ACILARLA ARKADAŞ OLMUŞ BİR ŞAİR : ARKADAŞ ZEKAİ ÖZGER

Merhaba Arkadaş! Ben az konuşan çok yorulan biriyim. Bu yüzden kısaca yazacağım sana. “Bir gün nasılsa bütün acılar eskiyecek.” demiştin bana. Dediğin oldu Arkadaş, eskimiş acılarımı çekmecelerimin en arka köşesine sıkıştırdım şimdi. Göğü kucaklayıp getirdiğin günden beri açıldım Arkadaş, zihnimin en karanlığına kadar açıldım. Şimdi gücüm yettiğince seni düşünüyorum. Kısa süren bir baharı anımsatıyorsun bana. Sen baharın sonunu zaten göremedin. Baharın ortasında, yazı da atlayıp kışa gittin, Arkadaş. Yetişemedik biz sana. Ama ardında bıraktığın delikanlı mısraların abimiz oldu bizim. Abi öğütleriyle büyüdük. “Hayat sığmıyorsa gövdene, yüreğini sığdır çocuk.” dedin, dinlemedik bazen. Çocuktuk bilemedik. Kızmadın bize, “Hangimiz yanlış yapmadık ki?” diyerek gülüp geçtin. Bu yüzden sevdik seni.

Bir zamanlar tanımazdım seni Arkadaş. Senden iyi olmasın bir arkadaşım anlattı seni bana. Adın Zekai’ymiş aslında. Sen, kendin üflemişsin “Arkadaş” ismini kulağına. Ne de yakışmış Arkadaş. 1948’de Bursa’da doğmuşsun. İstanbul Basın Yayın Yüksekokulu’nu bitirmisşin. 25 yaşındayken, yani daha 10 yıl varken yolun yarısına, bir sokakta ölü bulmuşlar seni. Ölüm sebebine baktım, beyin kanaması olarak düşülmüş kayıtlara. O anı, öldüğün anı defalarca kurguladım zihnimde. Gerçekten yürürken bir anda mı yığılıvermiştin öylece sokağa ya da yoksa… Bilmiyorum, zaten hiç kimse bilmiyor nasıl bırakıp gittiğini bu dünyayı. Bu kısacık ömrü birçok şiirle doldurmayı başarabildiğin için sana ne kadar çok hayranlıkla baksak az. Sen bu şiirleri Dost Dergisi’nde yayınladığında belki de bilemediler değerini. Bilirsin sen de Arkadaş, sanatın değeri hep geç anlaşılır. Tüm şiirlerin bir kitapta toplandı şimdi, kitaplığımızın en nadidelerinden biri oldu “Sevdadır” başlığıyla. Senin adına bir şiir ödülü bile var artık; Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödülü. Öldüğün tarih olan 7 Mayıs adıyla bir yayınevi bile kurulmuş. Yani demem o ki; yaşayacaksın aslında nesilden nesile.

Daha önceden de dedik ya; delikanlı şiirlerin abi oldu bize. Öğüt verdi, büyüttü bizleri. Ama bir şeyi çok merak etmiştim:

“Annem bir sabır küpü
annem bir acı küpü”

Neredeyse her şiirinde bir anne imgelemine yer vardı. Sonradan öğrendim, çocukken kemik hastalığından hastanede kalmışsın uzunca bir süre. Annen hep başucundaymış. Ö yüzdenmiş anneye düşkünlüğün. ‘Ana’ sözcüğünü hep kaba bulduğundan ‘anne’ diye seslenmişsin mısralarında.

“hiç kimse bilmiyor içimin yangınını
ah! herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladığım dostum
ah! herkes mi susuyor”

Diyerek seslenmişsin zamanın sonsuz boşluğuna. O boşlukta duyduk sesini, içindeki yangını bildiğimizi fark ettik. Çünkü sen de bizim içimizdeki yangına tanıdıktın. Mısralarınla karşılaşınca nereden geldiğini bilemedik bu sıcak ve bilindik samimiyetin. Hemen o anda konuştun yine mısralarınla:

“ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan geldim
adı konulmamış bir düşten geldim.”

Gerçekten de öyleydin. Acıların acılarımızdı ve aslında sen, bizim ezberlenip unutulmuş hürriyet sevdalısı sesimizdin. İlk âşık olduğumuzda kalbimizdeki gümbürtü sendin. Her gümbürtü bir sözcük olup dedi ki:

“Ah nasıl ayrılır aşk ve dostluk birbirinden
Can canı sever ötesi yok bunun çocuk
Ölümü ve ölümün ölümsüzlüğünü
Sevgiyi ve sevginin ölümsüzlüğünü
Ah elbette aşktır dostluğu mayalayan
Ama kim anlatabilir bu parmak çocuğa
Bir dostla bir sevgili arasındaki ayrımı
Hayırlara evetlerle direten.
Çirkini öptüren kötüyü sevdiren
Aşkı sevgiliyle değil kendinle yorumla
Kim ki kendini açığa komaktan korkmaz
O saygın bir insandır.”

Yani sana diyorum ki Arkadaş; âşık olup deliler gibi sevmeyi de acı çekip yastığa başımızı gömüp ağlamayı da ve bir de en önemlisi Zeki Müren’i sevmeyi de biz senden öğrendik. Öyleyse daha ne duruyorsun:

“Pencereyi aç
sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
Yürek kendini tanır.”

Ve asla korkma unutulurum diye. Unutulduğun gecelerde biz seni mısralarından öpmesini biliriz. Çünkü sen iyi bir arkadaşsın, Arkadaş.

“ey gecede unutulmuşluğumun suçluları
ey yanlışlığın yanlış yargılayıcıları
suçum: nefreti öksüz bırakmak
savunmam: sevgimi yüceltmek içindir
sakalım yok biliyorum ama kötü değilim
büyükleri sayarım küçükleri severim
çocukları incitmeden severim, kadını öpmesini bilirim
sizi de sizi de öpmesini bilirim.”

Bünyamin Özcan

Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, İngilizce Öğretmeni. Edebiyat seven, fotoğraf çeken, doğa ile içi çe olmayı seven bir Sanat Karavanı yazarı. Amatör olarak tiyatro ve pantomim ile uğraşmışlığı var. Dolayısıyla tiyatro oyunları izleyip, eleştirmeyi sever. Hayatın anlamını kitaplarda aramaya devam ediyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.