Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

‘İnsanın bilinci ve muhakemesi güçlü olsa da hayat sürekli tekrar edilebilen bir döngü değildir. Özetle, yapılan hataları geçmişe dönüp düzeltme imkânından yoksunuz. O halde, yaşamın üzerindeki baskıyı neden öylesine ciddiye alıyoruz?’ Milan Kundera

Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera’nın en çok satan kitabıdır. Eser, 1984 yılında sinemaya da uyarlanmıştır. Kundera tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkahramanı Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgulamıştır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal ön yargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve ‘var olmanın dayanılmaz hafifliğine’ mahkumdur ne de olsa. Romanda, 1968’deki Prag Baharını ve akabinde SSCB’nin Çekoslovakya işgalini arka plana alarak roman kahramanları Tereza, Tomas, Sabin, Franz arasındaki ilişkiler anlatılır. Olaylar Prag, Paris, İsviçre, Kamboçya’da geçer.

Her cümlesi varoluş hakkında birbirinden anlamlı sorular içeren romandan sizin için derlediğimiz alıntılar ise şöyledir:

‘Başkaları acı çekerken insan hiçbir şey olmuyormuş gibi seyredemez ya da yüreklerimiz acı çekenlerin yanındadır.’

‘‘Compassion’ sözcüğünün genellikle kuşku uyandırması da bu yüzdendir işte; aşkla uzaktan yakından ilgisi olmayan, ikinci sınıf, değersiz kabul edilen bir duyguyu anlatmaya yarar bu sözcük. Birisine merhamet duyarak sevmek gerçekten sevmek değildir.’

‘Yaptığım bütün resimlerin ortak konusuna dönüşüyorsun sanki,’ dedi kadın. İki dünyanın karşılaşması… İkili bir açımlama. İnanılacak şey değil; Tomas’ın çizgilerinden dışarıya taşan romantik bir aşık yüzü. Ya da tersi; hep Tereza’sını düşünen Tristan’dan dışarıya yansıyan, bir sefihin güzel, ihanete uğramış dünyası.’

‘Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada. Kişinin kendi acısı bile, başkasıyla başkası için hissettiği, imgelemle yoğunlaşan ve yüzlerce yankıyla uzadıkça uzayan bir acı kadar ağır çekmez. Her okullu oğlan, değişik bilimsel hipotezleri sınamak üzere fizik laboratuvarında deneyler yapabilir. Ama insan, yaşanacak hayatı yalnızca bir tane olduğu için tutkusunun (sevecenliğinin) peşine düşsün mü düşmesin mi bunu sınayacak deneyler yapamaz.’

varolmanindayanilmazhafifligi-2

‘Çok uzun süre önce, insanoğlu göğsündeki düzenli vuruşların sesini şaşkınlık içinde dinler, ne olduklarını aklına bile getirmezdi. Kendisini beden gibi yabancı, tanıdık olmaktan uzak bir nesneyle özdeşleştirmek gelmezdi elinden. Beden bir kafesti ve bu kafesin içinde bakan, dinleyen, korkan, düşünen ve hayretlere düşen bir şey vardı; bu bir şey beden çıkarıldıktan sonra geriye kalan ruh idi.’

‘Tereza kendisini bedeni aracılığıyla görmeye çalışırdı. Genç kızlığından beri sık sık aynanın karşısına geçmesi bu yüzdendi. Üstelik annesi onu ayna karşısında yakalar diye korktuğundan, aynaya attığı her kaçamak bakışta gizli bir günah rengi de vardı. Kendini beğenmesi değildi onu aynaya çeken şey; kendi ‘ben’ini görmekten duyduğu şaşkınlıktı. Bedendeki işleyişleri kaydeden alet tablosuna baktığını unuturdu; yüzünün çizgilerinden ruhunun sızıp çıktığını gördüğünü sanırdı. Burnun akciğerlere oksijen götüren bir hortum ağzından başka bir şey olmadığını unuturdu; kendi doğasının gerçek bir dışavurumu olarak görürdü onu. Uzun uzun kendisini seyrettiğinde, bazen yüzünde annesinin çizgilerini görüp keyfinin kaçtığı olurdu. Bunun üzerine aynadaki izdüşümüne gözlerini daha da inatla dikip bakardı; annesinin çizgilerini kovacak, yalnızca kendisine ait olanları alıkoyabilecekti sanki böylece. Bunu başardığı zamanlar hep bir esrime içinde olurdu; ruhu bir geminin karnından çıkıp saldırıya geçen tayfalar gibi bedeninin yüzeyine sevinç, mutluluk türküleri söylerdi.’

varolmanindayanilmazhafifligi-3

‘Gözü yükseklerde bir yerde’ olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır. Nedir göz kararması? Düşme korkusu mu? Peki ama gözetleme kulesinin sapasağlam tırabzanları da olsa bu korkuya kapılırız; neden? Yok, göz kararması düşme korkusundan farklı bir şey. Bizi çağıran, bizi kışkırtan, altımızdaki boşluğun sesidir göz kararması; düşme arzusudur, bu arzunun karşısında dehşete kapılır, kendimizi korumaya çalışırız.’

‘Cennete duyulan özlem insanın insan olmamaya duyduğu özlemdir.’

‘Peşine düştüğümüz hedefler hep bir parça sislerle örtülüdür. Evliliği özleyen genç kız bilmediği bir şeyi özler. Ün peşinde koşan gencin ün denen şey hakkında en ufak bir bilgisi yoktur.’

varolmanindayanilmazhafifligi-4

‘Çıplak insan bedeninde kötü bir yan yok ki,’ dedi kadın anaç bir sevecenlikle. ‘Çok normal. Normal olan her şey de güzeldir.’

varolmanindayanilmazhafifligi-5

‘Çocukluğundaki odada yüzüne bastırdığı tavşan aklına geldi. Tavşan olmak ne demektir? Bütün gücünü kaybetmek demektir. İnsan artık karşısındakinden güçsüz demektir. Piyanoyla viyolonselin ezgisine uyarak dans ettiler, Tereza başını Tomas’ın omzuna dayadı. Tıpkı, uçakta fırtına bulutlarının arasında birlikte uçarlarken yaptığı gibi. O an yaşadığı aynı garip mutluluğu ve aynı garip hüznü yaşıyordu şimdi. Hüzün, son duraktayız demekti. Mutluluk birlikteyiz, demekti. Hüzün biçimdi, mutluluk içerik. Mutluluk hüznün uzamını dolduruyordu.’

‘Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan, onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin, kendimizi ona verecek yerde, ondan bir şey (aşk) talep etmememizdir.’

varolmanindayanilmazhafifligi-1

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Amedeo Modigliani ‘O bir Tanrı!’

“Kısacası hayatım umurumda bile değil.” Bu söz, 19. yüzyılın sonlarında yaşamış, İtalyan heykeltıraş-ressam Amedeo Clemente Modigliani’ye ait. Aynı zamanda Picasso’nun...

Kapat