Biz Öteki Değiliz İnsanız /Ayşe Tükrükçü

Bir bakış mıdır insanı anlatan?

Yaşadığımız toplumdaki baskılara, toplum diyerek genelleme yapmaya gerek yoktur. Bazen daha küçücükken her şeyim dediğin ailen tarafından bir çocuğun yaşamaması gereken olayları yaşadığında ve bu yaşayış gözlerine yansıdığında nasıl da anlamlanır bakışlar. Her şeyi anlatır bu iki cesur göz…

Gaziantep’te hayata gözlerini açan ve bir buçuk yaşında ailesi tarafından babaannesine bırakılıp gidilen, sırf çocuklarının geleceği iyi olsun diye çocuklarının çocukluğunu bitiren bir aile. Ayşe’yi bırakıp giden aile. Ayşe Hanım anlatırken şöyle bahseder: “Sene 1974 Kıbrıs Harbi sırasında ‘Ayşe tatile çıktı .’ diye slogan varmış. Ayşe tatile çıkmadı. Ayşe ülkeyi terk ediyor. Annesinin yanına Almanya’ ya gidiyor.”

7 yaşında Almanya’da görmek istediği aile sevgisi, şefkati yerine; dayakla, sevgisizlikle geçen günler. Ardından onları çok özlediklerini belirten babaannesinden gelen bir mektupla Gaziantep’e gönderilmek için seçilen bir çocuk Ayşe…

Ayşe yeniden Gaziantep’te yaşamaya başlar. Bir gün amcası gelir ve kendi kızıyla beraber onu Antalya’ya tatile diye götürür. Ayşe daha 9 yaşındadır. Gece yarısı olmuştur, kuzeniyle beraber kaldıkları odada üzerinde bir şeyler hisseder, korkar. Ayşe o gece amcasının tecavüzüne uğramıştır. Ve bu tecavüz 4.5 ay sürer. Gaziantep’e geri döndüklerinde artık burada yaşayamaz ve halasının yanına köye gitmek ister. Otobüs mola verdiğinde yerdeki kocaman kabak çekirdeklerini görünce yemek ister. Geriye döndüğünde farklı bir otobüse binmiştir. Otogara geldiklerinde kaybolduğu anlaşılır, gazeteye ilanlar verilir. Derken babasına ulaşılır ve babası Almanya’dan gelir. Ayşe’yle beraber yeniden Almanya giderler. Almanya yolculuğu başlar.

Dayak yediği okulda anlaşılınca yepyeni bir sayfa; çocuk esirgeme kurumu başlar. Ve Ayşe Hanım yurtta geçen o 5.5 seneyi en güzel çocukluğum diye tanımlar. 11 yaşında yurtta tecavüze uğradığı ortaya çıkar ve yurt aileye dava açar. Ailesi kabullenmez. Aradan yıllar geçer ve bir itiraf gelir; 23 yaşında o iğrenç olaya maruz kaldığı gece yanında bulunan kuzeni her şeyi anlatır. Bunca yaşanandan sonra annesinin ağzından çıkan tek bir kelime vardır: “Haklıymışsın.”

“Neye haklıyım ben onurumun gittiğine mi, şerefimin gittiğine mi, geleceğimin gittiğine mi? Bunların hiçbirinde hakkım yok ben tek bir yerde haklıyım ‘Çocukluğumun gittiğine mi?” 

O günden sonra hiç büyümedim hiç çocuk olamadım der. Hep bir acı.

17 sene sonra Türkiye ye gelir. Maraş’ta evlenir. Evlilik sürmez. Çocuk sahibi olmak ister, 4.5 aylık hamileyken yediği dayak sonrasında tuvalette çocuğunu düşürür. Almak ister alamaz. Kocası askere gider. Aylar sonra kocasının borçları gün yüzüne çıkar ve borçlular kapıya dayanır, borç olmadığını söylemesine rağmen borç vardır. Aldığı yanıt istersen ödeşiriz olur. Sahi neye, nasıl ödeşilir? 1992 yılında boşanır. Antep’e geri döner. Artık Türkiye’de dul bir kadındır.

İş, aş, emeğinin karşılığını arar ve hep reddedilir. Sonra bir avukatın yanında bir işe girer. Orda terzi Bahri ile tanışır ve istemeye gelip kına gecesi yaparlar. İman nikahı kıyılır. Resmi nikah yapamazlar çünkü boşandıktan sonra 9 ay 10 gün beklemek yasadır. Diyarbakır’da akraba ziyaretine başlarlar.

Bahri ile akraba diye birçok şehre giderler ve hep akraba diye erkeklerle tanıştırılır. Ayşe sonradan öğrenir Terzi Bahri’nin o erkeklerle akraba olmadığını. Sözde akraba ziyaretleri bu şekilde devam ede dursun. Aslında beklenen şey 9 ay 10 günün geçmesidir.

