‘Usandım Taş Basması Günler Yaşamaktan’ Uğurlar Olsun Ahmet Oktay!

Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu
Namussuz bir çağ bu biliyorsun!
Cemal Süreya

İyiye dair ne varsa yitiyoruz şu dünyada. Kendimize sığınak aradığımız şu alemde, belki de sığındığımız tek kişilerdir yazar ve şairler. Ahmet Oktay’da bu sığınağın en derin yazarlarındandır. 1950’li  yıllarda başladığı şiirleriyle, ilk zamanlar Ahmet Arif’in tarzında yazdığı söylense de kendine özgü üslubu ile dikkatleri üzerine çekti. Kadınlara yazılan dizelerin meşhurluğunda, erkeklere de şiirler yazdı. Sahi erkekler hep erken mi ölürdü?

Çünkü gök sıkıntıyla ağar
rüzgâr buruşur, bir yaprak düşer
ve kaçıyordur solgun mavilikte
maviler ve al geyikler.
İşte altın ve kara akıntılar:
analar, yitirilmiş resimlik
yoksulluk, o korkunç kadın.
Susun, tümünün anıldığı gündür,
kara yağmur ve ebem kuşağı
usulca bütün erkekler ölür.

(Bütün Erkekler Ölür)

Bireyin yalnızlığını işlediği şiirlerinde, toplumsal sorunlar varlığını her zaman korudu. Kimi zaman bireyi öne çıkardığı savunulduysa da toplumcu-gerçekçi tarzı ön plandaydı.

Usandım taş basması günler yaşamaktan
yalnızlığımı büyütüyorum korkunç
yani bağırmak sana sulardan.

Her gün yeniden ölmek
elinden karanlık adamların
yalanla, ekmekle, silahla.

(Acı)

Ahmet-Oktay

Bir dönem gazetelerde ve TRT’de haber muhabirliği yapan yazar, kendini tümüyle şiire ve yazıya adadı. Muhteşem dizelerindeki İkinci Yeni etkisi, ruhumuza işledi.

Berduşun tekiydi, tanıdım, 

Baktım gözlerindeki mavala:
karı, grev, lokavt, kanser
”Boş ver” deyip tosladım beşliği.
 Bağdat önündeydi tanklar.
 
(Lirikler adlı kitabından, 2007-Yalçın Tura İçin On Kederli Şarkı)

Bir yalnızlık büyütürdüm saksıda
kalandı çok eski günlerden
bir bana yetsin, hıncımı arttırsın
aşkımı pekiştirsin diye sevince.
Günüydü, gelip durdu hüznümün önünde
gidilmemiş bir saklı deniz sandım.

Kıpırdamazdı yapraklar geceyle
tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak
bana neydi gülmeler, şarkılar
otobüs durakları, alandaki kalabalık
geldi durdu, alana merhaba dedim.

Bir göz bozgundur yerine göre
vururdu pencereme rüzgâr,
ben hep öyle bir gözdüm
çığlığını kendine saklayan.
Düş kurmazdım, beklemezdim şurda
burda, çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi
apansız geliverdi sokağıma.

Hıncım bana kalsın gayrı
sen yalnızlığımı götür.
Bana çay demlemeyi öğret
elimi yüzümü yıkamayı,
ağzıma rakı koydurma.
Hıncım bana kalsın diyorum
çünki ben bu kenti kendimde büyüttüm
bir barbarın vahşi ateşiyle,
çünki yapılarının taşında onulmazlığım
çünki şarkılar kanımın bedeli.

En sevdiğim kelimeler gibisin
örneğin öfke gibi
hani bir zamanlar
dağda ve sokakta açan.
Örneğin umut gibi
günde, gecede yitip durduğumuz
zeytin dalını dal eden.
Örneğin aşk gibi
denizlerin üzerinde yürüten.
Örneğin kavga gibi
yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan
kayaları yumuşatan kavga gibi.

denizler benim kadar kıpırdayamaz
bak şimdi parklardayım
bir çocuğun menevişli gözlerinde.
hüzünleri bırakmanın günü
günü çığlığı olmak dünyanın,
hüznümü iki kat ediyor ama
gecede alnıma dayalı alnın.

(Beş Kuruşa Aşk Şarkıları) Ahmet-Oktay

Yazar, şiir ve yazıları ile Yeditepe Şiir Armağanı, Necatigil Şiir Armağanı, Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü, 2002 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Hizmet Ödülü gibi pek çok ödüle layık görüldü.

*Şiirler, www.siirakademisi.com ve www.siir.gen.tr adreslerinden alıntılanmıştır.

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Bomboş New York Sokaklarının Ürkütücü Fotoğrafları!

Fotoğrafçı Genero Bardy, NewYork sokaklarını en boş halleriyle fotoğrafladı. Daha önce Paris'i de aynı şekilde fotoğraflayan Bardy, Sakın şehir fotoğraflarına...

Kapat