Yolların Deli Azizi: Jack Kerouac

“Ben düşünmekten yoruldum, benim yerime de düşünür müsün? Benim yerime ilgilenir misin insanlarla, yalanla, ihanetle, yalnızlıkla? Geceleri birdenbire bastıran sağanak yağışlı korkuları alır mısın yamacımdan? Gündüz gözüyle sevemiyorum kimseyi, yüreğimdeki bu düğümü çözebilir misin?”

Edebiyatta sıkça karşılaşılan bir soru vardır ya hani; yazdığını yaşamak mı mühimdir, yaşamadığın bir şeyi  yazabilmek mi? Bu sorunun cevabının hiçbir önemi yok elbette ama ben bu kez yazdığı her satırı sonuna kadar yaşamış bir adamı, biraz olsun anlatabilmek için sıralayacağım cümlelerimi.  Tüm kaygılardan yoksun, sadece olduğu gibi, olmak istediği gibi olan bir adamı; çok sevgili Jack Kerouac’ı.

Beat Edebiyatı’nın kurucusu olarak nitelendirilen Kerouac,  1922’de Fransız kökenli bir ailede dünyaya geldi. Annesi, dinine bağlılığı yüksek bir katolikti. Babası bir sarhoştu.  Büyük abisinin ölümü, asi yapısı ve ailesinin üzerindeki baskısı etkisiyle zor bir çocukluk dönemi geçirdi. Kitaplarla çok erken yaşlarda tanıştı. On yaşından itibaren yazar olmayı kafaya koymuştu bile.  Bunların üstüne eklenen Jack London etkisi (ismi de buradan gelir), onu yazmaya daha fazla itti.  Kitapların özgürleştirdiği insanlardan olmuştu zamanla. Oysa Fransız kökenli ailesi sebebiyle anadili İngilizce bile değildi. İngilizceyle okulda tanışmıştı. Ancak bu dil harmanı ona yazılarında bir özgünlük kazandırdı. Sıkıntılarla geçen on dokuz yılın ardından kendi söylemiyle ‘’bağımsızdı artık’’.  Okuduğu yazarlardan etkilenen Kerouac’ın, muhalif kişiliğinin iskeleti yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı.  Bu dönem onun kimliğini belirlemesi açısından sancılı geçen bir dönem olmuş, ailesine çizdiği imajı evden çıkarken içeride bırakmış, mazbut ailesinden içindeki muhalif yönü gizlemişti. Elbette bu uzun sürmemiş, Beat Kuşağı zeminini hazırlayan Allen Ginsberg, Willliam Burroughs, Lucien Carr gibi isimlerden oluşan üniversite  çevresinin de fikri desteğiyle kendi yolunu daha net hale getirmişti.

‘’Biz öyle kendi yolumuzda kafamız kıyak adamlardık. Ülkeyi dolaşır, caz dinler, edebiyatla ilgilenir, doğu felsefesine dalar, çıkınca güzel kızlarla eğlenir, şiir okur, içer, çeker, savaşa karşı çıkardık. Canımız ne istiyorsa onu yapar, kafamıza göre takılırdık.’’  diyor Kerouac, bu zamanlar için.

2

Artık Kerouac, yanında defter kalem ayırmaz olmuştu, her an sürekli bir şeyler karalıyordu ama onun hayatındaki büyük değişim asıl kendisini çok etkileyen Neal Cassady’le tanışmasıyla oldu.  Neal, yaşam tarzıyla Jack’i büyülemişti. Birlikte çıktıkları yolculuk ile bu büyü perçinlenmiş, ortaya aradaki bu bağa yakışır nitelikte muazzam bir kitap olan On The Road (Yolda) çıkmıştı. Yedi yıl süren seyahatlerin ardından Kerouac kendini bir otel odasına kapatmış, bu yolculuğu kağıda dökmeye başlamıştı hararetle.  Bu yazım işi öylesine önem arz ediyordu ki Beat’in Kralı için kağıt değiştirmekle uğraşmamak amacıyla daktiloya metrelerce uzunluktaki bir rulo halinde kağıt koymuştu.  Bol kahve ve kafasını kıyak edecek desteklerle kitabı On The Road üç hafta gibi kısa bir sürede bitti. ‘’Olması gerektiği tarzda, olması gerektiği gibi bitti; caz gibi…’’

Roman, yolculukları süresince başından geçenlerin anlatıldığı otobiyografik bir eser. Romanın baş karakteri  Dean Moriarty Kerouac’ın derin bir hayranlık beslediği  Neal Cassady’in ta kendisidir,  romanın anlatıcısı Sal Paradise ise Kerouac’tan başkası değildir elbette.

