fbpx

Adaletin Sonsuz Çığlığı / On İki Öfkeli Adam

Amerikalı sinema yönetmeni Sidney Lumet, 25 Haziran 1924 yılında dünyaya geldi. Ailesi oyuncu olan Lumet’in kendisi de tiyatronun çeşitli dallarında çalıştıktan sonra, yeni canlanmaya başlayan televizyon sektöründe kendisine yer buldu ve çeşitli diziler çekti. Bir süre televizyon için çalıştıktan sonra 1957 yılında çektiği 12 Angry Men (12 Öfkeli Adam) ile sinemaya başarılı bir geçiş yaptı.  Serpico, (Köpeklerin Günü), Network (Şebeke) ve The Verdict (Hüküm) gibi filmlerle ününü artırdı. Çeşitli dallarda Oscar’a aday oldu ve  2005 yılında Ampas tarafından kendisine Yaşam Boyu Başarı Ödülü verildi. Yaşamına pek çok başarılı yapım ve ödül sığdıran yönetmen, 9 Nisan 2011’de hayatını kaybetti.

Lumet Sineması ve 12 Öfkeli Adamın Öyküsü

Film Amerika’nın; sanayi, ekonomi, tıp, sanat, sinema gibi pek çok açıdan zirvede olduğu bir dönemde seyirciyle buluşmuştur. Bağımsız Amerikan sinemasının önemli bir örneği sayılabilecek yapımda, insan unsuru ve ruh tahlilleri ön planda olup, izleyiciye bir çeşit karakterler galerisi sunmaktadır. Lumet 12 Öfkeli Adam’da; toplumsal olanla bireysel olanı karşı karşıya getiren ve toplumsal olanı fon olarak sergileyen bir tutum izler. Oda tiyatrosu tarzı anlatımın ve tek mekan tekniğinin kullanıldığı yapım, bu özellikleriyle Alfred Hitchcock’un Ölüm Kararı filmine benzemektedir.

Film temelde 18 yaşında genç bir oğlanın, babasını öldürmek şüphesiyle yargılanmasını konu alır. Film boyunca on iki jüri üyesinden oluşan bir grup öfkeli adamın; ön yargılarına, hırslarına,vurdumduymazlıklarına, bencilliklerine ve bir noktada cehaletlerine tanıklık ederiz.

Filmin içeriğini oluşturan şüpheli gencin kaderinin jüri üyelerinin kararına bırakılması; hukuk sistemi, ahlak ve vicdan gibi konularda seyirciyi sorgulamaya itmektedir. Aynı zamanda film bize bugünkü postmodern dünyanın bulanıklığını ve muğlaklığını neredeyse her sahnede yansıtmaktadır.

On bir jüri üyesinin de yeterince kanıt olmamasına rağmen şüpheli genci suçlu bulmak adına verdikleri mücadele, Henry Fonda’nın hayat verdiği 8.jüri üyesinin; on bir jüri üyesine karşı, sanığın suçsuz olduğu yönünde oy kullanmasıyla boşa çıkar. Diğer yandan 8.jüri üyesinin, sanığın dikkatli bir şekilde yargılanmasını istemesinin çok makul bir sebebi vardır. “Elini kaldırıp bir çocuğu ölüme göndermek” istemez. Bu duruşu ile seyirciyi sistem, ölüm cezası, yargılama ve savunma süreçleri hakkında düşünmeye zorlar.

Merkezine önyargının insanları götürebileceği uç noktaları alan, yargı sistemini usul usul eleştiren filmin başladığı şekilde devam etmeyişi ve olay örgüsündeki başarılı keskin dönüş, izleyiciyi tatmine ulaştırmayı başarır. On bir jüri üyesi de ikinci kez oy kullanır ve sanığın suçsuz olduğu yönünde karar alarak, bir genci ölümden kurtarırlar. Burada suçlu ve suçsuz kavramlarının siyah ve beyaz misali ayrılamayacağı, adalet terazisinin ne kadar hassas kullanılması gerektiği vurgusu öne çıkar. Filmin sonunda geçen “Varsayalım sen bizim fikrimizi değiştirdin. Ya çocuk babasını gerçekten öldürmüşse?” sorusu, filmi tamamıyla muamma bir hayal ürünü durumuna sokmasa da, kanıtların birçoğunun rastlantılarla çürütülmesi, seyircinin zihninde bir soru işareti bırakır.

Fakat elbette bu soruları en iyi yanıtlayacak olan yine kendi içimizdeki vicdan ve ahlâk muhasebemiz olacaktır. Umarız bizler için de günün birinde önyargılardan ve hırslardan arındığımız, yargılanacak tek bir suçun dahi olmadığı temiz günlere uyanmak mümkün olur.

Kaynak: 1

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.