Yerleşik Yabancılar

“Bütün insanlarda içlerini kemiren bir hastalık, omuzlarında gündelik bir yük, süresi belli bir rahatsızlık vardır: Tatminsizlikleri. Gerçek, iskeletsi varlıklarıyla yaşamın sonsuz karmaşıklığının buluşma noktasıdır bu. Ve herkes er geç farkına varır bunun.” der Pavese.

Birbirine paralel iki ruhun buluşma noktasıdır Pavese’nin de satırlarında söz ettiği bu tatminsizlikler. Ayrı dönemlerde, aynı dünyanın yükü omuzlarına binmiş iki kırılgan ruhun ayak izleri, bizi bu dünyanın arka bahçelerine götürebilir.

Hem bıçak sırtı bir beraberlik yaşayacak kadar birbirine benzer hem de o bıçağın atacağı ince bir kesikle birbirinden ayrılacak kadar farklıdır Nilgün ve Sylvia’nın yolları.

Onlar, kadın olmanın getirdiği bütün zorlukları omuzlamış, yüklerinden kaleler inşa etmiş, iki özgürlüğe düşkün yoldaştır.

Onlar ve hayatlarındaki çıkmaz sokaklarla ilgili bir yazıyı daha önce mutlaka okumuşsunuzdur. Yazınlarının, kavgalarının ve direnişlerinin ayak seslerinden çok ilişkileri hakkında yorum yapılıyor olsa da bu durum onları anlamamız için engel teşkil etmemekte.

Yerlesik-Yabancılar-1

Onu, bu fotoğrafı hariç neredeyse her karede gülümserken görebilirsiniz. Sarı saçları ve hayata karşı attığı okkalı bakışlarıyla bir devrin dile gelen kadınıdır Sylvia.

Çocukluk döneminde başlayan depresif bozukluklar, 8 yaşında babasını kaybetmesi ve eşi Ted Hughes ile olan sarsıntılı evliliği, bu dünyaya bağlanmasını sağlayan ipleri birer birer koparmıştır.

Kendi içindeki karmaşayı ve içinde bulunduğu toplumun derin yansımalarını şiirlerinde bulmak mümkündür. Genç yaşta ölüm ve etkileri üzerine bu kadar donanımlı cümleler kurabilmesi, gözünden süzülen yersizliğe ve yerleşememe hissiyatını bağlanabilir belki de.

“Tek renkli bulanık kenarlarda otlamaktaydı,
Daha iyi bir zamandan kalma vahanın hayvanları.”

Yerlesik-Yabancılar-2

Kastettiği daha iyi bir zaman olgusunu zihnine ilmek ilmek işlediyse de, kendi içine koskoca bir düğüm atmıştır Plath.

Dev (Colossus) şiirinde de bahsettiği gibi saatleri gölgeyle evlidir ve o karanlık dehlizleri hiçbir zaman kurutamamıştır.

Henüz 30 yaşında başını bir gaz fırınının içine sokarak kendi giz dökümünü ilan etmiştir. Şiirlerinde ölümü böylesine kuvvetli bir etkiyle kullanması, onu döneminin ve şimdilerin en iyi yazarlarından birine dönüştürmüştür.

Yerlesik-Yabancılar-3

Nilgün Marmara, “Slyvia Plath’in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi” adlı tezinde onun şiirleri için “Acı çekerken yapılan sorgulamalardan, kişisel hayatındaki devasa beyin dalgalarının billurlaşmış bir tür serpintisinden doğmuşlardır.” demiştir.

Kendi dünyasının izlerini Slyvia Plath’in dizelerinde gören Marmara, onunla olan bağını gün geçtikçe kuvvetlendirmiştir.

Aynı denize kıyısı olan bu iki kadın, varoluş sancılarından birbirine tutunmuş ve aynı coğrafyada olmasalar da, aynı düşlerde bir araya gelmiştir.

Giz dökümcü türün en önemli kadın temsilcilerinden olan Plath ve onunla yolu kesişen iki adımlık yerkürenin bütün arka bahçelerini gören Marmara.

Nilgün Marmara; Plath için şiirin, dış dünyanın tehdidine katlanma ve izolasyon olasılığını sağlayan bir sığınak olduğunu düşünmüştür. En az onun kadar dış dünyayla bağlarını koparmaya niyetlidir o da.

