BİR NAİF SARAYLI: ÂDİLE SULTAN

Âdile Sultan; II. Mahmud ile Zernigâr Hatun’un kızı, Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz’in kız kardeşi, II. Abdülhamid’in halası, Mehmet Ali Paşa’nın eşi.

Bu gün al ders-i aşkı Âdile meydân-ı himmetde

Zamândır ma’rifet tahsiline tâlib olan gelsin…”

Âdile Sultan

Osmanlı’da Hanım sultanların öncülük ettiği birçok alan vardır. Hele ki Tanzimat’tan sonra, hanım sultanlar, haremden dışarıya çıkarak, sosyal hayatta etkinliklerini artırmışlardır. Özellikle bahsetmek istediğim Âdile Sultan, saray kadınlarının dışa açılmalarında en önemli kişiliktir.

Hayatı hüzün ile yoğrulmuş, ancak hüznün onu eritmesine izin vermemiştir. Hüzün dolu hayatında ilkleri de çoktur Âdile Sultan’ın. Osmanlı hanedanında divanı olan tek kadın şair olması, Kanuni Sultan Süleyman’ın şiirlerini “Muhibbî” mahlasıyla ilk kez onun bastırması, yine Âdile Sultan’ın ilklerindendir.

Çok iyi eğitim alan Âdile Sultan, II. Mahmud’dan II. Abdülhamid’e kadar 5 padişah dönemi görmüştür. Yeri geldiğinde dönemindeki padişahlara, hatta II. Abdülhamid’e bile, başkaldırmaktan çekinmemiştir. Abdülaziz’e: “Unutma ki erkek olsaydım, şimdi padişah bendim!” ve II. Abdülhamid’e: “Neden dediğimi yapmıyorsun? Halanım ve senden yaşça büyüğüm!” demesi dönemin kayıtlarında mevcuttur.

Âdile Sultan Kimdir?

1826 yılının Mayıs ayında İstanbul’da dünyaya gelen Âdile Sultan, II. Mahmud’un, Zernigâr Hanım’dan doğan kızıdır. Âdile Sultan’a ismini veren, II. Mahmud’un şiirlerinde kullandığı “Adlî” mahlası olmuştur. İlk doğduğu anda şiirden gelen ismi, gelecekte de şiirle anılacaktır…

1.Mahmud, Hat Sanatı ve Musiki ile uğraşmış, aynı zamanda Adlî mahlasıyla da şiirler yazmış sanatçı kişilikte bir padişahtı. Çocuklarının da iyi bir eğitimden geçmesini isteyen Sultan II. Mahmud, kızının eğitimine de ayrıca önem vermişti. Din, edebiyat, hat ve müzik dersleri, Hanım Sultanın hayatını şekillendiren dersler olmuştur. Öyle ki, Âdile Sultan’ın sarayları, Tanzimat Dönemi’nin müzisyenleri, siyasetçileri ve edebiyatçılarına daima açıktı. Ayrıca yetenekli gençleri de korumasına alır, yetişmeleri için her türlü desteği sağlardı.

Daha 4 yaşında annesinin ölümüyle başlayan hüzünlü hayatı, babasının henüz Âdile 13 yaşındayken olan ölümüyle devam eder (1838). Anne ve babasının vefatı, onun şiire meyletmesini hızlandırır. Koskoca sarayın duvarları arasında bir şeyler eksiktir, ama ne? Bu eksik parçayı, hayatını en eksik hissettiği anda bulacak ve hayatından çıkarmayacaktır…

1.Mahmud’un ölümü üzerine, Âdile’nin tahsil ve terbiyesini, abisi Sultan Abdülmecid üstlenir. 19 yaşında (1845), Tophane Müşiri Mehmet Ali Paşa ile evlenir. Bu evlilik o kadar meşhurdur ki, Haydarpaşa Sahrası’nda (bugün Validebağ Kasrı’nın bulunduğu yer) 7 gün 7 gece sürmüş ve Komaski’nin havalandırdığı balon çok konuşulmuştur.

