fbpx

Boyun Eğmeyen Bir Deli Türk: Fikret Mualla Saygı

Hayat, mutlulukla ve hüzünle; acıyla ve sevinçle; doğruyla ve yanlışla; adaletle ve adaletsizlikle bir bütündür. Zaman ise istediğinde yerini birine bırakır, diğerlerini dinlenmeye alır. Şairler, sanatçılar, yazarlar için çoğu zaman bu işleyiş biraz farklı olabilir. Zamanın  hazırladığı oyunlar onları bu yola, sanata itmiştir. Üretmeye, anlaşılmaya, boyun eğmeden bir şeyleri kanıtlamaya…

Bugün dünyada en çok tanınan Türk ressamlarından  biri olmasına, Sotheby’s ve Christie’s gibi dünyanın en ünlü müzayede evlerinde eserlerinin satılmasına karşın; yaşadığı dönemde gerektiği ilgiyi bulamayan, kendi tabiriyle ‘Ben bu kütle içinde onlarca delinin biriyim’ cümlesiyle dalgaları aşan biridir Fikret Mualla Saygı.

1903 yılında İstanbul’un Moda semtinde doğar. Babası, Düyun-u Umumiye ikinci müdürü Ekrem Bey (Mehmet Ekrem Mualla Saygı), annesi Emine Nevber Hanımdır. Kız çocuk bekledikleri için önceden ‘yüksek, yüce’ anlamına gelen  Mualla adını belirlemişlerdir. Bebek erkek olunca babasının Tevfik Fikret’e olan hayranlığından Fikret  adı eklenir. Çocukluk ve gençlik yılları Kadıköy, Bahariye çevresinde geçer. Saint Joseph ve Galatasaray liselerinde öğrenim görür. Yatılı olarak Galatasaray Lisesi’ne verilmesinin sebebinin, kendisini derslerine çalışmaktan alıkoyan futbol tutkusu olduğu rivayet edilir.

Futbolcu dayısı Hikmet Topuzer’in etkisi ile futbola çok düşkündür. 12 yaşında, Galatasaray Lisesi’nde futbol oynarken bir kaza sonucu sağ ayağının kırılması ve topal kalması ile büyük bir sarsıntı geçirir. Okuldan kaptığı gribi eve taşıması sonucu İspanyol gribine yakalanan annesinin genç yaşta ölümü üzerine, Fikret Mualla’nın hayatına suçluluk duygusu egemen olur.Çok düşkün olduğu annesinin kaybı, onda derin izler bırakan ikinci olaydır.

“Ben, Galatasaray’da yatılıydım. Babam, anamın eti toprakta çürümeden geceleri eve uygunsuz bir kadın almaya başlamış! Bunu hizmetçiden duyunca, bir gece mektepten kaçtım. Ölümünün acısı henüz kalbimde küllenmemiş olan anamın yatağında bir yabancı kadını görmek değil, hayal bile etmekten ürperiyordum. Babamın bu davranışı kalbimi hançerledi. Evde bu yabancı kadını bulunca, bir yumrukta kulağını patlattım. İşte babamla aramdaki ilk uçurum, böyle başladı… Babam, o zamana göre ayıp sayılan, evimize gayri meşru bir kadın getirmenin kendi terbiyesine ve yetişme tarzına uygun düşmediğini anlamış olacak ki, evlendirilmek üzere, münasip bir kadın bulmalarını yakınlarına söylemiş. Uzaktan akraba olan Behice Hanım’ı salık vermişler. Bu Behice Hanım, güzel gözlü bir Çerkez kızıydı. Bize üvey anne oldu. Fakat ben, kritik yaşım icabı olarak mı, yoksa fazla hassas bulunduğumdan mı bilmiyorum, bir türlü annemin yerini alan bu kadınla geçinemedim. Kardeşim Melih küçük olduğundan o çabucak adapte oldu. Üvey annemizden, 1926 yılında Reyyan adında bir hemşiremiz doğdu.”

