Askeri Bir Üs İken Sanatın Özgür Kalesine Dönüşmüş ‘Metelkova’ / Ljubljana

Yılda bir gününü ‘kültür günü’ olarak milli bayram ilan etmiş tek ülke olan, Slovenya’nın güzide başkenti Ljubljana’dan geçti yolum. Minicik şehirde, bu denli kültür-sanata önem verildiğini görmek beni hem şaşırttı hem de heyecanlandırdı.

Bu yemyeşil kentte her yıl; 14 uluslar arası festival ve 10 binin üzerinde kültür sanat etkinliği düzenleniyor. Ayrıca 15 müze, 42 sanat galerisi, 11 tiyatro ve yaklaşık 150 tane de kütüphanesi var.

Ülkenin ilk müzik kurumu ‘Academia Philharmonicorum’un kuruluş yılı ise 1701. Kurulduğu tarihten bu yana, çok önemli isimleri bünyesinde ağırlamış akademi. Joseph Haydn, Ludwig van Beethoven ve Johannes Brahms’ın yolları buradan geçmiş.

Şehrin sokaklarında yürürken kültüre ve sanata verilen değeri anlamak gerçekten mutluluk verici. Yüzünüzde ister istemez bir gülümsemeyle gezdiğinizi çok sonra fark ediyorsunuz. Ljubljana’nın modern kültür merkezlerinin dışında, keşfetmeniz gereken bir başka ‘alternatif’ kültür merkezi daha var. Burası, şehrin en sıra dışı mahallelerinden biri. Bambaşka bir dünyaya kapılarını aralayan, Metelkova – Ljubljana o kadar küçük bir şehir ki her sokak nehre çıkıyor. Nehir kenarındaki yolları takip ederek bile yeni yerler keşfedebiliyorsunuz. Ben Metelkova’yı bir tesadüf eseri bulmadım. Fakat konumundan ötürü, gezdiğiniz yerde bir anda karşınıza çıkabilecek bir yer burası. Bulunduğu bölge, 12.500m2’lik bir alana yayılmış eski bir askeri bölge.

Kültür merkezlerinin ve müzelerin bulunduğu, modern yapıların olduğu bölgeyi gezerken onların arasından, uzakta rengarenk bir sokak görüyorsunuz önce, sonrasında “aaa orası neresi?” demeye kalmadan kendinizi iki merdiven sonra mahallenin girişinde buluyorsunuz. Adım atar atmaz sizi bu sevimli duvarlar karşılıyor.

Metelkova’nın tarihi 1993 yılına dayanıyor. Eskiden Yugoslavya ordusunun askeri üs olarak kullandığı bu bölgeyi bir kültür merkezine çevirme düşüncesi; yaklaşık 200 gönüllü entelektüelin girişimi ile olmuş. “Metelkova bir kentsel kültür merkezi, kritik bir yansıma, sivil katılım için iyi bir yer ve bu yer faaliyetleri ile Ljubljana’da tüm kuşakların fikirlerinin özgürce akabileceği bir alan.” diyor Ljubljana’nın şu anki belediye başkanı Zoran Janković.

Bir merkeze yardım etmek için siteyi düzenli olarak ziyaret eden bir Alman heykeltıraşa göre de, bu fikrin çok önemli bir parçası, Metelkova’nın herkes için var oluşu. Yaşlılar, gençler, turistler, Slovenler ve Balkanlar’ın başka yerlerinden gelen göçmenler, Metelkova’yı sosyalleşme ve öğrenme alanı olarak kullanabiliyor.

Metelkova’da sinema televizyon, tiyatro alanlarında eğitim gören gençler ve sanatçılar kendi performanslarını sergileyebiliyorlar. İnsanların kendilerini dansla, müzikle, oyunculukla ifade edebilecekleri, bağımsız ve doğaçlama bir sanat alanı Metelkova. Bunların yanı sıra konsept partilere, güncel sergilere ve birçok yenilikçi aktivitelere de ev sahipliği yapıyor.

