Yavaş Yavaş Aydınlanan Bir Yazı: Ahmet Hamdi Tanpınar Üzerine…

“Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum…”

         Mevlânâ Celâleddîn-î Rûmî

Önce karanlık vardı. Yer, gök, uç, bucak karanlıktı.

Mevlana der ki, bu söz, bu ses düşünceden meydana geldi. Sözden bir şekil doğdu, yine öldü. Dalga daima denize döndü…

Bu dünyada sarf ettiğimiz söz, duyduğumuz ses, aldığımız nefes safi düşüncedir, ondan ayrı değil…

Fakat düşüncenin denizi nerededir?

 

Yavaş yavaş aydınlanan

Bir deniz altı alemi,

Yosunlu bir boşluktan

Çekiyor kendine beni

 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın edebi dünyası içerisinde, denizin sonsuzluk, insanın su damlası olduğu söylenebilir. Karanlıktan aydınlığa varış, damlanın denize varması benzetmesiyle ifade edilebilir. Tanpınar’a göre, karışık bilinç altı olan rüya hali “karanlık”, sonsuzluk ise “aydınlık”tır.  İnsanın ebedi varoluşa yani sonsuzluğa ulaşması, karışık bilinç altı olan rüya halinden, yani karanlıktan aydınlığa ulaşmasıdır. Tıpkı bir deniz altı âleminin yavaş yavaş aydınlanması gibi, aydınlanır insan.  Sonsuzluk ve aydınlanma, Tanpınar’ın sanat anlayışını üzerine kurduğu temel kavramlardan ikisidir.

Ebedi varoluşa, sonsuzluğa ulaşma ve aydınlanma kavramları, Mevlana’nın da eserlerine temel olan evrensel düşüncelerle desteklenip açıklanabilir.

Şems-i Tebrizi bir gün Mevlana’ya sorar; “Neden ışık altında yazıyorsun?” Mevlana, Şems’in gözlerine bakar, “gözüm karanlıkta görmez” der, “ışık olmadan nasıl yazarım?” “Çalış, her zerren göz olsun” diye yanıt verir Şems, “bırak artık ışığı, ışıksız yaz!” Mevlana, düşünceye dalar Şems’in sözleriyle. Mevlana kendine döner, yollara düşer, karanlığı aydınlığa çevirmek için… Gün gelir, gözlerindeki perde erir. Kendi içinde keşfettiği sözle, sesle, nefesle karanlık, ışığa evrilir.

Tanpınar’ın edebiyatının temelindeki kavramlardan biri olan “şiir hâli” bu düşünceyle paraleldir ve “şiir hâli”nin karanlıktan aydınlığa geçişin yolu olduğu söylenebilir. Tanpınar’a göre şiir, insanın iç dünyasında şekillenen çok özel bir kavrayıştır. Şiir haline ulaşmak, dış dünyanın çok sesliliğinden kurtularak içe dönmekle, sessizliği yakalamakla mümkündür. Şiir, şairin kendi benliğini tam olarak kavrama, kendi olma olanağını bulma çabasıdır. Şair, kendi içe dönüşüyle canlanan “dikkat” sayesinde, kendi derinliğini, kendi içindeki gerçek sesi, sözü, ritmi yakalayabilir. Bir deniz altı âleminin gün ışığıyla aydınlanması gibi, şiir hali de her şeyi yeniden, yeni bir bakışla aydınlatmalıdır. Şairin, kendine has dünyasını kurmasını, vücuda getirmesini sağlamalıdır.

Bu sözler üzerine denilebilir ki, her insanın içinde kendi sesi, sözü, kavrayışı ve ışığı vardır. Fakat günlük hayatın karmaşası, gürültüsü içerisinde insanoğlu bu gerçeği görmez. Böylece karanlıkta kalır, içindeki gerçeğe nasıl ulaşacağını bilmez. Ancak sakinlik ve sessizlikle, kendine dönmekle, çok seslilikten kendine has sesine inebilmekle, karmaşık bilinç altından aydınlığa giden yola ulaşabilir.

Tanpınar, “Yavaş Yavaş Aydınlanan” şiirinde şöyle ifade eder bu düşünceleri:

 

Ey sükûtun bir nefeste

Yaktığı billur avize!