Yaşadığı sarsıntılar Fikret Mualla’yı sinirli ve uyumsuz birisi yapar. Babasının evliliğini bir türlü benimseyemeyen Fikret Mualla, 17 yaşında iken Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenimini yarıda bırakıp İsviçre’ye mühendislik okuması için gönderilir.Bunu, evden atıldığı şeklinde yorumlar.İsviçre’de zamanla resmin, mühendislikten daha çok ilgisini çektiğini fark eder. Savaş yıllarına rastlayan İsviçre’deki öğrencilik döneminde parasız kalır. Dönemin konsolosunun (Rıza Bey) desteği sayesinde resim eğitimi almak için Almanya’ya geçer. Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde afiş ve desinatörlük, ardından Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi alır. Akademide önemli isimlerden Hale Asaf ile birlikte Arthur Kampf’ın öğrencisi olur. Almanya’da bulunduğu yıllarda babasının mali durumu bozulup, para gönderemez hale gelmesinden sonra, Mısır Hidiv’i Abbas Halim Paşa’dan maddi destek görür. Almanya’da topallığı ve utangaçlığı nedeniyle yalnızlaşan Fikret Mualla, resim yapmadığı zamanlarda içki içmeye başlar. İlk defa 1928 yılında Almanya’da alkol bağımlılığı nedeniyle tedavi olmak zorunda kalır. Tedavisinin ardından İtalya ve Fransa’daki sanat merkezlerini gezer. Zamanın oyunları dozunu arttırmaya başlar.

Fikret Mualla, evden gelen para kesilince geçim sıkıntısı çektiği için 1937’de Türkiye’ye döner. Mezun olduğu Galatasaray Lisesi’nde ve Ayvalık Ortaokulu’nda kısa bir dönem resim dersleri verir. Galatasaray Lisesi’nden düşük maaş almasından ötürü, Ayvalık Ortaokulu’ndaki görevinden ise; Ayvalık’ta o dönemde elektrik bulunmaması nedeniyle ‘Elektriği olmayan bir şehirde resim hocasına da ihtiyaç yoktur’ diyerek istifa eder. İstanbul’a döner.

İstanbul sanat çevrelerinde umduğu ilgiyi bulamaz ve  çalışmaları aşağılanır. Bir süre ilgisini edebiyata yöneltir. Kendisiyle benzerlikler bulduğu Schiller hakkında bir kitap yazar. ‘Şiller (Schiller) 1759-1805, Hayatı ve Eserleri’ adlı kitabı 1932’de yayımlanır. 1938 yılında Ses dergisinde yayınlanan ‘Usera Karargahı’ ve’ Masal’ adlı öyküleri de onun edebiyatçı yönünün eseridir.Mualla, bu dönemde geçimini sahne kostümleri çizerek, kitap resimleyerek sağlar.

İstanbul Şehir Tiyatrosu sopranosu Semiha Berksoy’a duyduğu ilginin de etkisiyle Beyoğlu semtine yerleşir. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenen Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetlerin kostümlerini çizer; İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Yeni Adam Dergisi’nin yazılarını resimler, aynı dergide dönemin sanatçılarının portre desenleri ve karikatürlerini çizer; Nâzım Hikmet’in ‘Varan 3′ adlı şiir kitabını ve’ Benerci Kendini Nasıl Öldürdü?’ adlı oyununu resimler. Resim yapmayı da sürdür, İstanbul’un çeşitli semtlerinden manzaralar yapar.

1934 yılında suluboya ve desenlerini sergilediği ilk sergisini açar, ancak fazla ilgi görmez. İstanbul döneminde, sanatsever Salah Cimcoz, ona Moda’daki konağında rahatça çalışacağı bir yer tahsis eder. Bu evde Cimcoz’un üç çocuğuna (birisi ilerde cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün eşi olacak Emel idi) resim dersi verir. Ne var ki Salah Cimcoz ile içkili iken yaşadıkları bir tartışma sonucu, konağa gidip üzerinde çalıştığı portreleri parçalar. Dev bir panoda, toplu halde portrelerini çizmekte olduğu devlet büyükleri hakkında uygunsuz sözler sarf eden Fikret Mualla, sözlerinden ötürü sorgu ve tahkikata uğrar. Ömrü boyunca onu terk etmeyecek polis korkusu böylece başlar. Bu olaydan sonra (1936) bir buçuk yıl süreyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi görür. Hastanede ünlü doktor Mazhar Osman’ın kontrolündedir ve Neyzen Tevfik ile aynı odayı paylaşmıştır.

1938 yılında babasını kaybedince yüklü bir mirasın sahibi olur. Mal varlıklarını satarak Paris’e yerleşmeye karar verir. Gitmeden önce, Abidin Dino’nun ricası üzerine 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için İstanbul konulu 30 kadar tablo yapar.

“Ne isterlerse onu yapıyorum. Bütün akımların dışındayım. Boynunu eğ diyorlar. Eğmiyorum yağma yok. Ne ileri gidiyorum ne geri; orta yerde kalıverdim.”

Aynı yıl Türkiye de olmamasına rağmen Ses dergisi için çizdiği desenlerden bazıları müstehcen bulununca hakkında dava açılır; Mualla, davadan beraat ettikten sonra 26 yıl boyunca yaşayacağı Fransa’ya gider.

