesiyle ün kazanmıştır. Karakteri ve mizacı mütevazı olan Kazancı Bedih’in kendine has bir üslubundan ve ses tonundan dolayı etrafındakiler onu “pir” olarak çağırırdı. Sesinin enderliği, söz ve duygu yoğunluğu, okuduğu eserlere mistik hava katması, bir zamandan sonra müzik dünyasına katılmasını sağlayacaktı. Kazancı Bedih ne kadar istemese de yozlaşmış müzik dünyasında kendini tanıtacaktı. Ortamlardaki yozlaşmayı kendi üslubunca eleştiren Kazancı Bedih, Savaş Ay’a konuk olduğu bir programda “hafızamda binlerce parçalık arşivim var. Bunları birileri derlese, kayıt altına alsa hep Hülya Avşar’a İbo Show’a çıkıyoruz, böyle mi olmalıydı ?” demiştir.

Hayatının büyük çoğunluğunu dost sıra gecelerinde geçiren Kazancı Bedih, 1993’te İbrahim Tatlıses’in programında “öyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir”i söyleyince sanat camiasında çok beğenilmiş. Yine  İbrahim Tatlıses’in bir programında Ahmet Kaya ile aynı ortamda bulunan fakat kendisini tanımayan Bedih’e Tatlıses, Ahmet Kaya’yı programa çıkaracağını ve tanıyıp, tanımadığını; onu nasıl bulduğunu sorduğunda Bedih; “Oğlum bu saç, sakal ne? Biraz kessene” demiştir.

kazanci-bedih-ve-oglu

1996 yılında Yavuz Turgul’un Eşkıya filminde seslendirdiği “Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım, yanayım aşkınla büryan olayım” dizeleriyle tekrar gündeme gelmiştir. Televizyon programlarındaki ününden sonra Urfa’daki esnaf arkadaşlarına dalga konusu olan Bedih arkadaşlarına ” ne bileyim ben zırlamanın bu kadar para edeceğini” diyerek yıllardır severek yaptığı işin maddiyata dökülmesinden yakınmıştır. O yıllarda ortamlarda az görülmesinden yakınan bir basın mensubu televizyona niye çıkmadığını sorunca Kazancı Bedih ” Memlekette rakı kalmaz” diyerek yanıtlamıştır. Gönül işi olan sıra gecelerinin bir zamandan sonra yozlaştırılması; okunan eserlerin sözlerinin değiştirilmesi; musikinin ön plana atılarak duygu yoğunluğunun verilmemesinden şikayetçidir aslında. Bir cümlede dünyayı dilinde çeviren gazellerin yoğunluğunu, okuyanın gazeli yaşamasına bağlarmış. Belki bu yüzden Urfa’daki bütün pirler ” yanık ” sesli olarak anılmış.

Kazancı Bedih, kahveleri sevmezmiş. Arkadaşlarıyla birlikte sözleştikleri saatlerde, genelde kimse sazdan sözden rahatsız olmasın diye mağaralarda yapılan sıra gecelerinde buluşurmuş. İkramın bol olduğu bu gecelerde mağaralara at ve eşeklere yüklenen müzik

aletleriyle gidilirmiş. Sadece musikinin hakim olmadığı bu gecelerde, edebiyat, tarih, gündem ince kelimelerle yöresel üslupla sohbete konu olur. Sıraya gelen selam verip herkesle tokalaşıp öylece yerine oturur.  Önceden sıra gecesine gelenler ise herkese birden selam anlamında “cemaatize rahmet” diyerek selamı alırlarmış. Sırada yaşça büyükler en üstte, küçükler ise kapıya yakın otururmuş. Sıra gecesi sırasında makamda yanlışlık yapan utancından aylarca sıraya katılamazmış.

Kazancı Bedih hayatının son demlerinde “Hac’dan geldim, her şeyi bıraktım ve cümbüşü bizim oğlan Naci’ye verdim” diyerek ustalığını, zaman zaman sıra gecelerinde eserlerini birlikte okuduğu oğlu Naci Yoluk’a devretmiştir. 2004 yılında ise Urfa’daki evinde eşiyle birlikte uyurken sobadan sızan gazdan dolayı vefat etmiştir.

kazanci-bedih-2

Anadolu kültürünün “yanık” sesli üstadı Kazancı Bedih kendisine sunulan yozlaşmış müzik hayatını ve lüksünü tamamen reddedip; hamurunun yoğrulduğu peygamberler şehri Urfa’da münzevi bir hayat sürmüştür. 2000’i aşan kasetleri basılsa da kazan dükkanından kazandıklarıyla hayatını sürdürmüştür. Devletin desteğinin o zamanlarda da eksikliğinden yakınmamış ve halinden memnun olduğunu söylemiş. Kazancı Bedih hiçbir zaman dillendirmese de  Anadolu kültürüne büyük katkı sağlayan derin anlamlı eserleri, musikisi, karakteri, yanık sesi en azından günümüzde bir özür mahiyetinde de olsa ödüllendirilmeli. Unutulmamalı, yozlaşmamalı; anlaşılmalı, dinlenmeli.

Derin nefeslerle şöyle bir kulak kabartılmalı, okumalı :

“Muvakkattir eğer hükmeylesen dünyâya sertâser

Çıkar ahir elinden bin yerinden bağlasan çember Cihana sığmamışken bir mezara sığdı İskender Varıp baksan o da şimdi yıkık bir gare dönmüştür”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Sözcükler, Nesneler, Kavramlar

Akbank Sanat 2014-15 sezonunu dünya çapında bir sergiyle açtı. 20. Yüzyıl kavramsal sanatının en önemli kurucularından birisi, başlı başına bir...

Kapat