‘‘Üzüyor beni tasayla, tekdüze gürültüsü yaşamın’’ / Puşkin

Bir armağan ki,rastlantısal,boşuna,
Yaşam,bana neden verildin sen?
Ve gizemli bir yazgıyla
İdama hükümlüsün,neden?
Beni hangi düşmanca güç
Çağırdı yokluktan?
Kimdir o,tutkuyla dolduran ruhu
Ve aklı kuşkuyla karıştıran?
Bir amaç yok gelecek zamanda :
Yürek bomboş ve yok bir yararı aklın,
Ve üzüyor beni tasayla
Tekdüze gürültüsü yaşamın.

Aleksandr Puşkin / 1828

Nâzım Hikmet‘in kendisi hakkında “ömrüm boyunca bir tek şiir çevirdim Türkçe’ye, Puşkin’in bir şiirini. Puşkin’i sinemada, tiyatroda seyrettim, Puşkin üzerine yazılmış kitaplar, biyografiler okudum ve her seferinde dehşetli bir keder duydum, Puşkin öldü diye. ‘Yeryüzünde batısı, doğusu, kuzeyi, güneyi içinde sevdiğin dört şair say’ deseler, bu dörtten biri Puşkin’dir. Puşkin’i on dokuzumdan altmışıma kadar artsız arasız sevdim, çünkü artsız arasız sevdalandım halkıma, bütün halklara, memleketime, bütün memleketlere ve dostlara, kadınlara. Puşkin’den birçok şey öğrendim ama öğrendiklerimin başında, kocalmamak sanatı gelir.” dediği şairdir Puşkin

Dostoyevski ise şöyle söylemiştir Puşkin için: ”Kendisiyle öyle bir sır gömüldü ki, bu sırrı hala anlamaya çalışıyoruz.”

Puşkin’in ölümü de eserlerine yakışacak derecede dramatiktir.

Zatı muhteremin, Moskova’nın en merkezi yerlerinden olan, bizim İstiklal Caddesi’nin muadili Arbat Sokağı’nda bir evi vardır; bu evin karşısında da, ölümünün bu kadar dramatik olmasının nedeni olan karısının ve kendisinin yan yana heykelleri vardır. Bu durumun bu kadar ironik olmasının nedeni ise şudur:

Kadınlara epey düşkün olan ve bohem hayatını hakkını vererek yaşamış olan Puşkin, 18 yaşında güzel bir kadına tutuluyor ve yıldırım aşkıyla evleniyorlar. Sanırım St Petersburg’dan kalkıp Arbat’taki o eve taşınıyorlar ve 3 ay boyunca mutlu mesut yaşıyorlar. Ancak bir süre sonra Puşkin karısıyla ilgilenmemeye başlıyor ve ayrı kalıyorlar.

Bu sıralarda Puşkin’in güzeller güzeli karısına, Fransız ordusunda görevli bir subay yanaşmaya başlıyor. Dante isimli bir subay bu ve tesadüfe bakınız ki, Puşkin’in üvey kardeşi.

Evet, bu ikilinin arkadaşlıkları daha samimi bir hal almaya başlayınca, Puşkin dostlarından bir dost imzalı bir sürü mektup almaya başlıyor. Kıskanıyor, çıldırıyor ve en sonunda delirip Moskova’ya dönüyor.

Sonrasında ise profesyonel bir asker olan Dante, Puşkin tarafından onurunu korumak amacıyla düelloya davet ediliyor. Fakat Puşkin düelloyu kaybediyor ve aldığı yara yüzünden iki gün sonra vefat ediyor. İşte Puşkin’in karısıyla yan yana görüldüğü o heykelinin anlattığı hikaye de budur.

Puşkin, hayatının son yıllarında, kendi yaşamında eksik olan ve erdemler olarak tanımlayabileceğimiz özellikler üzerinde yoğunlaşmış, eserler üretmiştir. Örneğin Yüzbaşının Kızı’nda, eksikliğini hissettiği bu tip özellikleri çeşitli karakterlerle vurgulamış, onlara zayıflıklar da eklemeyi unutmamıştır.

Çılgın yılların sönükleşen sevinci
İçki ağırlığıyla daraltıyor içimi.
Fakat yaşanmış kederler geçmiş zamanda
Şarap gibi yıllandıkça güçleniyor ruhumda.
Yolum sevinçsiz.Önümde uzayıp giden çalkantılı deniz
Üzüntü ve yorgunluk vaat ediyor sadece.
Fakat,dostlarım,ölüm yine de gelmesin ;
Yaşamak istiyorum,düşünmek ve acı çekmek için ;
Ve biliyorum,tadılacak zevkler var daha
Acıların,telaşların,kaygıların arasında :
Kimi kez uyum yine mest edecek beni
Gözyaşlarımla yıkayacağım kendi yarattığım imgeyi,
Ve kederli günbatımında belki de
Parıldayacak aşk,veda gülümseyişiyle.

1830

Vaktidir dostum,vaktidir ! Yürek dinginlik istiyor,
Uçuyor birbiri ardına günler ve geçen her saat alıp götürüyor
Yaşamdan bir parça daha,ve biz seninle ikimiz
Yaşamak umudundayız,oysa kuşku yok ki öleceğiz.
Dünyada mutluluk yok,fakat dingin ve özgür olunabilir.
İmrenilecek bir yazgı düşlüyorum nicedir –
Nicedir,ben,yorgun köle,kaçıp gitmektir istediğim,
Uzak sığınağına çalışmanın ve lekesiz bir esenliğin.

1834

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Herkesin Biraz ‘Mavi’ye İhtiyacı Vardır

Siyah-beyaz kara kalem çalışmaları sanat dünyasında hatırı sayılır bir öneme sahiptir. Ancak insanoğlunun içinin karardığı bu yeryüzünde siyah-beyaz olan ne...

Kapat