”Resim yapmak, resim yaptırmak zengin cemiyetlerin lüksüdür.Öyle ise ben bu lebbeykçi ruhlu cemiyette, şüphesiz ki bir ucubeyim.” 

Paris’te kısa bir süre eğlenceli, lüks bir yaşam süren Fikret Mualla, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ve ülkenin işgal edilmesi üzerine zor bir döneme daha girer. Sanatçı, günlük gereksinimlerini karşılamak üzere tablolarını yok pahasına satar. Alkol sorunu, polis fobisi, yurt özlemi nedeniyle yaşadığı sıkıntılar birkaç kez hastanede tedavi görmesini gerektirir. Fikret Mualla, sıkıntılarını resim yaparak ve içki içerek atlatmaya çalışır. Ressam Hale Asaf’a aşık olur, ama karşılık görmez. İki ay için hastaneye yatar ama resmi bırakmaz. Bundan sonraki yaşamı çeşitli sanatseverlerin koruması altında sürdürür.

Mualla, hastanede kendisine resim yaptıran Dina Vierny’nin koruması altına girer. Burada yaptığı resimlerle 1954 yılında Paris’te Dina Vierny Gallery’de ilk sergisini açar. 25 yıl boyunca eserlerini toplu olarak hiçbir yerde sergilememiştir. (O güne kadar tablolarını satın almak isteyenler, onu Paris kahvelerinde bulurlar ve genellikle eserlerini ucuza kapatırlardı.) İlk sergisini de iki tablo simsarı organize eder. Sergide, eserleri büyük ilgi gören Mualla’nın tüm tabloları satılır. Tablo simsarları, Mualla’ya vadettikleri payı vermeyerek onu dolandırırlar, ama bu sergi sanatçıyı Paris’teki sanat çevrelerine görkemli bir şekilde tanıttır. Paris ressamı olarak tanınmasını sağlar. Birçok büyük sanatçıyla tanışır, Picasso’nun da dikkatini çeker. İkinci sergisini ise iki yıl sonra açar ve sergiden sonra tekrar akıl hastanesine yatırılır. Taburcu olduğunda sanayici Lhermin ile bir anlaşma yapar. Aynı dönemde resimlerinin sürekli alıcısı olan Madam Angles ile tanışırlar.

Mualla, resimlerinde Paris şehrini konu edinir. Giderek Paris ortamında bir ün kazanır. Eserleri, koleksiyon yapanlar tarafından toplanmaya başlar ancak kendisine düzenli bir hayat kuramaz. 1962 yılında felç geçiren sanatçının bakımını; kocası Alpler bölgesi senatörü olan, Madame Fernande Agnes adlı sanatsever üstlenir. Raquel Agnes’in eşi Madam Fernande Agnes, onu bir bakıcı eşliğinde Reillanne’daki çiftliğine götürür. 1967’de ölümüne kadar bu çiftlikte Madam Agnes için çok sayıda eser üretir. 1967 yılı Mayıs ayında sinir krizleri nedeniyle bir dinlenme evine yatırılır. 20 Temmuz günü ölü bulunur. Reillane’daki Mane Mezarlığı’na gömülür.

Cenazesinin isteğine uygun olarak yurduna getirilmesi 1974 yılında gerçekleşir. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün eşi Emel Hanım’a çocukluk yıllarında resim dersi vermiş olması ve bu sebeple Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün ilgilenmesi üzerine, kemikleri İstanbul’a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilir.

Ülkemizde çıkan ve daha nice çıkacak olan yeteneklerin yaşarken de değer görmesi dileğiyle…

 

Kaynak: Hıfzı Topuz, Paris’te Bir Türk Ressam – Orhan Koloğlu, Fikret Mualla Bir Garip Kişi

3 Comments

  1. Avatar

    wost159

    17 Nisan 2019 at 22:52

    İnanıyorum ki ileride ülkemizde sen senin gibi neferler sayesinde sanata olan bakış açısının değişeceğine hiç şüphem yok. Fikret Muallayı bizimle buluşturduğun için bir teşekkürü borç bilirim..

    • Avatar

      Hatice UZUNOĞLU

      18 Nisan 2019 at 12:19

      Bu güzel yorumunuz ve yazıya katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ederim değerli okuyucum…

  2. Avatar

    A. AYDIN

    18 Nisan 2019 at 14:01

    Bilgiye tecrübe eklenerek yayınlanmış müthiş bir yazı. Fikret Mualla gibi gerektiği değeri görmemiş sanatçılarımızı okuyarak ilerde yetişecek olanların önünü açmamız gerektiğini umarım hepimiz anlarız ve onları keşfederiz. Böyle sizin gibi yazarlarımızın yazılarını daha çok görmek isteriz…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.