Yeni Platonculuk Işığında Venüs

Rönesans, diğer bir anlamıyla “Yeniden Doğuş”, Ortaçağ ile Reformasyon arasındaki tarihi bir dönemdir. 15. ve 16. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlık yoluyla bir köprü kurulmuştur. Bu köprü sayesinde Hümanizm, Natüralizm, Bireycilik ve Yeni-Platonculuk ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu yeni düşünce şekillerinin hepsi dönem boyunca, sanat, mimarlık, felsefe ve bilimde kendini göstermiştir. Sanatçı kavramının ön plana çıkması, Orta Çağ’daki eserlerin anonimliğini yıkmış; aynı zamanda portrecilik de işte bu dönemde, bu yeni düşünce şekilleri sayesinde kendini göstermeye başlamıştır. Çünkü Orta Çağ’da portre olarak kabul edebileceğimiz şeyler Pompeii freskleri, büstler ve paralarla sınırlıydı. Kısacası artık sanat ve felsefe insanı temel alarak şekillenecek ve değişecekti.

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-1

Rönesans döneminde ortaya çıkan bu akımlardan belki de en önemlisi Yeni-Platonculuk’tur. Yeni-Platonculuk, Platon’un düşüncelerinin yüzyıllar sonra yeniden gündeme getirilmesidir. Platon’un düşüncelerinin yeniden gündeme gelmesini savunanlara kuşkusuz en büyük destek Cosimo de Medici tarafından gelmiştir.

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-2

Cosimo de Medici, Floransa’daki villasını bu düşünceyi savunanlara tahsis ederek akademinin kurulmasına öncülük etmiştir. Akademinin bahçeleri heykellerle kaplanmış, Platon’un metinleri Grekçeden Latinceye çevrilmiş, sistematikleştirilmiştir. Burada bulunanlar, Platon’un metinleri ışığında beyin fırtınaları gerçekleştirmiş ve kendi düşüncelerini de Platon’un fikirleriyle harmanlayarak mirası özümsemiş ve bir kültür ortaya çıkarmıştır. Ortaya çıkan bu yeni kültürün tüm aşamalarının tamamlanmasının son ayağı, tüm sistemi Hıristiyanlık bağlamında yorumlamaktı ve bu da gerçekleştirilmiştir.

Hıristiyanlık dahil olmak üzere diğer birçok dinin hemfikir olduğu konu, insanı oluşturan iki unsur olduğu ve bu unsurların ruh ve beden olduğudur. Ruh tüm tek tanrılı dinlerde yeniden doğandır. Yeni-Platonculuk düşüncesi ve Rönesans da işte bu fikirden beslenmektedir. Beden-ruh ayrımı keskin bir biçimde yapılmıştır. Bu görüşün en büyük savunucularından Marsilio Ficino’ya göre dünya üzerinde aşağı ve yukarı dünya kavramı vardır. Aşağı dünya bedensel zevklerin var olduğu dünyadır ve yukarı dünya tinsel hazlara aittir. Ficino’ya göre bu iki dünya arasında iniş çıkış yaşanabilirdi. Zaten Yeni-Platoncular’ın yargılanmasına sebep olacak en önemli düşünce de işte budur. Çünkü Katolikler, bu iki dünya arasında iniş çıkışın olmamasını, hatta bedensel zevkler daima en aşağıda olmasını savunmuşlardır.