Böyle bir oluşum, binaların tarihe tanıklığına bakılırsa, onların orijinal amaçlarından çok uzak görünüyor. Alanın içindeki askeri üs, eski Yugoslavya’nın kanlı dağılışından kısa bir süre sonra, yaklaşık 24 yıl önce terk edilmiş. Kışlalar, Sosyalist Federal Yugoslavya ordusu için bir kale haline gelmeden önce,  Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından, 19. yüzyılın sonlarında kurulmuş. Bu bölge karmaşık tarihi boyunca İtalya ve Nazi Almanya’sı tarafından hep işgal altında olmuş. Zaten mekanı gezerken, binalardaki izlere bakarak ne denli zarar verildiğini anlıyorsunuz.

Yerel bir sanat tarihçisi olan Janez Premk ise buradaki durumunu; “Slovenya 1991’de bağımsızlık kazandığında, asıl değişim yaşandı.” diye açıklıyor. “Kışlalar terk edildi, yüzlerce sanatçı ve eylemci hükümeti ticari bir binaya dönüştürmek yerine; bu alanı yaratıcı bir şekilde kullanmak için dilekçe verdiler. Özerk bir bölge olarak kalması için çabaladılar. Yetkililer bundan pek hoşlanmıyorlar, ama şimdi buna katlanmak zorundalar.” diye de ekliyor.

Sansürlü bir rejimin askeri kolundan, hoşgörülü bir sanat topluluğuna uzanan bu ironik değişim; Metelkova’nın tarihi gelişimini ve hikayesini ilginç kılıyor.

Metelkova tarihinin aksine; imajını, sanatsal ve kültürel kimliklerine sıkıca dayandırmış. Özerk, fakat anarşist değil; liberal, ancak kanunsuz da değil. Sanatçılar, bölgenin bakımını konuşmak üzere haftalık toplantılar için buluşuyorlar, ancak ayrı bir oluşum kurma veya Ljubljana’nın otoritesini baltalama konusunda hiçbir iddiaları yok. Bu bağlamda, en büyük iki gelişme olan binaların yasa dışı kullanımı ve ruhsatsız alkol satışı, suistimal edilmediği takdirde yerel yönetim tarafından göz ardı edilebiliyor. Bir dereceye kadar, zaten bu hoşgörü oluşmuş durumda.

Hem yerel hem de ulusal düzeyde olan devlet, Metelkova’dan gelen kültürel projelerin çoğunu finanse etmeye istekli. Öyle ki; 2006 yılında belediye Metelkova’yı şimdiye dek yıkımı önleyen, ulusal bir kültürel miras alanı olarak ilan etmiş. Metelkova, ne vergi ne de kira ödüyor. Şehrin kültürel bir hazinesi olarak; dar görüşlü, mülk meraklılarının ellerinden göreceli olarak korunmaya çalışılıyor.

Bünyesinde bir çok bar, galeri ve stüdyo bulunan yarı-legal statüdeki bölgenin, tek ruhsatlı binası da hapishaneden dönüştürülmüş bir hostel. Binaların arasında gezerken 2 orta yaşlı gezgin çifte rastlıyorum. ‘Graffiti’lerle renklendirilmiş bir binadan çıkıyorlar. Belli ki hostelden çıkıp şehri gezecekler. Öylesine mutlu oluyorum ki onları görünce…

Polisler, mümkün olduğunca uğramamaya çalışıyorlar Metelkova’ya. Sloven hükümeti en başta buradaki faaliyetleri engellemeye çalışsa da, çok turist çektiği için artık etkinliklere pek müdahil olmak istemiyor. Geceleri ‘underground’ partilere, mükemmel DJ performanslarına ev sahipliği yapan Ljubljana’nın en ünlü mahallesi burası. Gündüzü ne kadar renkli ve sakinse, gecesi de o kadar karanlık ve hareketli.

Kısacası Metelkova, olası bir Ljubljana ziyaretinizde uğramadan geçmemeniz gereken fantastik bir dünya! Her adımınızda duvarlara bezenmiş farklı karakterlerle tanışıyor; manidar çizimlere hayran hayran bakakalıyor, graffiti sanatının en güzel örneklerine rastlayabiliyorsunuz.

Burayı iki saatliğine de olsa deneyimlemek keyif vericiydi. Umarım bir gün hepimizin yolu böyle bir dünyanın tezahürü olan, düşüncelerin etrafında kesişir ve işte her şey o zaman çok güzel olur!

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.