YANLIŞ KARDEŞİMİZ “BEŞİR FUAD VE İNTİHAR MEKTUBU”

Kuşkusuz Tanzimat Dönemi edebiyatının derin şahsiyetlerinden biri olarak bilinen, Türk edebiyatının ilk pozitivisti ve materyalisti olarak bilinir Beşir Fuad. Eserlerinden çok maalesef ölümüyle – intiharıyla- ön plana çıkmıştır. 1852’de İstanbul’da doğan Beşir Fuad, babasının işi yüzünden bir süre Suriye’de Cizvit Okulu’nda eğitim görmüştür. Yazın ve okuma hayatını büyük ölçüde şekillendiren Fransızcası da bu okuldan kalmadır. Mektebi Harbiye’yi bitirerek dönemin padişahı Abdülaziz’in yaverliğini yapmaya başlamıştır. Beşir Fuad, güçlü edebi yönü dışında aynı zamanda aktif bir askerdir. 1875 – 76 Sırp ve 1877-78 Rus savaşlarında subay olarak görev almıştır. Almanca ve İngilizceyi Girit’te kendi çabalarıyla öğrenmiştir ancak askeri kariyerini daha fazla devam ettiremeyen Beşir Fuad, 1884’te askerlik görevinden tamamen ayrılıp düşünce ve edebiyat hayatına yoğunlaşmıştır. 35 yıllık hayatının sadece dört senesinde eser verebilmiş ancak bu eserleriyle edebi hayatımızda derin sarsılmalara ve tartışmalara yol açmıştır. Döneminin şairlerini sıklıkla eleştirip “Şairler söz ile pek çok kahramanlık satarlar fakat fiiliyata gelince, böyle bir metanet göstereceklerinden pek emin değilim.”  demiştir. 19. yüzyılda Osmanlı yazınına “Hayalciler ve Hakikatçiler” dönem deyişiyle hayaliyun- hakikiyun tartışmasını getirir.

Ayrıca yerel edebiyata ilk eleştirel biyografi sayılabilecek “Victor Hugo”yu kazandırmıştır.

Özel hayatını rayına oturtamayan yazarın ilk evliliği, annesinin ısrarı üzerine ev halkının çok sevdiği halayığıyla olsa da çok uzun sürmemiştir. İlk evliliği bittikten kısa bir süre sonra başka bir kadınla evlenen Beşir Fuad’ın iki çocuğu dünyaya gelmiş; Namık Kemal adını verdiği oğlu hastalık sebebiyle erken yaşta vefat etmiştir. Bu erken ölüm Beşir Fuad’ın eserlerine de yansımıştır. Ölüm teması ve beraberinde getirdiği korkular hayatını şekillendirmesinde önemli rol oynamıştır.

Annesinin derin bir paranoyaya yakalanıp vefat etmesi yazarı büyük ölçüde etkilemiş, kendi ölümünün de annesi gibi olacağından korkmuştur. Hayatından anlaşılacağı gibi çok mutlu bir aile hayatı olmayan Fuad, bir vakit sonra evlilik dışı ilişkilere yönelmiş, hatta Kuzguncuk’ta Fransız sevgilisi için bir ev kiraladığı bile kayıtlar geçmiştir. Dönemin usta kalemlerinden, “yazı makinesi” olarak adlandırılan Ahmet Mithat’a gönderdiği mektuplarda eşi ve sevgilisi arasında kalan mutsuz ruh halini anlatmıştır:

“Eve geldiğim zaman zevcem, niçin her akşam gelmiyorsun, diye serzenişler eder, ağlar. Evde birkaç gün kalıp Kuzguncuk’a gittiğim vakit, artık sen benden bıktın diyerek metresim ağlar. Ben iki cami arasında beynamaz gibi kaldım. Hiç birine dert anlatmak mümkün değil.”

Beşir Fuad, annesinin psikolojik rahatsızlık sonucu vefat etmesini irsi bir hastalık olarak görmüş ve hayatı boyunca delirmekten korkmuştur. Annesinden kalan mirası; derin düşüncelerden, delirme korkusundan ve ölümün zamansızlığından ürktüğü için zevk ve eğlence hayatına harcayarak bitirmiştir. Ahmet Mithat’a yazdığı mektuplarda gördüğümüz metreslerinin durumunu ise onlara acıyıp düştükleri hayattan kurtarmaya çalıştığı için birlikte olduklarını yazmıştır. Ancak bu kadınlara acıma olayı Beşir Fuad’ı gitgide dibe götürmüştür. Yine Ahmet Mithat’a sürekli ertelediği ancak bir gün gerçekleştireceğine inandığı intiharını da sık sık yazmıştır.

