Bir Adam Dünyayı Kazanıp da Ruhunu Yitirirse Eline Ne geçer? Oscar Wilde

İnsan belli bir yaş dönemini atlattığında, aynadaki yansımanın üzerindeki çizgileri tek tek incelemeye başlar. Özellikle fark ettiği ilk çizgi hiç unutulmaz. O ana kadar zamanın acımazca ilerlediğinin farkında bile değildir. Ama zaman hızla ilerlemektedir…

“Yaşamak, ruhunu olgunlaştırırken, vücudunu bozacaktı.”

Oscar Wilde’nin yarattığı Dorian Gray karakteri, yaşlanmaktan ve ölmekten korkan son derece yakışıklı ve etkileyici genç bir adamdır. Dorian kendisinin yaşlanmasının yerine, ressam Basil’e yaptırdığı portrenin yaşlanmasını ister.

“Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak… Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!” 

Dorian genç ve güzel kalmak adına, ruhunu şeytana satmıştır. Bundan böyle yaşamını haz üzerine kurgulamıştır. Özellikle Lord Henry ile arkadaşlığı, yaşadığı hazzı daha da körüklemiştir. Ancak yaşadığı hazlar onun mutlu olmasını sağlamamıştır. Wilde yazdığı bu romanında insanın karanlık yanlarına ışık tutmuş, doğruları açıkça haykırmıştır. Çağının çok üstündeki düşünceleri nedeniyle, ahlaksızlıkla suçlanmış hatta hapse bile atılmıştır.

Dorian, zamanla yozlaşmış ve içindeki iyiliği kaybedip bambaşka bir insan olmuştur. Yaptığı her kötülük portresine çirkinlik ve yaşlılık belirtisi olarak dönmüştür. Oysa topluma göre Dorian gibi genç ve yakışıklı bir adamın kötü olması mümkün değildir. Günümüzde de kullandığımız tabirde, “içinin güzelliği/kötülüğü yüzüne yansımış” dememiz gibi. İşin özü, toplum bizi dış görüntümüzle kendi kalıplarına göre iyi veya kötü olarak ayırmıştır.

“Ya her bahar tazelenen tabiata ne demeli, yeniden açan çiçeklere, yeşile boyanan ormanlara, tohumları çatlatan filizlere; haksızlık değil mi Lord Henry? Biz günden güne yaşlanırken, haksızlık değil mi?”

Dorian gençliğin ve güzelliğin kölesi olmuştur. Ruhunu bile sattıran bu kölelik, ona acı ve ıstırapla geri dönmüştür. Wilde kitabı için “bir ruhun hikayesi” tanımında bulunur. Ruhumuzun hikayesini kendimiz yazmalıyız ve ona sımsıkı sarılmalıyız. Toplumun ve bilinçaltımızın baskıları ve değer yargıları karşısında ruhumuzun kaybetmesine izin vermemeliyiz.

“Bir adam dünyayı kazanıp da… ruhunu yitirirse eline ne geçer?”

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.