BOĞAZINDA CAN, SÖZLERİNDE CANAN

Fırçası Küçükaksoy, atölyesi Eyüboğlu, kağıdına damlayan ise Plevneli’nin sulu boyası. Can Ersal. Fırçasıyla kağıdına ritim tutan adam. İstanbul doğumlu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık bölümü mezunu. Mimarlık onun için tüm sanatların birleşimi. İyi bir mimar olmak için, iyi bir sanatçı olmak gerekliliği vurgusunda fırçası. Ailecek sanatı bir çerçeve yapmışlar, ucundan tutmuyorlar da tam içindeler. Kızı da bale bölümü öğrencisi. Sergilere kendisine ve insanlara ayna olması dolayısıyla çok önem veriyor. Çok iyi bir sulu boya ressamı.

Dünyada insanın her şeyi bulmadan önce, ateşi bile bulmadan önce mağaralara çizdiği o sanat diye resmi tanımlayan Ersal’ın, mütevaziliği bir yana Uluslararası Ressamlar Birliği Ödülü ve Erkan Yolaç Ödülü bulunmakta. Dergilere, kitap kapaklarına ve içeriklerine resimler yapmakta olan ressam ismi gibi cana can olan dostu Sunay Akın’ı hayatında ayrı bir yere koyuyor. Ersal resim yapmaya teşvik anlamında Akın’ın büyük katkısı olduğunu her fırsatta ifade ediyor. Can Ersal yoğunluğuna rağmen Sunay Akın’ı yakalayıp Akın’ın deyimiyle ‘denizaltının periskobu gibi her yerden çıkarak’ dostuyla çok güzel işler yapmakta. Beraber büyüdükleri ve cana can katan dostluklarını yanlarında hissetmemek mümkün değil. ‘Dize Gelmeyen Resimler, Dizeye Gelen Sözcükler’ projesi ile fırça ve kalemin nasıl iyi bir ikili olabildiğini görmek mümkün. Eskiden beri gelenekselleşen şairler ve ressamlar dostluğunun bu dönemdeki en önemli örneklerinden ikili. Başta sohbetleri ile başlayan, zaman içinde olgunlaşan eserleri İstanbul’un siluetine dokunup, Galata’nın üzerinden düşüp, Kız kulesine asılacak bir delikanlı cinsinden. Hayranlarından birinin de ‘O şiiri okuya okuya o resmin içinde dolanıyorum.’ şeklinde yorumladığı proje, Moda’da ilk sergi olan 1.Peron’u anımsatmakta. Bedri Rahmi ve Nazım’ın eserleri nasıl raks ettiyse, Orhan Veli ile Bedri Rahmi nasıl salındıysa İstanbul’da, ikilinin eserleri de İstanbul’u sanatseverlere okuyor.

‘Her gördüğüm tuvalin önünde önümü iliklerim, ama bana göre tuval araçtır.’ diyen Ersal, ‘Tuvalin üzerine işlenecek her şey emektir.’ diye de ekler. Ersal’ın hayatında önemli yere sahip olan bir diğer kişi ‘Çizgilerin Efendisi’ olarak adlandırdığı Yalçın Emiroğlu’dur. Bir mimarlık ofisinde çalışırken Yalçın Hoca’nın asistanlığını yapan Ersal, o zamana kadar bilmediği oryantist Osman Hamdi’nin tablosunun tozunu yutacak kadar sahada fırçanın boyasını kendine yedirmiştir. Osman Hamdi’nin Kamplumbağa Terbiyecisi’nin iki-üç kopyasından biri onun elinden ilgili yerlere taşınmaya vesile olmuştur. Ersal; İstanbul belalı sevgilidir, üç medeniyete de başkentlik edip onca anormallik , kötü şey ve hor kullanıma rağmen güzelliği bozulmayan bir şehirdir der. İyi şeyleri seçmenin önemini belirten Ersal, ‘İyiyi seçin, iyilik bulaşıcıdır.’ diyerek barış isteğini ifade eder. Hayal üretmekten vazgeçmemek ise hayali. Eğitim, sonu olmayan ve insanın ölene kadar ihtiyacı olan yegane şey, diye de ekler.

Şiirdeki metaforlu dünyayı resmetmek diyor Sunay Akın. Caddebostan Kültür Merkezi’ni de beraber kurmuşlar. 1989 yılında Cemal Süreya’yı ağırlamışlar mesela. Ersal’ın eserleri, kağıt gemilerin emekli kaptanı olduğunu vurgulayan Akın’a keyifli bir emeklilik yaşatıyor. İstanbul’un içinde onu doğru yorumlamak ve anlamak gerektiğini anlatırken Sunay Akın bir soru soruyor. “Vapurların bacaları neden turuncu?” diyor. Yazının sonuna kadar cevabı vermeyeceğim. Kağıda değen kalemin çıkardığı notayı duyacak kadar sanatçı, fırçasını paylaşacak kadar cömert sanatçılar.

Can-ı Eda sergisi var, Ersal’ın okul arkadaşıyla yapmış olduğu bir sergi. Mor Kaftan Sanat Galerisi ile de bunu sergilediler. Bu sergideki bir anıları ise şöyle kayda giriyor: Sergiyi gezmeye gelen bir tezye yorulur ve bunu gören Ersal “Buyurun, oturun.” der, teyze ise “Ben bu merdivenleri dinlenmek için çıkmadım, bu şaheserleri görmek için çıktım.” der.

Vapurların bacaları turuncu, can simitleri de turuncudur çünkü martılar tutulsun kendilerine yakın hissetsinler diye. Arabaları taşıyan vapurların bacası ise siyahtır çünkü karabataklar arkadaş olsun diye. Hayatı bu yönde seyretmek çok keyifli değil mi?

1 Comment

  1. RAmis Alım

    16 Mart 2018 at 21:57

    Herşey çok güzel.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.