fbpx

Asla Ulaşılamayacak Bir Hayalin Peşinden Koşmak / David Lynch

“Anlamlardan konuşmak beni çok rahatsız ediyor, çünkü anlam çok kişisel bir şeydir ve herkese göre değişir…”

Karanlık, labirentli, bir sürü paradoksu içinde barındıran; zaman ve mekân kavramlarının kaybolduğu sürekli bir kâbusun içindeymiş hissi vererek, kendi anlamsızlık kozmosunu yaratır David Lynch.  Sezgileriyle hareket eder, sinema onun için bir katharsis, arınmadır.  Filmlerinde mantık, hikâyede devamlılık, gerçekçilik beklemek mümkün değildir. Anlamak için izlenmemelidir. Lynch, sinemayı bir hikâye anlatma sanatının ötesine taşır. Sürekli farklı sonuçlara vardıran, yeniden görme isteği yaratan, deforme anlatımıyla algıyı bulandıran… Kurduğu sürreal yapıyla bilinçaltı ve bilinç dışında düşsel bir yolculuğa çıkarır. Anlamı değil anlamsızlığı arar, bütüne değil detaylara takılır.

Mesaj kaygısından uzak, arınmamış kahramanlarla karartır perdeyi. Kâbus uykuda gördüğümüz mü yoksa uyandığımızda bizi bekleyen midir bilemeyiz. İnsan zihnini ‘linç’e uğratan, komple bir sanat adamı, gerçek bir atmosfer ustasıdır. Resim, fotoğraf, tasarım, müzik… Sanatı sonsuzdur; dışa vurumcu ve “dışa kusumcu”dur.

“Zihniniz birçok şeyi dizginleyebilir. Mantık ve sebep aramaksızın her zaman başka bir şey görünmeyen bir şey mevcuttur. Dünya sonlu olmaktan çok sonsuz bir yerdir.”

Resmin, Lynch sinemasında çok büyük etkisi vardır. Zira kendisi sinema dünyasının Salvador Dali’si olarak adlandırılır. Resme ilk başladığı yıllarda, Alman ekspresyonist Oskar Kokoschka’dan oldukça etkilenir ve onunla çalışmak için Almanya’ya gider. 3 yıl kalmayı planlarken 15 gün sonra geri döner. Bu gündelik hayatında da ne kadar “karmaşık” ve “kopuk” bir zihne sahip olduğunun, delilikle dahilik arasında gidip geldiğinin de göstergesidir.

Nasıl bir Dali tablosuna baktığımızda ya da Pink Floyd dinlerken sanatçıların yapıtlarıyla ilgili, demek istediklerini, anladığımızı iddia edemezsek, onu da anlama yolunda kendimizi çok zorlamamalıyız. Bir eseri incelerken onu ne kadar anlayabileceğimiz bizim entelektüel kapasitemiz ile de ilgili bir şeydir, ama burada önemli olan anlamak değil; üzerimizde yaratılan sanatsal etkinin yoğunluğuyla oluşan ‘izlenim’in iç dünyamızda yarattığı estetik coşkudur.

Düş Teması

Nasıl zihnimiz hatıralarımızı yeniden kurgulayıp rüyalarla bizi çıldırmaktan korursa, Lynch de bizi günlük hayatın biteviliğinden kurtarır. Çok eskiden görülmüş, başını sonunu hatırlayamadığımız ama bir türlü de unutamadığımız rüya parçacıkları gibi sanki. Asla ulaşılamayacak olan bir hayalin peşinden koşmak gibi…

Bilinçaltında sonsuz bir yolculuğa çıkarır bizi, sürekli dürtükler. İşledikleri aslında metafor değildir; gerçekliğin ötesinde şeylere değer verenlere sunulan düşsel parçalardır.  Rüyaların bir anlamı olduğuna inananları, kendi içlerindeki sırların peşinde olanların itibar edeceği görüntüler sunar izleyiciye ve bir fenomenin peşine düşürür. Rüyalar, yadsınmaması gereken kavramlardır ve onaylanmaya ihtiyaçları yoktur.

Müzik ve Angelo Badalamenti

Lynch’in akıl almaz bir diğer yanı da, filmlerinde kullandığı müziklerdir. Bilinmeyene doğru giden yolda, sinemanın büyüsünün müzik olduğunu her fırsatta dile getirmiştir. Ona göre: “Bir film bir şarkı gibidir. Tekrarlardan ve ani çıkışlardan oluşur. Filmlere bu şekilde yaklaşmak gerekir.

Bu yüzden çıktığı bu düşsel yolculukta yanına bir de yol arkadaşı katar Lynch; Angelo Badalamenti. Bir ruh ikizi gibidirler. Çünkü Badalamenti de arka planda kalanın, perde ardından sızanın, gizemin  peşindedir. Notaları bir büyücü gibi işleyerek; Lynch’in distopik mekânlarını daha da mistik bir hale getirir. Düşlerden sonra melodilerin peşinde buluverir insan kendini birden.  Dram ve gerilimi, hüzün ve sevinci, sadelik ve taşkınlığı aynı anda verir. David Lynch filmlerinde olan bitenin pek çoğundan, Badalamenti de sorumludur. Sanat koalisyonlarının en çarpıcı örneklerinden birini oluştururlar.

“Kozmik bir şeyler olsun. Rüzgâr gibi, deniz gibi, dalgalar gibi… Sonsuz olsun zamanla birlikte kayıp gitsin.”

Hayal gücünün zekâyla birleşiminin aldığı en ideal formdur Lynch sineması…

“Ses ile görüntünün zaman içindeki akışı büyülü bir şeydir ve ses birçok şeyi gerçekleştirebilir. Bir sahneye doğru ses ile girerseniz, siz sahneyi gözünüz ve kulağınızla algılamadan ses tamamıyla yeni bir dünyanın kapılarını açar. Siz ulaşmadan “orada” bekler sizi. Bütün için en kritik olan ise budur. Bu bir çeşit etki-tepkidir. Akıp giden her şeyin farkına varamazsınız, ilerledikçe etkilere karşı tepkilerinizi gösterirsiniz. Her defasında ayrı bir tecrübedir bir filmi karşısına oturmak.”

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.