9 ay 10 gün geçer evraklar, işlemler tamamlanır. Nüfus müdürlüğüne giderler, hastaneye giderler, hepsine tamamdır, ama bir tek emniyete neden gittiklerini anlayamaz Ayşe. Ama kocasıdır sonuçta, belki Türkiye de böyledir der. Ayşe beyazlar giyer, güya nikaha gideceklerdir. Bahri onu Mersin’de bir geneleve götürür, ama Ayşe hala nereye geldiğini bilmez. Yolda bundan sonra senin adın Seda der döver, orada ne isterlerse yapacaksın der döver, ben arayınca ne konumda olursan ol bir dakika sonra telefona geleceksin der döver; ağzı, yüzü, beyaz gömleği kan içinde kalmış Ayşe’ye kapı da hadi alışırsın deyip tekmeyi vurur içeriye atar.

Hayat çok ağır bir darbe daha indirmiştir. Kocası tarafından Mersin’de satılmıştır. Odaya git derler gitmez, üç gün hortumla dayak yiyerek bodrumda birçok işkence görür. Sonunda kabul eder 7 farklı genelevde satılır. Yine acı dolu geçen yıllar…

Ayrılmak ister. Dilekçe yazar ayrılmak için kabul etmezler. Uğraşır, araştırır tek bir çıkış yolu vardır; telli-duvaklı gelin olarak o evden çıkmak. Ona da tamam der. 30 bin imama, bir sürü para gelinliğe ve daha bir sürü bir sürü para. Mayıs 1996 da gelinlikle o evden çıkar ve ekler; “Size göre gelinlikti bana göre kefen. Ya orada gömülecektim ya da onu giyip çıkacaktım.”

Sözcükler bazen düğüm olur ya yazarken de kelimeler düğüm olur. Kelimeler bulamazsınız bu acıyı anlatacak…

5 sene evli kalması gerekiyordu, ama onu oradan çıkartan adam müşterisi olduğu için yine acımasız günler gelir. Kıbrıs’a balayına giderler. Bu sefer yeni kocası da onu satar. 6,5 sene sonra kocasının elinden kaçar. Dışarıda, soğukta başlayan ve 4.5 ay süren evsizlik…

İzmir’e gider, artık sicili temizlenmiştir. Ben bir dilim ekmek ve bir yastık için o yere dönmem der. Reha Muhtar’ın ateş hattı programında başından geçenleri anlatır ve o sırada bir telefon gelir, Arayan Şefkat-der Genel Başkanı Hayrettin Bulan’dır. Der ki “benim Ayşe Ablam olur musun?” Artık kadın sığınma evlerinin bile kabul etmediği Ayşe’nin bir sığınağı vardır.

Ve bu güzel insan, 2007-2012 arası ve 2012’deki seçime kadar Türkiye genelindeki genelevlerin ön girişlerinin kapatılmasına öncülük eder.

Düşünürler, insanlar arsında “bir farkındalık yaratmak lazımdır” lazımdır ki insanlar biraz da olsa bilinçlensin. Bağımsız milletvekili olarak adaylığını koyar. Tabii ki de yine önüne bir sürü engel çıkar. İlk başta adaylığını reddederler. O engelleri de aşar. Seçilemez, ama o birçok şeyi başardığı gibi bunu da başarmıştır.

Kendisi bir kadın olarak evsizliği, sokakta yaşamayı en ağır şekilde yaşadığı için, değiştirmek lazım der. Değiştirmek, bu adaletsiz düzene bir şeyler yapmak lazım der ve HAYATA SARIL LOKANTASI’ nı açar. (Lokanta Taksim’de olup, günün belirli saatlerinde müşterilere hizmet ederken; belirli bir saatten sonra da sadece evsizler için vardır. Ve bunları başaran kadın, buraya gelen evsizlerin hepsini tanır, sever ve kollar. Eğer yolunuz düşerse uğrayarak destek olabilirsiniz.)

Çalışanların hepsini evsizlerden seçer. Onlar için kurslar aldırır, eğitimler verdirir. Hayatında ilke edindiği “iş, aş, ev” prensibiyle bir düzen otutturur. Evsiz bir birey, eğitimini altı ay kadar bir süre ile tamamlar, sonra ayrılır ve yerine yenisi gelir. Bu projeyi genişletmeyi planlayan Ayşe Tükrükçü‘ye sonsuz teşekkürler… (Bu güzel kadının hayatını ve projelerinin devamını anlatan “Hayatsız Kadın Ayşe”yi okuyabilirsiniz.)

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.