Van Gogh: ‘Eserlerime yüreğimi ve ruhumu harcıyorum, bunu yaptığım için de aklımı kaybettim.’

“Resimlerimin satılmadığı gerçeğini değiştiremem. Fakat bir gün gelecek, insanlar resimlerimin kullanılan boyadan daha değerli olduğunu kavrayacaklar.”

Babası papaz olduğu için, daha yaratıcı şeyler yapabilecekken, kilise tarafından çocukluğunu sürekli angarya işler yaparak geçirdi Van Gogh. Hayatının en dramatik kısmı da budur, zira görevlendirildiği kilisenin bahçesinde aynı zamanda da bir kasaba mezarlığı vardı. Ve o mezarda da, üzerinde kendi adının yazılı olduğu bir mezar bulunmaktaydı. Mezarda yatan ise, ölen abisiydi. Bilindiği üzere ona, ölen abisinin ismi verilmişti. Çocukluğunun büyük bir kısmını da o kilisenin bahçesinde, her gün o mezara, bir nevi kendi mezarına bakarak geçirmişti.

Muhtemelen bu yüzdendir ki, fırsat bulduğunda kiliseden uzaklaşıp kendini doğanın huzur veren kollarına bırakırdı. Söylenene göre akşama kadar elinde bir dal parçası ile gezer, akşam eve gelirken de illaki yanında bir şeyler getirirdi. Özellikle kuş yuvalarına büyük bir ilgisi vardı ve göç etmiş kuşların boş yuvalarını eve getirip incelerdi. Çocukluğu böylesine melankolik geçen bir adamın da, melankolik ve sıra dışı olması normaldi aslında.

Pek fazla bilinmemekle birlikte, onu en çok etkileyen ressam, vatandaşı olan Rembrandt Van Rijn ‘dir. Hatta onun devlet müzesindeki resimlerini gördükten sonra kardeşine yazdığı mektupta şöyle demiştir:

”Bu şekilde resim yapabilmek için pek çok kez ölmek lazım!”

Pek çok kez konuşulan kulağını kesme hikayesinde bir anektod daha var. Evet bir kış gecesi Gaugin’e kızmış ve onu ustura ile kovaladıktan sonra, bir fahişenin evine gitmiştir. Hatta kulağını ona hediye ettiği de rivayet edilir ancak bunun sebebi pek anlatılmaz. Rivayete göre, kulağını kesip hediye etmesinin sebebi, kadının o gece sürekli Van Gogh’un kulağıyla oynamış olması ve ertesi gün bir türlü resim yapamamış olmasıdır.

Resim yapmaya çalışır ancak kulak memesi civarında sürekli bir el hisseder ve bir türlü odaklanamaz. Akabinde sinirlenir, kulağını keser ve fahişeye şöyle der:
”Al bunu, çok sevdin. Kulağımdaki elin resim yapmamı engelliyor.”

Aslında kulağını öylesine bir hayat kadınına vermemiş Van Gogh. Hastalığının tedavisi için her işte (genelevde temizlikçi olarak çalışıyormuş) çalışmak zorunda olan bir kadına vermiş.
Geçtiğimiz hafta Amsterdam’daki Van Gogh Müzesi’nde açılan “On The Verge Of İnsanity” sergisi ile Van Gogh’un kulağı bir kez daha gündeme gelmişti. Sergi, yeni bulunan üçüncü şahıslara ait belgelere göre Van Gogh’un kulağının bir parçasını değil, aslında tamamını kesip attığı üzerine odaklanıyor. Bunun üzerine saygın sanat yayını The Art Newspaper’ın başlattığı araştırmalara göre Van Hogh’un kesik kulağının sahibi genelevde temizlikçi olarak çalışan 18 yaşındaki Gabrielle Berlatier.

Araştırmaların doğrultusunda Gabrielle, köpek ısırığından uyuz hastalığı kapar ve tedavisi için ihtiyacı olduğu parayı, bulduğu her işte çalışarak çıkarır.

Tam da bu dönemde Van Gogh’la tanışır. Van Gogh 1889’da Theo’ya yazdığı bir mektupta Gabrielle’den şu sözlerle bahseder: “Geçenlerde aklımı kaybederken görmeye gittiğim kızı dün yine gördüm.”

Ayrıca Van Gogh’un, Gabrielle’in bir dönem çalıştığı kafenin müdavimi olduğu da biliniyor. Yeni bilgiler ışığında anlaşılıyor ki Van Gogh kesik kulağını hiç tanımadığı bir genelev kadınına verdiği iddiasının aksine düzenli olarak görüştüğü bir genç kıza vermiş.

“İnsanlar çoğu kez ellerinde olmayan nedenlerden dolayı hiçbir şey yapamama durumunda kalırlar. Kim bilir hangi korkunç, korkunç, çok korkunç kafesin içinde hapsolmuşlardır. Kurtuluş da var bir yerlerde, biliyorum, geç kalmış bir kurtuluş. Haklı ya da haksız yere yok edilmiş bir iyi ad, yoksulluk, yazgının oyunları, felaketler… İnsanları hapseden şeyler bunlar işte.

İnsanı kendi içinde kapalı tutan, çevresine aşılmaz duvarlar ören, hatta, sanki toprağa gömen şey nedir, her zaman bilemeyebilir, ama, yine de birtakım parmaklıkların, kapalı kapıların, duvarların varlığını hissederiz. Bütün bunlar hayali mi, kafamda uydurduğum fantaziler mi? Sanmıyorum. Sonra soruyorsun kendine: “Tanrım! Daha çok sürecek mi bu? Hep böyle mi sürüp gidecek? Sonsuza dek mi?” kişiyi bu esaretten çekip kurtaran nedir bilir misin? Çok derin ve ciddi sevgi. Dost olmak, kardeş olmak, sevmek… En üstün erk ile, sanki sihirli bir güçle hapishanenin kapısını açan bu işte. Bu olmadı mı insan ömür boyu hapiste yaşıyor.

Duygu birliğinin yeniden doğduğu yerde yaşam yeniden başlar.”

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İnsan Yüzlerine Dönüşen Devasa Kibritler

Odunlardan devasa kibrit heykeller yapan Alman görsel sanatçı Wolfgang Stiller, farklı çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Tabi iş bu kadarla bitmiyor, o...

Kapat