Yedi Güzel Adamın Dağ Göreni Cahit Zarifoğlu

…O uzak iklimleri erişilmez beldeye
bakabilemezdik senin götürmen olmasa…

Yedi-Guzel-Adamin-Dag-Goreni-Cahit-Zarifoglu-1

Buz dağının görünmeyen yüzü,
Anlamı kapalı şiirlerin efendisi,
O uzak iklimleri mürekkebi belleyen ve şiirleriyle bize uzakları yakın eden bir güzel adam.
1940 yılında Ankara’da dünyaya gelen Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, Türk edebiyatının en içine kapanık, en anlaşılmaz şairlerinden biridir.

Çocukluk yıllarını Siverek, Maraş ve Ankara’da geçirmiştir. Liseyi Kahramanmaraş’ta 6 senede bitirmiş, Rasim Özdenören, Adil Erdem Beyazıt ve Alâeddin Özdenören gibi fikir adamlarıyla aynı sıraları paylaşmıştır. O, lisede edebiyat dersinden tekrara düşmüş delişmen ruhlu bir şairdir.

1961 yılında kayıt olduğu İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü ise ancak 10 senede bitirebilmiştir. Eğitim alırken aynı zamanda iş hayatına da atılmış ve muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalışmıştır.

Sezai Karakoç ve Necip Fazıl Kısakürek gibi üstatlarla burada tanışmış ve Sezai Karakoç’un çıkardığı “Diriliş” dergisinde şiirleri yayımlanmıştır.

Yedi-Guzel-Adamin-Dag-Goreni-Cahit-Zarifoglu-3

1976 yılından itibaren kendisi Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Akif İnan ve Nazif Gürdoğan’ın kurucuları olduğu “Mavera” dergisinde; şiirleri, hikayeleri, senaryo çalışmaları, günlükleri ve “Okuyucularla” ismini verdiği sohbetleri yayımlanmıştır. Hatta “Okuyucularla” sayfası o kadar beğenilmiştir ki artık dergiyi eline alanlar sondan okumaya başlamıştır. Zarifoğlu bu sayfada kendisine gönderilen şiir ve hikayeleri büyük bir özenle okumuş ve gençleri muhattap alarak onlara mektuplarıyla karşılık vermiştir.

Değerlendirdiği okuyuculara şiirlerini beğenmediğini söyleyecek ve “Bence sen şiiri bırak” diyecek kadar açık sözlüdür. Ancak bununla tezat oluşturacak kadar da içine kapanık bir edebiyat adamıdır Cahit. İçinde bulunduğu bu gizli dünyanın kapılarını kimseye açmaz ve bu durum onu, gizemli bir şaire dönüştürür. Lise yıllarındaki halleri,  arkadaşları tarafından hep suskun, donuk ve düşünceli olarak anlatılmıştır. Fakat sonraki yıllarda Cemal Süreya’ya aynı evde kalmayı teklif edecek kadar cüretkar bir kimlik gizlidir aslında içinde.

Yedi-Guzel-Adamin-Dag-Goreni-Cahit-Zarifoglu-4

Babasının bir başka kadınla evlenmesi üzerine, ona olan tavrı giderek artmış, aralarında telafisi kolay olmayan uçurumlar peydah olmuştur. Küçük yaşta babasızlıkla tanışan Cahit’e, kendinden sadece 1,5 yaş büyük olan abisi Sait kol kanat germiştir. Ailenin yükünü omuzlarına alan Sait bu durumdan sonra “Baba Sait” lakabını almıştır. Cahit, “Gönlümde hep bir yara olarak kalacak babam.” derken, içten içe onu hiç aklından çıkaramayacağını bilmektedir belki de.

Okuldaki içine kapanık hali, çevresindekiler tarafından aşk acısı çeken suskun bir aşık olmasına yorulmuştur. Ancak Zarifoğlu’nun derdi, dünyanın karmaşasından sıyrılıp dinginlikle selamlayabilmektir bu yolculuğu. Sonraları bu hali “Aristo Cahit” olarak anılmasına sebep olmuştur.

Yedi-Guzel-Adamin-Dag-Goreni-Cahit-Zarifoglu-5

Yalnız kaldığı için dayak yediği bir mahalle kavgasını, sonraları “Gelirken bir savaşçı gibi gelmiştim. Dönerken bir yenik değildim, küçük bir filozof olmuştum” diyerek anlatmıştır.

Şiirlerinde imgesel anlatımı sonuna kadar kullanan Cahit, anlaşılamadığı için sıkça eleştirilmiştir. Bir gün bu eleştirilere dayanmayıp “Şiirimi bana şikayet ediyorlar, anlamıyorlarsa niye rahatsız oluyorlar bilmem. Acaba zor anlaşılır şiirler mi var yoksa zor anlayan şiir okuyucuları mı?” diyerek cevap vermiştir.

Şiirlerindeki bu kapalı anlatım sonraki yıllarında giderek seyrekleşse de gençlik yılları, içinde ne olduğu merak edilen ve sürekli kurcalanan zihninin ürünleriyle doludur.

‘…Kendi kendine ardaşak kaçağı 
Arada bir bakınır ne yaptığına 
Süresiz kapılır tablolara yangelir 
Ve oturdu mu bir masaya 
Hakkını verir çay içmenin…’

Yedi-Guzel-Adamin-Dag-Goreni-Cahit-Zarifoglu-6

İsminin baş harflerini bir araya getirildiğinde oluşan “acz” sözcüğü, kendini yorumlamasında ona yol gösterici olmuştur. Benliğini bu kalıpla dizginlemeye çalışan Zarifoğlu, her yeni yolculukla hayatı daha iyi özümsemiştir.