Âdile Sultan’ın Haydarpaşa Çayırı’nda Yapılan Düğününü Betimleyen Gravür

Âdile Sultan’ın artık yeni yuvası Defterdar Burnu’ndaki Neşâdâbad Sarayı olmuştur. Gerek burada otururken, gerek diğer saraylarındayken âlimler, şeyhler ve hafızları ağırlayarak dinî ve ilmî meclisler tertip etmiştir. Bazen de özellikle hanımların katıldığı konserler düzenlemiş, bu konserlerde alaturka saz heyetleri ile alafranga orkestralar bulundurmuştur. Böylece Neşâdâbad Sarayı her rengi içinde barındıran bir saray olarak tarihe kazınmıştır…

Mehmet Ali Paşa da eşi Âdile Sultan gibi şairdir. Aynı zamanda tasavvuf erbabı ve çok hayırsever biri olduğu bilinmektedir. 1828’de saraya alınmış, sadrazamlığa kadar yükselmiş ve 6 defa kaptan-ı deryalık yapmıştır. Ancak 55 yaşında (1868) vefat ettiğinde hiçbir görevi bulunmamaktaydı.

23 yıl süren beraberliklerinde dört çocukları olur, ancak bunlardan sadece Hayriye Hanım hayatta kalır. 1868’de biricik hayat arkadaşının da vefatı üzerine Âdile bir daha hiç evlenmez… Eşi vefat ettikten sonra, onun hakkında yazdığı şiirler fazladır; ancak şu ağıt, naif sultanın halini anlatmaya yeter:

“Hoş idi halim onunla, bana şefkatli idi

Bir iyal idi mahabbetli, mürüvvetli idi

Düşman ve dostunu anlardı, dirayetli idi

Râzı-yı hükm-i kaza, pek ulu devletli idi.

 

Bir Mehmet Ali Paşa idi ol dünyada

Şad ede ruhunu Mevlâ mele-i âlâda

 

Kimsenin canını yakmak ona gayr-ı imkân

İntikam alma ise müşkil ve ihsan-âsân

Bir Mehmet Ali Paşa idi ol dünyada

Şimdi hâk (toprak) içre veli mertebesi a’lâda

 

Sandım onunla ömrüm dertsiz geçer

Hatırımdan gitmez idi onun hiç ayrılığı

Neyleyem böyle imiş Hüda emri, kaderin hükmü

Yanarım ayrılık ateşi ile haşre kadar

Bir Mehmet Ali Paşa idi ol dünyada

Kendisi sonsuzluğa gitti, koydu beni tenhâda

Devlet ve dine sadakatle ederdi hizmet

Peygamber emrini icraya kılardı gayret

Bir özü doğru, sözü doğru muhibb-i devlet (devletini seven)

Öyle bir yar için Adile ağlar elbet

Bir Mehmet Ali Paşa idi ol dünyada

Yüzünü göstere Allah ona ukbada (Ahirette)”

Damat (Hemşinli) Mehmet Ali Paşa

Âdile Sultan

Hüzün henüz bırakmamıştı Âdile’yi. Hanım Sultan 3 çocuğundan ikisini küçük yaşlarda peş peşe kaybetmiş, diğerini de eşini kaybetmeden evvel toprağa vermişti. 1861’de de kendisinin 7 sene boyunca yetiştiriciliğini üstlenen abisi Sultan Abdülmecid vefat etmiş, hanım sultanın kederi közlenmişti.

Eşinden sonra sadece 1865’te İşkodralı Mustafa Şerîfî Paşazâde Rızâ Bey’le evlendirdiği tek çocuğu Hayriye Hanım kalmıştı. O da verem hastalığına tutularak 1870’te, Mehmet Ali Paşa’dan iki sene sonra, hayatını kaybetti…

Âdile Sultan, ölümlü kim varsa sevdiği, bir bir gittiğine tanıklık ediyordu. Dünyadan ümidini kesmişti. Bir aralar çok sık rahatsızlanıyordu. Ünlü İtalyan Mimar Giulio Mongeri’nin babası Luigi Mongeri (1818-1882), Sultan Abdülmecid döneminde 1860’da Süleymaniye Darüşşifasında başhekim olmuş ve 1873 yılında Toptaşı Darüşşifasının başına getirilmiş, Türk psikiyatri tarihi için önemli bir doktordu.  L. Mongeri, Adile Sultan’ın narin bünyesi için özenle seçilmiş ve onu tedavi etmiştir.

