Yaşama sanatı, Yalanlara İnanmayı Bilme Sanatıdır Cesare Pavese

İtalyan şair, romancı ve çevirmen olan Cesare Pavese, 1908 yılında Torino’nun Santa Stefano Belbo köyünde dünyaya geldi. İngiliz ve Amerikan edebiyatına ilgi duyan Pavese, Torino Üniversitesi’nde Edebiyat eğitimi aldı.

“Ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi?…”

Çağdaş İtalyan edebiyatının en önemli temsilcilerinden ve yeni gerçekçilik akımının kurucularından sayılan Pavese, Walt Whitman şiirleri üzerine tezini tamamlayarak bir süre edebiyat dil dersleri verdi. La Cultura dergisinde İngiliz ve Amerikalı yazarlarla ilgili yazıları yayımlandı.

Daha sonra arkadaşının kurmuş olduğu Einaudi yayın evinde çalışmaya başlayan Pavese, 1935 yılında antifaşist çalışmalarından dolayı tutuklandı ve bir yıl sonra serbest bırakıldı. Barcelona Hapishanesi’nde geçirdiği bir yıldan esinlenerek “Hapis” adlı romanını yazdı.

Pavese, sonu gelmeyen aşk ilişkileri ve yalnızlığı neticesinde bunalıma girmişti. Yazılarında yalnızlığı, kadınları, acıları ve kedine yönelik eleştirileri işledi.

Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum… Ağlamak anlamsız. İnsan doğar ve yalnız ölür.

1950’de “Yalnız Kadınlar Arasında” adlı romanı ile İtalya’nın önemli edebiyat ödüllerinden “Strega” ödülü’nü aldı. Edebi kariyerinin doruğunda olmasına rağmen özel hayatı karışıktı.

f_05b

İnsan kendini bir kadına duyduğu ask yüzünden öldürmez. Aşk -her turlu aşk- bizi tüm çıplaklığımız, sefilliğimiz, düşkünlüğümüz ve hiçliğimizle açığa vurduğu için öldürür.

Roma’da Strega ödülünü aldıktan hemen sonra Torino’ya dönen Cesare Pavese günlüğü dışındaki tüm çalışmalarını yok etti.

Yaşamak öyle saçma bir şey ki, insan dünyaya gelişinin saçmalığına bile tutunmaya çalışıyor…

Yaşadığı her olaydan sonra kendi iç hesaplaşmalarını yapan Pavese, Torino’daki bir otel odasında 21 adet uyku hapı alarak intihar etti. İntiharından önceki gün, şu notu düşmüştü: Artık sabahı da kaplıyor acı.

Günlüğüne yazdığı notlar ise her şeyi açıklıyordu aslında: ” ’48-’49′daki mutluluğumun hesabı görüldü. Bu soylu mutluluğun gerisinde şu vardı: Güçsüzlüğüm ve hiçbir şeye bağlanmayışım. Şimdi, kendime göre, girdabın içine girdim; güçsüzlüğümü seyrediyor, onu iliklerimde hissediyorum, beni ezen siyasal sorumluluğu yüklenemiyorum. Bunun tek çözümü var: İntihar.”

Ölümünden iki yıl sonra “Yaşama Uğraşı” adıyla yayımlanan günceleri hayata dair tüm duygularını anlatır bizlere.  18 ağustos günü güncesine yazdığı son sözler şöyleydi: tiksiniyorum bütün bunlardan. Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım…

cesarepavese-yasamaugrasi

Gençliğimin sona erdiğini haber veren belirtiler arasında en önemlisi artık edebiyata karşı büyük bir ilgi duymayışım. Bir zamanlar her şeye rağmen duyduğum, manevi doğrular bulma umuduyla açmıyorum kitapları artık. Okuyorum, daha da çok okuyabilmek istiyorum, ama bir zamanlar yaptığım gibi, kitaplarda bulduğum çeşitli yaşantıları ne heyecanla karşılıyorum, ne de bunları parlak, şiir öncesi ussal bir gürültüye dönüştürüyorum. Torino sokaklarında dolaşırken de aynı şey oluyor. Bu yerleri artık yaratma çabasını hızlandıran romantik, simgesel bir güç kaynağı olarak görmüyorum. Her keresinde, ‘önceden yapılmış bu’ demek geliyor içimden. Ezilmelerimi, saplantılarımı, yorgunluklarımı ve dinlenmelerimi iyice gözden geçirince, açıkçası hayata yeni buluşlar getirecek bir alan olarak bakmıyorum artık, şiir daha az ilgilendiriyor beni bu açıdan; sadece düşünülecek ve çözümlenecek olan sıkıcı bir malzeme gözüyle bakıyorum her ikisine de…

Yaşama sanatı, yalanlara inanmayı bilme sanatıdır. Bunun en korkunç yanı, doğrunun ne olduğunu bilmediğimizden, bir yalanın yalan olduğunu hala anlayabilmemizdir… Kendini öldürmeye karar vermiş bir adamın damarlarından boğazına yönelen bu gizli ve köklü sevinç neden? Ölümle yüz yüze gelindi mi, hâlâ diri oluşumuzun kafaya dank başka bir şey kalmaz geriye…

Kadınlar ile bir türlü yürümeyen aşk ilişkileri onu kadınlara karşı eleştirel yazılar yazmaya itmişti.

pavesa

Kadınlar seçmek istiyorlar hep; seçimi de erkekleri bir araya getirerek onlarla oynayarak yapıyorlar…

Zeka gösterileriyle bir kadını elde edebileceğini sanmak kadar budalaca bir şey yoktur. Bu konularda zeka güzellikle yarışamaz; çünkü güzelliğin cinsel heyecan uyandırmasına karşılık, zeka böyle bir şey yapamaz.  İnsan bu tutumla, ancak zeka yetki, zenginlik ve ün elde etmenin bir aracı olarak göründüğü zaman bir kadını elde edebilir; çünkü bu durumda kadın sözü edilen olanaklardan yararlanacağını bilir. Ama zeka kendi başına, kişisel hiçbir yanı olmayan büyük bir makina gibi, her kadını kayıtsız bırakır. Unutmaman gereken bir gerçek…

Hayatın alaycı yasalarından biri de şudur: Sevilen kimse, veren değil, alan insandır. Sevilen kimse vermez, çünkü seven verir. Bu da anlaşılmayacak bir şey değildir; çünkü vermek almak kadar kolay unutulmayan bir zevktir; kendisine bir şey verdiğimiz insan bizim için gerekli, yani sevdiğimiz bir insan olur. Vermek bir tutku, neredeyse bir kusurdur. Kendisine bir şeyler verebileceğimiz bir insan olması gerekli…

Bunca alçalma içimi rahatlatıyordu. Yere düşmüş, ezilmiş gibi olup da direnebilmek duygusunun verdiği bir keyif vardı.

 

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Otomatik Portakal 6 Ekim’de Sahnede!

Anthony Burgess'ın kaleme aldığı, Stanley Kubrick tarafından filmi de çekilen Otomatik Portakal, Küçük Salon oyuncuları tarafından sahneleniyor. Yönetmenliğini Emre Tandoğan'ın...

Kapat