“Seçkin bir kimse değilim 
ismimin baş harfleri acz tutuyor 
Bağışlamanı dilerim 

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme 

Hayat bir boş rüyaymış 
Geçen ibadetler özürlü 
Eski günahlar dipdiri 
Seçkin bir kimse değilim 
İsmimin baş harflerinde kimliğim 
Bağışlanmamı dilerim 

Sana zorsa bırak yanayım 
Kolaysa esirgeme 

Hayat boş geçti 
Geri kalan korkulu 
Her adımım dolu olsa 
İşe yaramaz katında 
Biliyorum 
Bağışlanmamı diliyorum”

dizeleriyle kendince çizdiği sınırları, yine imgesel anlatımıyla gözler önüne sermiştir.

Bunların dışında Cahit, arkadaşları arasında en kalıplısı olan Halil’i bile yere serebilecek kadar yetenekli bir güreşçi, aynı zamanda pilot olmak isteyen hevesli bir asuman sevdalısıdır.

O kendine özgü anlatımıyla ayaklı bir soru işareti gibidir. Küçük bir çocuk edasıyla kurcalarken Cahit’in dehlizlerini, kolunu kanadını kırmaktan korkarsınız. Bunca çekimserliğine rağmen davetkâr ve gözü pek şiirlerle doludur heybesi.

” …Dostum geç kaldın 
Güneş ne gün doğacaksa 
Söylediler duymadın geç kaldın 
Otur ağla sonra soframda doy 
Ekmek tut zeytin tat 
Açlığını eğlerken sen 
Bak nasıl ayçağın erleri 
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler 
Karanlığı karaladılar yolları tuttular 
At tepmedeler…”

Yedi-Guzel-Adamin-Dag-Goreni-Cahit-Zarifoglu-7

Üniversite yıllarındaki delişmen ruhlu şair, yazları vakit öldürmek için türlü türlü deneyimlere imza atmıştır. Bu yazlardan birinde balıkçı teknesinde yatıp kalkmış ve parasız çalışmıştır. Sonraki yaz otostopla Avrupa’yı gezmiş ve dinginliğinin yerini cüretkârlığa bırakmıştır.

Arkadaşlarıyla Necip Fazıl’ı ziyaret ettikleri sırada oturduğu yerden kalkıp plakları ve kitapları inceleyen Zarifoğlu’na, üstadın “Biz burada muhteşem bir konser icra ediyoruz, sen ise orda notalarla ilgileniyorsun artist” demesi üzerine ikinci lakabını edinen şair yakasını uzunca süre bu lakaptan kurtaramamıştır.

Necip Fazıl aracılığıyla Arvasiler soyundan Berat Hanımla tanışan ve evlenen Cahit, içinde taşıdığı yalnızlığı onun sayesinde aşmıştır.

“Ey Berat Hanım dersen ki 
“Bu ne zalim adam
Halimi bilmez halden anlamaz
Küçük bir şeyi mesele yapar” 
-Ne büyük yalan- 

Doğrusu var hakkın 
N’etsem n’apsam
Kollarını bilezik
Boynunu kordon
Ayağını hal hal donatsam
Yine hakkın kalır”

Bunların dışında, hem çocuklar hem de büyürken saflığını kaybetmemiş yetişkinler için çocuk kitapları yazmıştır. Üç kızı ve bir oğluna yaptığı babalıkla yetinmeyen bu güzel adam, arkadaşlarının çocuklarına da vakit ayırabilecek kadar düşkündür onlara.

İşte böyle güzel bir adamdır Cahit Zarifoğlu. O uzak beldeleri bize yakın eden, yedi güzel adamın dağ görenidir. Kendi içinde kararsız ama istikrarlı koskoca bir deryadır o. Devinimi hiçbir zaman tek başına olmamış ve hayatına kaynayan herkese, o güzel elleriyle değmeyi başarabilmiştir. Değdiği her hayatı anlamlı kılmış ve şiirleriyle bize dünyanın zarif yüzünü göstermiştir.

Arkadaşı Rasim Özdenören onun için “Her şeyin bedelini, hayatının ve yazısının, şiirinin bedelini acıyla ödemiş bir şahsiyetti.” demiştir. Çektiği acıları kendi ruhunda harmanlayan, bir tarafı değil her tarafı görme arzusuyla yanıp tutuşan bir küheylandır Zarifoğlu Cahit.

Ölüm döşeğindeyken rüyasında Necip Fazıl’ı görmüş ve ona 25 yıl sonra seninle burada buluşacağız dediğini işitmiştir. Rasim Özdenören’in anlattığına göre 25 yıl sonra değil, bu rüyadan yaklaşık 25 gün sonra 7 Haziran 1987’de şiirini toprakla tamamlar Cahit. O gün bugündür bu coğrafyanın kırlarında çiçekler Cahitsiz açmaktadır.

Bu yıllarda şiirinin önemi iyice anlaşılan bu güzel adam, her yüzyıla uygun eserleriyle ölümsüzlüğe çoktan adım atmıştır. İçinde bulunduğumuz karmaşayı önceden tahmin eder gibi yazdığı mısraları, bize her zaman yol gösterecek olan güzel adamın dediği gibi:

“Herkes kendi işine baksın” değil, “Herkes kendi içine baksın” öyle daha güzel!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Yetkin Taşkın

Adım Yetkin Taşkın. 14 Kasım 1989 doğumluyum. İstanbul'da yaşıyorum. Üniversite öğrencisiyim. Müziğe 5 yaş civarında klavye çalmaya çalışarak başladım. Hayatımın...

Kapat