Bu esrarlı müselleste

Gökler yakınlaştı bize…

 

İnsan, kendi içine bakmayı bilirse anımsayacaktır unuttuğu gerçeği. Kendi ışığını görüp böylece aydınlanacaktır. Bu bir tesadüf değildir asla; karanlığın altında gizlenene pür dikkat bakmaktır.

Tanpınar, günlük hayatın yükünün, şiir hâlinde üzerinden kalktığını duyumsar. Karmaşanın ötesinde, sessizliğe ulaşmasıyla hafifler ve kendine has şiir dünyasını kurar. Bu dünyanın içinde kendi özünü ve derinliğini kavrar. Aynı zamanda, mistik aydınlığa yakın bir aydınlanmanın içine dolduğunu hisseder.

Eski bir Hint efsanesi, bu sözleri biraz daha aydınlatacak, Tanpınar’ın eserlerine işlemiş bu düşünceleri dile getirecektir:

Uzaklarda bir Hint diyarında, tüm insanların Tanrı olduğu bilinmez bir zamanda, insanlar onlara bahşedilen ilahi gücü öyle kötüye kullanmışlar ki, yaratılış tanrısı Brahma o gücü ellerinden alıp saklamaya karar vermiş. İnsanların ilahi güçlerini, yani ilahi özlerini öyle bir yere saklamalıymış ki, bir daha bulunmasın… Bu yere karar vermek için, Tanrılar konseyini yanına toplamış.

“Onu toprağın en derinine gömelim” diye önermiş Tanrılar.

Brahma “olmaz” demiş; “ne kadar derine saklarsak saklayalım, insanlar mutlaka toprağı kazıp bulacaklardır hazinelerini.”

“En derin okyanusun dibine saklayalım o zaman” demiş Tanrılar, Brahma’nın sözleri üzerine. “Bir daha bulamasınlar.”

“Hayır” diye yanıt vermiş Brahma “en derin okyanus dahi olsa, illa ki dalmayı öğrenip su yüzüne çıkaracaklardır gizlediklerimizi.”

Yeniden  söz almış Tanrılar: “O zaman en yüksek dağın zirvesine çıkalım” demişler, “oraya saklayalım.” Brahma kederle cevap vermiş “o da işe yaramaz, dünyanın bütün dağlarına bir bir tırmanıp sonunda yine bulup çıkarırlar sakladığımız hazineyi.”

Sonunda Tanrılar ümitsizliğe kapılmış; ”onu saklayabileceğimiz bir yer yok!” diye bağırmışlar hep bir ağızdan. “Ne suda, ne toprakta, ne yerde, ne gökte… İnsanların eninde sonunda erişemeyeceği bir tek nokta yok yeryüzünde!”

Bunun üzerine Brahma düşüncelere dalmış. Kim bilir ne zaman sonra, “buldum” demiş Tanrılara, “biliyorum hazineyi nereye saklayacağımızı. Onu insanın kendi içine saklayacağız ki, bakmayı asla akıl etmeyeceği yerde dursun!”

Tanrılar bayılmış bu parlak fikre; insanın ilahi gücünü hep birlikte Brahma’nın söylediği yere saklamışlar. İnsanoğlu, o gün bugündür, kendi içinde usulca saklanan hazineyi arıyor. Yerde, gökte; suyun, toprağın, yeryüzünün dört bir köşesinde…

Peki insan ne yapacaktır kendi içinde bulduğu hazineyle?

Onu paylaşacaktır elbet. Dünyayla, insanla, yerle, gökle… Her insan, dünyaya, kendisinden bir nefes, bir ses, bir söz hediye edecektir. Kendi sesini, ışığını bulduğunda hem kendisi aydınlanacak hem de ışığı çevresine yayılacaktır. Bu doğrultuda, Tanpınar’ın sanatını ve estetiğini üzerine kurduğu temel düşüncelerden birinin “aydınlanma ve ışığını yayma” olduğu söylenebilir.

 

 

Aslı Eti
Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümü
İletişimci, yazar
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
2016 Yılında Türkiye’de En Çok Paylaşılan Fotoğraf

Türk halkı olarak sıkıntılı bir yıl geçirdik. Bir çoğumuz yaz aylarıyla birlikte artık bu yıl bitsin gibi paylaşımlar bile yapmaya...

Kapat