3

Yolda’nın rulo kağıda yazılmış orijinal metni.

4

Neal Cassady & Jack Kerouac

Uzun süre argo üslubu sebebiyle basım imkânı bulamayan kitap, altı yıl sonra Vıkıng tarafından detaylı bir sansüre maruz kalarak yayımlandı.  Sansüre rağmen büyük etki yaratan kitap, bir anda oldukça konuşulan bir eser halini aldı. Beatnikler bilinmeye başladı. Kitabın en ‘’ıslah edilmiş’’ hali bile toplumda geniş yankı bulmayı başarmıştı.  Kerouac kitabın bir de filminin çekilmesini, Dean rolünde de Marlon Brando’nun oynamasını istiyordu, bu konuda ona bir mektup da yazdı ama bu film hiç çekilmedi.  Ancak 2012’de aynı isimle şahsi kanaatimce başarılı bulduğum  Kristen Stewart’ın da Kerouac hayranlığı sebebiyle performans gösterdiği  bir film çekildi.

5

Yolda (2012)

6

“Şimdiki gençlerin hala silahlarla dolaştığı tek derdi, üniversiteye girmek, evlilik öncesi cinsellikte fazla ileri gitmemek, iyi bir iş, ev, araba edinmek, çocuk sahibi olmak… Yazarken bile sıkılıyorum bunlardan aslında başka insanların hayatına karışacak biri değilim. Herkes kendi kurallarına göre yaşamalı. Ama ben daha çok çılgın insanları kale alırım. Yaşamak için çıldıranları, içlerindeki ateşi tutkuyla besleyenleri, yıldızların arasına anahtarlamalı ağ örmeye çalışan bir örümcek çılgınlığında tek bir mumla dünyayı aydınlatmaya kalkanları severim. Neredeyse tüm hayatım boyunca seyahat ettim, günlük kaygılarla ömür tüketen insanlar gördüm. Otuz dört yaşına kadar araba kullanmadım, hiç ehliyetim olmadı. Çocukluğundan beri araba kullananlar ilk fırsatta ehliyet sahibi olanlar tüm ömürlerini ev-iş arasında yol yaparak harcarken ben dünyayı gezdim. Garip bir tezat ettik. “

“Annem Gabrielle ve karım Stella beni bağışlayacaklar mı bilemiyorum. Kalıbı erken hırpalamışım. Biraz fazla içiyorum galiba. Dün karnımda dayanılmaz bir acıyla hastaneye kaldırıldım. Ertesi gün siroz olduğum ortaya çıktı. Şiddetli bir iç kanamaya engel olamamışlar bu sabah, kuyruğu titretmişim. Ölmüşüm bugün. 47’mde alkolden ölmüşüm. Bir yazar için benim gibi bir gezgin için yakışıklı bir son.” sözlerinde belirttiği gibi sanıyorum hayattan memnun ayrıldı.  Jack Kerouac bize bir yol gösterdi, yürümekten dahi çekineceğimiz yollarda bizi uzun seyahatlere çıkarttı. Hayatın da bir yolculuk olduğunun farkındaydı ve varılacak noktanın pek de önemi yoktu. Önemli olan “yolda’’ olmaktı.

Her birimizin inandıklarımızı yaşayacak gücü bulup, hayattan gülümseyerek ayrılması dileğiyle.

Üstünden geçen onca zamana rağmen eskimeyen güzelliklere ilham olan tüm yaşamlara saygı ve sevgiyle.

 

 

 

 

 

 

 

1 Comment

  1. feniant

    12 Mart 2015 at 21:06

    Bugün doğum günü ve bu yaziya rastladim, ne hoş oldu. İyi ki doğdun aziz Kerouac!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Arefe Gecesi Kırmızı Ruganlarıyla Uyuyan Küçük Kız / Umay Umay

''Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da. Herkes biraz var, o kadar.'' Edip Cansever'in dizelerinin aksine, hayatı inadına yaşayan, yanlış gelen her...

Kapat