Bu dönem içerisinde en çok önemsenen figür Venüs olmuştur. Çünkü aslında Venüs ile İsa birbiriyle çok bağlantılıdır. Bu bağlantılardan en önemlisi de doğumlarıdır. Hesiodos’un anlatısına göre, Venüs göksel doğum ürünü olarak babası Uranos’un hayalarından doğmuştur. Bu doğumu kısaca anlatmak gerekirse: Gaia (Toprak Ana) tek başına Uranos’u (Gök), Pontos’u (Deniz) ve dağları yaratmıştır. Ardından oğulları Uranos ve Pontos’la birleşerek, yaratılmış olan evreni tanrısal varlıklarla doldurmuş ve ardından Gaia ve Uranos’un birleşmesinden altısı erkek altısı dişi olmak üzere on iki tane Titan, üç tane Kyklop ve üç tane de Hekatonkheir doğmuştur. Bu çocuklardan kuşkulanan ve iğrenen Uranos, onları doğar doğmaz toprağın derinliklerine kapatmıştır. Gaia bu durumu anlayınca kahrolup Uranos’a karşı bir oyun düzenlemeye karar vermiştir. Ak çelikten koca bir tırpan yapıp oğullarının hepsini babalarına karşı kışkırtmış fakat beş erkek çocuğu da korkmuştur. Yalnızca kurnaz Kronos kötü bir babaya acımayacağını ve bu işi kendisinin üsteleneceğini söylemiştir.

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-3

Annesi Gaia ve babası Uranos’un bir sonraki birleşme arzusuna kadar pusuya yatan Kronos, sonunda annesi Gaia babasının yanına gittiğinde, babasının hayalarını elindeki tırpanla keserek denize atmıştır. Uzuvdan çıkan ak köpüklerin habercisi Venüs, bu hayalardan türemiş ve Kythera’yı geçerek Kıbrıs’ta karaya çıkmıştır. Annesiz doğan Venüs’e karşı babasız bir şekilde doğan İsa, işte bu benzerliğin açık bir kanıtıdır.

Botticelli – Venüs’ün Doğumu

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-4

Botticelli, Yeni-Platonculuk’u çok iyi bilen ve birçok eserini bunun etkisinde kalarak yapmış bir sanatçıdır. Aslında çok iyi bildiğimiz bu sahne doğrudan Venüs’ün, babasının denize atılan hayalarındaki ak köpüklerden doğarak Kıbrıs’ta karaya çıkışını anlatmasından çok, İsa ile paralel bir bağlantıyı ortaya koymaktadır. Hıristiyanize edilmiş bu Venüs, güzelliğini sunan bir kadın olmasına rağmen, ellerinde beliren örtünme hissi ve yüzündeki mahçup ifade ile teşhir nesnesi değildir.

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-5

Bize söyleyecek sözü olmayan bu bakışıyla zaten seyirciye doğrudan mesafe koymaktadır. Ünlü sanat tarihçisi Gombrich’e göre aslında burada gördüğümüz Venüs, anatomik açıdan hatalı bir Venüs olmasına karşın, ona maddi dünyadan bir figürmüş gözüyle bakmadığımızdan sol kolunun ve omuzlarının hatasını fark edemeyiz.

Giorgione – Uyuyan Venüs

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-6

Giorgione’nin Venüs’ü ise Botticelli’nin Venüs’ünden farklı olarak, bir bahçenin ortasında uzanarak uyumuş biçimde gösterilmiştir. Botticelli’nin Venüs’ündeki gibi üzerinde bir şey olmamasına rağmen, çıplaklığını gizlemek için sol eliyle cinselliğini örtmek dışında herhangi bir teşebbüse girişmemiştir. Uyuyor olmasından ötürü yine de gözümüze masum görünen Venüs, teşhir malzemesi sayılmaz. Buna bağlı olarak izleyiciye duyumsattığı şey, yersel değil göksel bir alemde olduğudur.

Tiziano – Urbino Venüsü

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-7

Gördüğümüz bu Venüs ise, önceki iki Venüs’ten çok farklıdır ve dengenin değişmesine sebep olmuştur. Her ne kadar Giorgione’nin Venüs’üne benzer biçimde yatağına uzanmış ve sol eliyle cinselliğini örtüyor olsa da; onu yersel bir alemdeymişcesine kılan şey, gözlerindeki cürretkar bakışı, sağ elinde tuttuğu kendi atribüsü olan gülleri ve mücevherleridir. Dünyasal bir canlı olan bitkiler Venüs’le buluştuğunda onu göksel bir Venüs kılığına sokmamıştır.