Edebi hayatından çok özel hayatıyla daha doğrusu yerel edebiyatta büyük yankı uyandıran intiharıyla tartışmalara sebep olan Beşir Fuad’ın ölümünden sonra çok fazla tez ortaya atılmıştır. Kimi materyalist hayatı benimseyip dini hayatından uzaklaşmasına bağlarken; kimi pozitivizmden etkilenerek ruhun olmadığını ispatlamak amacıyla bileklerini kestiğini; kimi hem özel hem sosyal hem de siyasal hayatının biriken ufak bunalımları sonucu bu intiharı gerçekleştirdiğini söyler. Her intihar aslında toplumsal bir suç olarak görülürse Beşir Fuad’ın da hayatına giren herkesten ve yaşadığı her şeyden etkilendiği düşünülebilir.

Cemil Meriç, Beşir Fuad’ın içinde bulunduğu durumu yaşadığı topluma yabancılaşmasından kaynaklandığını yazmıştır. Meriç’in usta anlatımıyla:

“Alışkanlıkları ile Osmanlı, kafasıyla Fransız. Beşir Fuad’ı Cizvit’ler zehirledi. İmanını kaybeden o coşkun zekâ, yeni bir din buldu kendine: Maddecilik. Batının müsbet ilimlerini naslaştırdı. Kılıç bir fetih aracı değildi artık. Zafer rüyaları ancak kalemle gerçekleşebilirdi. Abdülaziz Han’ın yaveri bu çetin kavgaya kahramanca atıldı. Ama çağdaşlarının dilini konuşmuyordu Beşir. Her makaleyle biraz daha yalnızlaşıyor, uçurum biraz daha derinleşiyor, anlayışsızlık kine inkılap ediyordu. Burkulan şuurunu uyuşturmak için içkiye ve kadına koştu. Nafile… Dudaklarında günahların buruk tadı, bezgin ve yorgun. Kavgaya devam etti. Gönülle aklın, şiirle nesrin, imanla inkârın, Doğu ile Batı’nın kavgası. O yalçın irade, bu çılgın savaşa üç yıl dayanabildi. Hayalle gerçek arasındaki uçurum, maddecilikle doldurulamazdı. Na’şını fırlattı uçuruma. Don Kişot’u kitaplar çıldırtmıştı. Beşir’i ise kitaplar öldürdü.”

Beşir Fuad, 5 Şubat 1887 gecesinde evdekiler uykuya dalınca kütüphanesine çekilmiş; intiharını bilimsel bir deney gibi gerçekleştiren Fuad, annesi gibi kriz geçirmekten korktuğu için ölümünü kendi eliyle kendine sunmak istemiştir. Baldızı kapıyı vurunca ” Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım” diyerek başından savmış, bileklerini keserek ölümünü gerçekleştirmiştir. Bileklerinden sızan kanı mürekkep olarak kullanıp kendinden sonrakilere ölümü tasavvur edebilecekleri, hissettiklerini anbean yazdığı bir mektup bırakmıştır. Kelimenin tam anlamıyla kanının son damlasına kadar yazdığı mektup:

“Ameliyatımı icrâ ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. ‘Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım’ diyerek geriye savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı…”

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ” Tanzimat Fermanı kadar mühim” dediği bu mektubu ölümünden sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesinde Ahmet Mithat, Mezardan Bir Seda başlığı altında yayımlamıştır. Usturayla bileklerini kestikten sonra gitgide kendinden geçen yazarın çığlıkları üzerine ev halkı başına toplansa da kurtaramamışlardır. Cesedini kadavra olarak Mekteb-i Tıbbiye’ye bağışlamış,“Arzu ettim ki, bir insanın öldüğünü ve ölürken neler duyup hissettiğini bildirmek suretiyle insanlığa bir faydam dokunsun.”- Ancak dönemin şartları buna izin vermemiştir.

Beşir Fuad, ölümünden önce edebiyatımıza kazandırdığı makaleler ve şiirleriyle ön planda tutulması gereken usta bir kalem. İntiharından sonra yeni şairlere ilham kaynağı olan Beşir Fuad’a, Enis Batur “Yanlış Mesel” adlı şiiri ithaf ettiğinde yıl 1981 idi. Şiiri “Beşir Fuad, yanlış kardeşim benim.” diye noktalanmıştı. 1996 yılında Ahmet Oktay, Enis Batur’a cevaben yazdığı “Beşir Fuad” adlı şiirini Beşir Fuad’ın deyimiyle noktalıyor:

“Kâğıt dahi kanla mülemma” .

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
‘La La Land’ Özel Gün Olarak Kutlandı!

ABD'nin Los Angeles kentinde 25 Nisan 'La La Land' günü ilan edildi. Los Angeles belediye binasından halatlarla sarkan dansçılar, izleyenlere...

Kapat