Zamanımızın Hastalığı Delilik Shakespeare

“Daha beteri olamaz,” diyebiliyorsan hala,

En kötüyü tatmamışız demektir.

Uzun bir krallık döneminden sonra, Britanya’yı yönetmekte zorlanan Kral Lear, krallığı üç kızı arasında paylaşmaya karar verir.  Fakat kralın bir şartı bulunmaktadır. Bu şarta göre, en büyük payı almak isteyen etkili cümlelerle krala olan sevgisini kanıtlamak zorundadır.  Kralın, büyük ve ortanca kızı Gonereil ve Regan bunun için çoktan hazırlanmıştır. Övgü dolu sözlerle kralın kalbini mest ederler. Ancak, sıra kralın küçük kızına geldiğinde işler hiç de istenilen gibi olmayacaktır. Babasının en değerlisi arasında yer alan Cordelia, babasına övgü dolu hiçbir şey demeyecektir. Cordelia bu davranışıyla evlatlıktan reddedilecektir. “Sinsiliğin örttüğünü zaman açığa çıkarır, suçunu gizleyen gün gelir elbet utanır.”   Belki de yaşanan bu trajediden sonra, ihanet tüm krallığı saracaktır.

Shakespeare,  Kral Lear oyununda karakterlerini;  hırs, intikam ve pişmanlık örgüleri üzerine kurmuştur. Kişilerin;  mal ve mevki uğruna kardeşlerini, babalarını gözden çıkardıkları bir dünya… İhanetin kol gezdiği krallıkta, sırtından bıçaklanan kişi sadece Kral Lear değildir. Gloucester da, gayrimeşru oğlu Edmund tarafından ihanete uğrayacaktır.

kral-lear

Gidecek yolum yok.

Onun için, göze de ihtiyacım yok.

Gözüm varken tökezledim.

Çoğu zaman varlık bizi şımartır,

Yokluksa yararımıza olur…

Nitekim Clouster’ın gayrı meşru oğlu Edmund,  ihaneti en iyi cümlelerle dile getirecektir. “Doğuştan gelmeyen mülk akılla kazanılır, Amaç uğruna gereken neyse yapılır.”

İhanete uğrayan iki babanın bir başka özelliği ise,  arkalarından iş çeviren evlatlarına inanıp yüreği iyi olan diğer evlatlarını cezalandırmalarıdır. Delirmek üzere olan Kral Lear’ın acı dolu hikâyesi ve Gloucester’ın iki gözünün de çıkarılması, trajik hikâyenin en can alıcı noktalarıdır.

Beni tanıyan yok mu burada! Bu Lear değil.

 Lear böyle mi yürür? Böyle mi konuşur?

Gözleri nerede? Ya aklı gidiyor ya da beyni uyuştu.

Uyanık mıyım ben? Kim söyleyecek bana?

kral-lear

Oyunda en gerçekçi kişi Kral Lear’ın soytarısıdır. Doğruları söyleme de onun üstüne yoktur.  Shakespeare, burada bir gönderme de bulunmuş olabilir. Sırf babalarının ganimetlerini alabilmek için yalandan sevgi gösterileri sunan, onun yüzünü güldürüp pay elde etmek isteyen kızları,  bir soytarıdan farksız değildir.

“Lortlarla büyük adamlardan bana sıra gelmiyor, bu iş benim tekelimde olmalı, ama oldurmuyorlar. Hanımefendiler de öyle: Soytarılığı bana bırakmıyorlar. Beslerken guguk kuşunu yuvanda! Koparır elbet kafanı sonunda. Ne yapalım, mum sönünce karanlıkta kaldık.”

Shakespeare, kimi diyaloglarda ironik bir gönderme de bulunur. Kendisinden saklanan, deli kılığına giren oğlu Edgar’ı tanımayan Gloucester,  Edgar’a saygı duyup onunla hareket etmek istediğinde:

Yaşlı Adam: Ama efendim, o deli.

Gloucester: Zamane hastalığı.

King-Lear

Bir ağıt ve ah niteliğinde olan son cümleler ise;  İhanete uğrayıp, sonunda üç kızının da ölümüne tanıklık eden Kral Lear’dan  gelir:

Neredeyim? Neredeyim? Gün ışıdı mı?

Çok kötü aldandım.

Bu halde başka birini görsem

Kederimden ölürdüm.

Ne diyeceğim bilmiyorum.

Bu eller benim ellerim mi, ondan bile emin değilim.

Bakalım. Şu iğnenin battığını hissediyorum.

Ne haldeyim bilsem keşke!

kral-lear

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Sizin Gözünüzde Kadınım ve Hiçim / Lucy Jane purrington

Yok olmanın, hiçliğin sanatçısı olarak bilinir Lucy Jane purrington. Bu hiçlikte yer edinen kişiler, elbette yok sayılan kadınlar olacaktır. Sürreal...

Kapat