Bu kırgın dönemlerinde, mal varlığını Hakk yolunda fakir insanlar için harcadı. Hatta bunu daha sistemli hale getirmek için 14 ayrı vakıf kurdu. Âdile Sultan, artık hayatındaki eksik parçanın, “takva” olduğuna karar verdi ve Nakşibendi Tarikatı’na girdi. Artık Fındıklı’daki saray; âlimlerin, şeyhlerin sık sık toplanıp sohbet ettikleri bir yer haline geldi. Tek bununla kalmayıp, fakir ve muhtaç olan insanlar da rahatlıkla buraya gelip hallerini ve ihtiyaçlarını arz edebiliyordu. Nakşibendi Tarikatına girdikten sonra, şiirlerinin büyük bir bölümünü tasavvufi içerikli yazmaya başladı.

Bugün meydân-ı aşk içre salâdır isteyen gelsin

Geçip cân le hem başdan bu devrânı bilen gelsin

 

Eğer kim cânına kıyan olur cânânınâ vâsıl

Anınçün meclis-i tevhide hep câna kıyan gelsin

 

Visâl-i yâra tâlib zümre-i merdâna muhtâcdır

Bu sözü fark eden insân-ı kâmil her zaman gelsin

 

Bu gün al ders-i aşkı Âdile meydân-ı himmetde

Zamândır ma’rifet tahsiline tâlib olan gelsin.

Şiirlerinde yer yer kafiye hataları ve vezin yanlışlıkları görülse de, belki Âdile Sultan, içinden böyle geldiği için, vezin endişesi gütmemiş ve bunun şiirinin anlamını değiştireceğini düşünmüştür, şeklinde bir fikir yürütebiliriz. Ancak çoğu edebiyat eleştirmeni, diğer Osmanlı kadın şairleri olan Fıtnat Hanım ve Leylâ Hanım’a göre, Âdile Sultan’ın şiirlerini başarılı bulmazlar. Ancak Osmanlı hanedanında divanı olan tek kadın şair olması, diğer kadın şairlerden onu apayrı tutar.

Aşkın olmazsa ilahi bane yar

Aşksız bu ömr-i cânı neyleyim

Nice bin gülzâr-ü bağ-u sahnda

Gezsem olmaz şevk-u ânı neyleyim

Buy-ı aşk ile sefa bulsun gönül

Adile fani zamanı neyleyim.

Hece vezniyle de şiirler yazmış; Yunus Emre, Fuzûli, Şeyh Gâlip gibi usta şairlerden çok etkilenmiştir. Münâcât, na’t, mersiye, methiye şiirlerinin yanı sıra, aile fertleri (babası, kocası, kızları ve kardeşleri) için yazdığı manzumeler de divanında önemli sayıdadır. Şiirleri kimi zaman Osmanlı tarihine ışık tutan vesikalar mahiyetindedir. Özellikle Sultan Abdülaziz için yazdığı şiir, onun intihar etmeyip, öldürüldüğünü belirtir.

Cihan matem tutup kan ağlasın Abdülaziz Hana,
Meded Allah mübarek cismi boyandı kızıl kana.

Nasıl hemşiresi bu Adile yanmaz o Hakana,
Ki kıydı bunca zalimler karındaş-ı cihanbana

Rıza virmezdi adl ü şefkati zulm-i müşirana
Bütün nar-ı firakı saldı kalb-i ehl-i imana. 

