YÜZLEŞİLMESİ GEREKEN BİR FİLM: LE MİROİR

Doğumdan ölüme kısa bir film: Le Miroir.

Yönetmenler: Ramon and Pedro

Film, ustaca planlanmış geçiş sahneleriyle ilk bakışta sade bir anlatıma ve basit bir konuya sahipmiş gibi görünüyor. Fakat perdeyi araladıkça sahnelerin imgeler içinde yüzdüğünü ve film akışının hayatlarımızın seyriyle arasındaki paralelliği fark edebiliyorsunuz. Bütünsel olarak son derece basit, parçalara ayrıldığında ise yoğunluğuyla insanı düşünmeye sevk eden bu filmi, parçalara ayırdığımızda kendimizi “ayna” ile yüzleşmiş buluyoruz:

1.

1

Işık, yönetmenler tarafından yaşama yetisiyle (nefes almak vs.) ve  yaşam enerjisiyle ilişkilendirilmiş. Giriş sahnesi karanlık, bir el uzanıyor ve düğmeye basıyor: Doğum.

2.

2

Karakterimiz hedefi aynaya bakabilmek olan küçük bir çocuk. Ancak aynaya yetişemiyor. Yardıma muhtaç olduğu bir çağda henüz, problem çözebilme yetisi kazanıyor ve bu cismi altına çekiyor.

3.

3

Sonraki sahnede karakterimiz biraz daha büyümüş. Süt dişlerinden biri çıkıyor ama belki de canı yanmadığı için pek üstünde durmuyor. Farkında olmadan çocukluğunu geride bırakmaya başlıyor. Ergenlik dönemine, derde-tasaya, bir çok şeyin değişeceği yıllara doğru gidiyor.

4.

4 e

 

İlk tıraşın verdiği tuhaf mutluluk duygusu, oturtulmaya çalışan bir müzik tarzı ve kızlar. Bir erkeğin ergenliği…

5.

 

5 6

 

Karakterimiz ilk karede evleneceği kızla tanışmış. İlişkileri iyi gidiyor ve bundan da gayet memnun olduğu belli. İkinci karedeyse bir yüzük, mutlulukla garipseme arasında bir yerlerde duran bakışlar görüyoruz. Her iki karede de karakterimizin aşık olduğu kadın duş alıyor. Fakat iki kare arasında çok fark var. Bu kısım yoruma açık.

6.

es 7

İlerleyen yaş ve yoğunlaşan problemler… Bir zamanlar tükenmeyecek zannedilen enerjinin tükenmesi. Eskiden tat alınan şeylerin tat vermemeye başlaması: Baş ağrısı ve dökülen saçlar. Duş perdesinin arkası boş ve sıkıcı.

7.

8 9

Sonraki sahnede ışık birden bire kesiliyor… Bunalım ve akabinde doğurduğu sonuçlar… Hayatın belirli dönemlerinde yaşanılan ve hayatın seyrini değiştiren, çoğunlukla yalnızlıkla sonuçlanan olaylar zinciri.

8.

10  11

Bunalımlı günler yerini öfkeli günlere, öfkeli günlerse yerini “bir şeyler yapmalı, bu böyle gitmez” düşüncesiyle dolu günlere itiyor. Öfke namlusunun kime ve neden dönük olduğu bilinmeyen dönemler. Sonrasında aynaya atılan bir yumruk ve akan kan…  Bu bir yaşam belirtisi olmalı!

9.

12

Birden ışıklar tekrardan yanıyor. Ancak hiç bir şey eskisi gibi değil. Aynada atılan yumruğun izi hala duruyor. Saçlarda ve sakallarda aklar mevcut. Bu saatten sonra mutluluk değil de memnuniyet peşinden koşuyor insan. Hatalardan kaçmak için yalnızlığın adı asalet oluyor bu zamanlarda. Karakterimizin ifadesinden ve bakışlarından dökülen kelimeler…

10.

13

Bulanıklık. Belki gözlerde belki de hatıralarda bulanıklık.

11.

14 15

Yaş iyice ilerlemiş durumda. Karakterimiz son bir bakış atıyor aynaya ve bastonuna uzanıyor. Tıpkı filmin başlarındaki gibi, yardıma muhtaç olduğu bir çağda. Her şeyin başladığı yere doğru ilerliyor.

12.

16

Düğmeye uzanan bir el ve ışıklar kapanıyor. Her şey başladığı gibi, son buluyor. İmgeler üzerinde uzun uzun yorumlar yapılabilir. Ben yalnızca dikkat çekmeye çalıştım aynayla yüzleşebilmek adına. Sahi, “ayna” bu filmde neler ifade ediyor seyirci için?

 

 

 

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
RAZOR Röportaj

Merhaba. Sizi uzun zamandır takip ediyoruz. Hatta yakın zamanlarda yapmış olduğunuz Pearl Jam gecesine bile katıldık. Gerçekten Türkiye’de dinlenmeye değer...

Kapat