fbpx

Margaret Atwood’un Üstopyası / Damızlık Kızın Öyküsü

“Kadın, “bunaltıcı düşlerden uyandığı” bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı.”

Kanadalı şair, yazar, denemeci, eleştirmen, feminist ve çevre aktivisti Margaret Atwood, distopik edebiyat eserleriyle ün kazanmış bir isim. Eserlerini distopik olmaktan çok, ütopya ve distopya kavramlarını bir arada tutan “üstopya” olarak tanımlıyor. Bu türdeki en ünlü romanı ise, 1984 yılında Batı Berlin’de kaleme aldığı Damızlık Kızın Öyküsü.

Distopik eserleri seven herkesin bildiği gibi, bu tarz eserlerde olaylar gelecekte anormal bir toplum yapısı içerisinde geçerken, kişiyi gerçeklerle yüzleşmeye, sorular somaya ve düşünmeye sevk eder. Orijinal adı The Handmaid’s Tale Türkçe’ye Damızlık Kızın Öyküsü olarak çevrilmiş. Roman, kadınların isminin bile olmadığı, doğurganlık oranının azalmasıyla hala doğum yapabilen kadınların zorla alıkonularak, erkek egemen bir muhafazakar rejimin başta olduğu zaman diliminde geçiyor.

“Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık âşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti.”

Romandaki ana karakter Offred, doğurganlığını kaybetmemiş bir damızlık ve çocuk sahibi olamayan, dönemin askeri rejimiyle komutan olmuş Fred ile karısının yaşadığı eve gönderilir. Bir isme sahip olama hakları olmayan damızlıklar, hangi eve gönderilirlerse, kaldıkları süre içerisinde o evin erkeğinin adını alabiliyor. Offred yani Fred’in ki anlamına geliyor.

Yazarın romanında yarattığı gelecekte var olan bu zaman diliminde, doğurganlık oranı azalmış ve insanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumda. Bu yüzden hala doğurgan olarak kalabilen kadınlar da yakalanarak damızlık hale getiriliyor. Tıpkı damızlık bir hayvan gibi yaşan bu kadınlar, tek tip kıyafete sahip olabiliyorlar. Hiçbir konuda söz hakları olmadıkları gibi başlarına taktıkları şapka ise sadece önlerini görmelerini sağlıyor, çünkü etrafına bakmak yasak.

Yazar 1984 yılında Batı Berlin’de romanını yazamaya başladığında, hala Berlin’in ortasında ki duvarın var olduğunu ve romanına yön veren olayların yaşandığı o günleri şöyle anlatıyor:

“ Sovyet İmparatorluğu hala çok güçlüydü ve daha beş yıl sonra çökecekmiş gibi hiç görünmüyordu. Her Pazar Doğu Alman Hava Kuvvetleri sonik patlamalarla bize ne kadar yakın olduklarını hatırlatıyordu. Demir Perde ülkelerine yaptığım ziyaretlerde sürekli ihtiyatlı olmanın, gözetlenme duygusunun, konuşurken dolaylı anlatımlarla anlaşabilmenin ne demek olduğunu anladım ve tüm bunlar romanımı etkiledi.”

Geleceğe dair bir paranoyanın ötesinde, içinde yaşadığımız gerçeğin ta kendisini anlatan roman, geçtiğimiz yıllarda Bruce Miller tarafından uyarlanıp, Amerikan televizyon kanalı Hulu’da dizi olarak yayınlanmaya başlanmıştı. Türkiye’ de Blu TV üzerinden izlenilebilen dizi, 2017 Emmy Ödül Töreni’nde “Dram Dalında En İyi Dizi” ödülünü almıştı.

Başrole, Mad Men dizisiyle adını duyuran Altın Küre’li oyuncu Elisabeth Moss, canlandırdığı Offred karakteriyle hayat veriyor. Geçtiğimiz günlerde yeni fragmanı yayınlanan dizi, 5 Haziran’da üçüncü sezonu ile karşımızda olacak.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.