Âdile Sultan, mektep ve fukara evlerini tamir ettirmiş, kurumuş çeşmelere su getirtmiş, gelinlik kızlara çeyizler yaptırmıştır. Yardımsever bir kişiliği, onu herkese tanıtmış ve halka onu çok sevdirmiştir. 1899’da 73 yaşında vefat eden naif sultanın ölümünü Sultan II. Abdülhamit gazeteler vasıtasıyla duyurmuştur. Hatta Rum Patriği, Belçika ve Yunan Büyükelçileri bile hanım sultan için taziyeye gelmiş ve cenazesi büyük bir törenle Eyüp Bostan İskelesi’ne çıkarılıp, Eyüp Sultan Cami’de namazı kılındıktan sonra; Eyüp’te eşi ve çocuklarının adına yaptırdığı türbeye gömülmüştür. Vakfiyesi İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde mevcuttur (Türkçe Yazmalar Bölümü 4993 numara). Vakfettiği eserler arasında İstanbul’da; 1 türbe, 2 ağaçlı bahçe, 18 menzil, 2 oda, 1 ahır, suyolu döşenmiş bir çeşme ve dokuz taş tekne, 1 kahvehane, 7 dükkân, iki katlı 1 mağaza, 1 havuz, 10 kuyu, 3 sarnıç; Medine’de ise 2 kıt’a arsa, 1 sebilhane, 1 fırın, 1 değirmen,  1 kahvehane, 1 dükkân, 1 mağaza, 9 menzil, 1 hurma bahçesi; 14 oda, sofa, mutfak vs. den oluşan bir ribat, ağaçlı ve iki kuyusu olan bir bahçe bulunmaktadır. Bunlar dışında vakfiyede yazmayan çok sayıda okul, türbe, dergâh, sarnıç, şadırvan, çeşme, namazgâh vb. gibi hayratı da vardır. Âdile Sultan’ın hayırseverliği çok takdir edilmiş ve kendisine 1879 yılında II. Abdülhamid tarafından “şefkat nişanı beratı” verilmiştir.

Âdile Sultan’ın Fındıklı’daki sahil sarayı (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Millet Meclisi, Güzel Sanatlar Akademisi), Kandilli’deki sarayı (Kandilli Kız Lisesi), Koşuyolu’ndaki köşkü ve korusu (Adile Sultan Öğretmenevi), hanım sultan öldükten sonra farklı statülerde kullanılmıştır.

Mimari Yapıları: Âdile Sultan Sıbyan Mektebi (Fatih), Kandilli Kız Lisesi (Âdile Sultan Sarayı), Bâlâ Külliyesi (Ta’mir)

Edebi Yapıları: Divân-ı Âdile (yayımlamadı)

Peki, neydi Âdile Sultan’ı bu kadar önemli kılan? Uğruna kitaplar çıkarılan Âdile Sultan, kendi için mi yaşadı, halk için mi? Yoksa Hakk uğruna halk için mi çabaladı senelerce?
Bana kalırsa Âdile Sultan’ın hayatı bize şunu gösteriyor: yaşayacak bir umudun kalmadıysa, başka umutları yaşatmak için yaşamak. Şan şöhret, saltanat, gösteriş, soyluluk… Hepsi Âdile Sultan’ın hayatında fazlasıyla var. Ancak farklı bir anlayış var hanım sultanı “Sultan” yapan: o da çırpınırken neden kanat çırptığını unutmuşluğu telafi etme dönemi… Sevilmek için sevmiyor insanları; insanları sevdiği için seviliyor. Kıymeti soyunda değil, soyundan geleni kıymetliler uğruna harcamakta buluyor. İşte böyle tezatlıklarla bir naif saraylı oluyor Âdile Sultan…

Kaynakça:

Necdet Sakaoğlu, “Adile Sultan”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, 1. Cilt.

Olcay Kolçak (Derleyen), Adile Sultan, Kastaş Yayınları, 1. Baskı, 2005.

Tunca Özgişi, Osmanlı’da Bir Kadın Eğitim Gönüllüsü: Adile Sultan, “Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi”,

Zehra Aydüz, Adile Sultan, Zafer Yayınları, 1. Baskı, 2015.

Elektronik Kaynakça:

https://www.antoloji.com/kadin-sairlerimizden-adile-sultan-siiri/ , 10.10.2018, s. 15.00.

http://docplayer.biz.tr/28675063-Sultanlarin-siiri-siirlerin-sultani-dr-ali-fuat.html , 13.10.2018, s. 09.00.

https://islamansiklopedisi.org.tr/adile-sultan , 13.10.2018, 10.35.

http://www.biyografya.com/biyografi/1287 , 14.10.2018, 22.00.

Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi mezunuyum. Yazmak ve paylaşmak çok sevdiğim bir ikiliydi her zaman. Ben de bu karavanın yolcularındanım.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.