BRIAN DENEKE’NİN ÖLÜMÜ VE AMERİKAN RÜYASI

“Hatta katili alkışladılar, çünkü o bir futbol yıldızıydı. Amerikan rüyası… Herkes söylüyor. Çok fazla şiddet, bugün çok fazla şiddet var. Herkes iç savaşı unuttu mu? Shakespeare’i ya da İncil’i? Şiddet yeni bir şey değildir. Bu yüzden şunu soruyorum: Yetişkin eğlencesi çocuklarımızı öldürüyor mu? Yoksa çocuklarımızı öldürmek yetişkinleri mi eğlendiriyor?”

Bu sözler katıldığı bir televizyon programından, Brian Deneke cinayetine ithafen, Marilyn Manson’a ait.

1997’de Texas’ta trajik bir şekilde öldürülen Brian Deneke’nin hikayesini, olayın sapkınlığını belki de en iyi özetleyen cümleler bunlar. Belki de en üzücüsü geçen 21 yılda ne Amerika’da ne de dünyada değişen bir şeyin olmaması. Israrla ön yargılarımızın esiri olmamız.

Şöyle ki; 1997 Amerika’sında bir grup genç kendilerini punk olarak tanımlıyor. Bunu bir dışa vurum olarak yorumluyorlar. Müzikleriyle, kıyafetleriyle ve aksesuarlarıyla punk’ı yaşatıyorlar. Bir diğer tarafta ise toplumun dayattığı standartlarda başarılı, sosyal (bkz :Amerikan futbolunda kaptan olmak ya da okulu dereceyle bitirmek) görünüşleri itibarıyla da normal, iyi aile çocukları var. Özellikle dış görünüşlerinden dolayı çokça sözsel tacize uğrayan punkçı grup, her fırsatta ötekileştirilip dışlanıyor. Neden? Çünkü farklılar.

Bu sözsel çatışmalar gitgide yerini fiziksel şiddete bırakıyor. 12 Aralık 1997 günü baş rollerinde Tascaso Lisesi’nin onur öğrencisi ve yıldız futbolcusu Dustin Camp’ın bulunduğu çatışma ölümle sonlanıyor. Punk topluluğuyla kavga eden liselilerin elbette ki aklında bu hazin son yoktu ama bu ne yazık ki yaşandı. Hem de kasten, bile isteye. Dustin Camp; Cadillac’ına binip olay yerinden uzaklaşırken, bir anda rotasını punkçı Brian’a çevirip, Brian’ı açıkça hedef alarak üzerine sürmeye başladı. (Kanıt olarak arabanın teknik raporu çıkartılmış. Arabanın frene ya da herhangi bir manevraya yanaşmaması, aynı zamanda arabadaki diğer insanların ifadeleri kanıtlar arasında) İfadeler arasında Dustin’in arabayı hızla Brian’ın üzerine sürerken “Şu an arabamın içinde bir ninjayım ve bu çok hoşuna gidecek!” gibi ne yaptığının gayet farkında söylemlerde bulunduğu yer almakta.

Ne yazık ki bu hikayede hazin sonlar kısır bir döngü gibi. Bu vahşet verici cinayetin ardından gelen tüm yasal sürecin Brian’ın kanını yerde bırakmayacak şekilde sonuçlanması beklenirken; Dustin Camp lehine sonuçlandı. Amerikan yasası ve jürisi, punkçı Brian’ı sırf dış görünüşü için anarşist, düzen bozucu, ve suçlu buldular. Suçu farklı olmak. Suçu Amerikan rüyasını görmemek. Görmek istememek. Futbol oynamamak, haki yaka tişört giymemek… Dustin ise bütün bunlara sahip, iyi aile çocuğu, zengin ve standartlaştırılmış bir başarıya sahip. Neden hapishaneye gitsin ki? Sadece 10.000 dolar para cezasına çarptırılsa yeterli! 

Bu trajik olay Bomb City ismiyle Jameson Brooks tarafından 2017’de beyazperdeye aktarıldı. Bu hikayenin bir senaryodan ibaret olmasını o kadar çok dilerdim ki. Farklı giyinmek, farklı görülmek nasıl olur da ölümü meşrulaştırabilir? Amerikan Rüyası her yerde aynı aslında. Belki sadece ismi farklı. Standart kalıplara uymadığın sürece, bu önyargı denen kara delik seni yutuyor. Öyle ya da böyle. Bir şekilde siliniyorsun. Hiçbir yasa, hiçbir jüri seni kurtarmıyor.

Bu olaya ithafen sadece sinema filmi değil birçok belgesel de var. Bu vahşet verici olaya daha detaylı şahit olmak, içinde bulunduğumuz düzeni sorgulamak isterseniz;

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.