Yeni-Platonculuk her ne kadar ruh ve bedeni aynı pota içerisinde eritmeye çalışsa da ruh daha yukarıda tutulmalıdır. Fakat Tiziano’nun bu eserinde bedenin yukarıda tutulduğunu görmekteyiz. Bedenin yukarıda tutulma sebebi, Antik Çağ değerleriyle örtüşen Platon düşüncesinin Tanrı’nın insanı kendi suretinde yarattığı dogmasıdır. Öyleyse Tanrı’nın sureti olan insanın yarattığı sanat eseri, Tanrı’dan esin taşımaktadır ve bu nedenle beden de aynı ölçüde değerlidir.

Velazquez – Aynadaki Venüs

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-8

“Uzanan çıplak” geleneğinin devamını Velazquez bu eserinde biraz değişik bir biçimde yorumlayarak sağlamıştır. Venüs yatağında bu kez arkası bize dönük olarak uzanmıştır. Çocuğu olan Cupid ise ona ayna tutmaktadır. Aslında bu ayna güzelliğin yansımasını simgelese de, burada Venüs’ü daha gizemli bir hale büründürmek için kullanılmıştır. Venüs’ün yüzünün güzelliğini, aynanın buğulu oluşundan dolayı ne yazık ki göremeyiz ve bu sayede Tiziano’nun Venüs’ünden farklı olarak bize cüretkar bir bakış atması da engellenmiş olmuştur.

Tiziano – Kutsal ve Dünyevi Aşk

Yeni-Platonculuk-isiginda-Venus-9

Yeni-Platonculuk’un resmi belgesi sayılan bu eserde Tiziano, kutsal ve dünyevi olan Venüs’ü aynı kareye koymuştur. Sanatçı iki Venüs arasındaki keskin çizgiyi gözler önüne sermeye ve seyirciyi bir bakıma ahlaksallaştırmaya çalışmıştır. Solda oturmuş olan Venüs, kutsal Venüs’tür ve insanın dünyaya çıplak olarak gelişinden yola çıkılarak çıplak bir biçimde gösterilmiştir. Elinde kandil tutmaktadır ve arka planda kilise bulunmaktadır. Gözlerini seyirciden kaçırmış başka bir yöne bakmaktadır. Sağ tarafta oturan Venüs ise kıyafetleri, takıları, elinde tuttuğu gülleri, yanında duran vazosu ile dünyevi Venüs’tür. Arkasındaki kale dünyasal oluşuyla bağlantılıdır. Pınarın suyunu karıştıran küçük çocuk Cupid’dir. Bunun nedeni dünyanın oluşumundan önceki boşluk ve karanlıktaki kaostan doğan ilk canlının Cupid oluşudur. Burada suyu karıştırarak sevginin kozmik karışım ilkesini gerçekleştirmektedir. Dünyevi aşka daha yakın durmaktadır.

Yeni-Platoncu düşünceye göre Venüs’ün ele alınış şeklini kısaca bu şekilde açıklayabiliriz. Rönesans dönemi boyunca yapılan birçok eserde bu düşünceye bağlı kalınmıştır. Yeni-Platoncular ise aşağı ve yukarı dünya arasındaki iniş çıkışı serbest kabul ettiklerinden dolayı aforoz edilmiş ve Yeni-Platoncu düşünce rafa kaldırılmıştır.

Merve Gürşen
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi ve Tarih bölümlerinde lisans eğitimime devam etmekte olup, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde müze araştırmacısı olarak görev yapmaktayım.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İş Stresini Minik Heykellere Dönüştüren Sanatçı: Derrick Lin

İş hayatının en zor anı kuşkusuz ki sabahları uyanıp işe adapte olmaya çabalanan anlar. Sanatçı Derrick Lin, işte tam bu evraklara,...

Kapat