Varlığı sanki cemrenin suya düşmesini müjdeler / Masalların kızı Amelie

Orijinal adı ile Le Fabuleux Destin d’Amélie Poulain; Fransız yönetmen, Jean-Pierre Jeunet’in 2001 yapımı filmidir. Diğer bir ifade ile masalıdır demek daha doğru olabilir.  Audrey Tautou’nun muzip bakışları, insanı ısıtan gülüşü ve saf güzelliği ile hayat verdiği emsalsiz bir karakterdir Amelie Poulain. Yann Tiersen’in filmin o bilindik, iç kıpırdatan soundtrack albümü,  renkli tabloları anımsatan sahnelerin hayat damarlarını oluşturur niteliktedir. Varlığı cemrenin suya düşmesini müjdeler sanki, masalların kızıdır Amelie.

‘’Hayat çok tuhaf. Çocukken zaman çok yavaş geçer. Sonra bir de bakmışsın 50 yaşına gelmişsin ve çocukluğundan ne kaldıysa geriye bir kutuya sığmıştır,

 tozlu bir kutuya.’’

Katı yürekli, birinin yanında işemekten ve sandaletlerine gülünmesinden hoşlanmayan, eski bir ordu doktoru olan babası , Amelie’ye henüz altı yaşında iken ona kalp yetmezliği teşhisini koyar. Halbuki, babasının sadece sağlık kontrolleri sırasında kendisiyle temas kurmasından dolayı mutluluk duyar, kalbi heyecandan delice çarpardı. Bu yanlış teşhis onu diğer çocuklardan uzak büyüttü. Onun eğitimini; dengesiz ve sinirli, ellerinin sıcak suda buruşmasından ve çarşafın suratında iz bırakmasından hoşlanmayan, öğretmen annesi üstlendi. Katı bir anne ve soğuk bir baba ile büyüyen Amelie kendisini hayal gücünün sınırsız inşalarına bıraktı. Şayet bir çocuk yalnız kalırsa, muhakkak hayallerine sığınır ve kendi o küçük dünyasına kapanır. Amelie Poulain da tam olarak bunu yaparak büyür.

‘’ Parmak gökyüzünü gösterdiğinde sadece aptallar parmağa bakar.’’

Bazen Cuma akşamları sinemaya gider, karanlıkta insanların yüzlerini seyreder, elini çekirdek çuvalına daldırır, tatlının üzerindeki kabuğu küçük bir kaşıkla kırar. Bu ona, sıkıcı gelen dünyada büyük bir mutluluk verir. Ayrıca yapılan haksızlıklara ise kendine has yöntemleri ile cevap vermekten kaçınmaz.

Bir gün evinde bulduğu bir kutunun gizemlerini çözerken, bir başkasının kendisi sayesinde mutluluğuna tanık olması Amelie’yi masalsı bir oyuna sürükler.

 ‘’Kemiklerin camdan değil. Ama hayat seni de kırabilir.’’

Hayal gücüne sığınmak, orada yaşamak muazzam bir haz verirken, gerçek hayatın sıradanlığı ve en acısı yalnızlığı kırar bir insanı. Her ne kadar mutlu, sıra dışı, kendine has bir hayat sürse de, yalnızlık Amélie’nin kalbini kırar, gerçek aşkın peşinde olurken.

”Siz bir sebze bile olamazsınız Monsieur Colignon, çünkü enginarın bile bir kalbi vardır.”

Gerçek aşk bulunduğu zaman, ondan kaçmak mümkün değildir. Eğer kalbinize bir şans vermezseniz, zamanla kuruyan ve kırılan sadece sizin kalbiniz olur.

‘’ Hayat asla sahnelenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibaret.’’

Ufacık şeylerden hoşlanabilmek, bir başkasının mutluluğu ile mutlu olabilmek, sıradan bir hayatı masallaştırabilmek kendinize şans vermekle sağlanabilir. Evet keşke Amelie Poulain gerçek olsaydı ya da onun gibi biri ile tanışabilseydik. Bu mümkün değil fakat, Amelie’nin düşünceleri ile hayata bakabilmek pek mümkün. Mutluluğu Amelie Poulain sayesinde yüz yirmi iki dakika sonrasında kavrayabilmeniz dileğiyle…

Nur Kutbay
Çukurova Üniversitesi İşletme bölümü öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

1 Comment

  1. Deniz Yıldız

    29 Haziran 2017 at 10:21

    Böyle bir yazı yazdığınız için size teşekkür ederim. Bu film bende,sanki içimde çikolata şelalesi akıyor hissi uyandırıyor 🙂

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Pınar Derin Gencer

Adım Pınar Derin Gencer. İstanbul ve Stockholm merkezli sanatçı, küratör ve tıp doktoruyum. Ağırlıklı olarak fotoğraf ve görsel sanatlar, performans,...

Kapat