Kendini yaşadığı atmosfere esir eden bütün tekdüzeliklere direnen ve döneminin siyasi sorunlarını kendi meselesi haline getiren bir kadındır.

Yerlesik-Yabancılar-4

Kafka’nın Gregor Samsa karakteri gibi, içe kapanık hayvanlarını salma arzusuyla yanıp tutuşurken, uyandığı her yeni güne kendi varlığını sorgulayarak başlar o da tıpkı Slyvia gibi.

Yaralarını kitlelere açmakta büyük bir ustalık sergileyen bu iki diri ruh, vahşetli ölümlerle çevrili dünyamızdan, en uysal terk edişlerle ayrılmıştır.

Dünya kodesinden kendi bildikleri yollarla çıkmıştırlar.

Yalnızım, mutsuzum
göründüğüm gibi değilim aslında
karanlıklarda kaybolmuşum
bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır
aradıkça batıyorum karanlık kuyulara
kimse duymuyor çığlıklarımı
duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım
ümidimi yitirmişim
biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye
veda edeceğim.

Yerlesik-Yabancılar-5

Bu dizeler Nilgün’ün ayak sesleridir aslında. Dehşetin egemen, sorgulamanın eksik olduğu bir çölün ortasında savaşmaktan yorgun düşmüş yüreği, 13 Ekim 1987’de intihar ettiği camın kenarından kuş olup uçmuştur.

Cemal Süreya intiharının ardından onun için, “Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar  görememişim. Bugün ortaya çıkıyor.”  diye bahsetmiştir.

Nilgün, “Hayatın neresinden dönülse kârdır.” diyerek 29 yaşında ölümü yaşama tercih etmiştir.

Toplumun her türlü baskısına maruz kalan bu iki kadın, ellerine tutuşturulan hayattan beklentilerini de alıp uzaklaşmıştır.

Yerlesik-Yabancılar-6

Dönemlerinin kirli yüzünü, düzenin bütün aç ve yalınayak yanlarını fark ettikleri anda, ölüm onlar için bir çıkış yolu ya da başka bir başlangıç kapısı olmuştur.

Aynı sert rüzgâr ikisinin de saçlarını yalamış ve zihinlerine telafisi mümkün olmayan izler kazımıştır.

Nilgün Marmara tezinin giriş kısmında, “Umarım böylesine emsalsiz ve belirgin bir konuda, şiirlerinin ölüm kavramını derinden algılayarak yazmış ve intiharında da sanatındaki kadar başarılı olmuş bir kadının analizini yapabilme konusunda başarısız olmam.” diyerek Slyvia ile arasındaki derin bağın izini belli etmiştir.

Yerlesik-Yabancılar-7

Biz de Nilgün ve Slyvia’yı anlayan kadınlar olarak, aynı toplumsal baskının ayakları altında kan kustuğumuz şu günlerde, direnişimizin gökleri inleteceği günlere olan inancımızla yaşıyoruz.

Dünyadan kendi zarif seçimleriyle ayrılan bu iki kadını anlamak için, illa ki hem cinsleri olmanız gerekmez. Çünkü onlar, şiirleriyle ve ölümleriyle evrenselliği yakalamış, edebiyatı bir katalizör olarak hayatlarına yerleştirmiş insanlardır.

Damağımızda hafif bir direniş tadı bıraktıkları an hepimiz onlara hayran olmaya başladık.

Yerlesik-Yabancılar-8

Onlar sayesinde keşfettiğimiz bu metalik koku ve salt keder, olsa olsa dünyanın ayak izi olabilir.

Umarım ben de, kendimi ve türevlerimi gördüğüm bu iki şahane kadının ruhlarını anlatmakta başarısız olmamışımdır.

Şiirlerini kuğuların ölüm öncesi ezgilerine benzeten Zelda’ya ve her şey gibi ölmeyi de sanata çeviren Lady Lazarus’a sevgilerle.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
13 Yaşındaki Aylin Çelik, Romanya’da Düzenlenen Gitar Festivalinde Birinci Oldu!

Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuarı Klasik Gitar Bölümü'nde öğrenimine devam eden 13 yaşındaki Aylin Çelik, Romanya'da düzenlenen Eduard Pamfil Uluslararası Genç Gitar...

Kapat