Füsun’un Kızı, Füsun’un Annesi: Didem Madak Şiirleri

Çiçek ve anne kokan şiirlerin şairidir Didem Madak, annesizliğini satırlara ilmek ilmek işleyen, belki de cehaletinden şair olacak kadar şairdir, çiçek ve anne kokan şiirlerin şairi…

1970 yılında İzmir’de dünyaya gelir, öğretmen olan anne ve babasının ilk kızıdır Didem… Nice şiirlerine konuk olan “uzun siyah saçlı kız” diye adlandırdığı kız kardeşi Işıl dünyaya gelir ondan sonra. İki kız kardeş hatta en yakın arkadaştır onlar, zamana sığdırdıkları tüm hayatları boyunca ve bu hep böyle kalacaktır.

 

“Koşuşan iki ateş gibi konuşmuştuk

İki küçük geveze gece sineğiydik

Düşlerimiz el ele tutuşmuştu,

El ele tutuşmuş iki kelebek gibi.

Gidecektik, kaçacaktık buralardan

Uzak ülkeler düşlemiştik.

Büyük gemiler yüzmüştü ruhumuzda

Ben Işıl’ın yelkenini üflememiştim

Bensiz uzaklara gitmesin diye

Pirinç taneleri savurmuştuk havaya,

Grapon kâğıtları, konfetiler…

 

Fener alayı geçmişti gözlerimden

Işıl sevinçle alkışlamıştı.

Bir daha hiç ay Işıl’a sığışmamıştı.

O akşamki gibi, o akşamki kadar büyük.” – Ay Işıl’a Sığınmıştı

Füsun’un kızıydı o, henüz 13 yaşında kolon kanserinden kaybettiği Füsun’un kızı, çiçekli ve anne kokan şiirlerin şairi Didem… Acıyla, lime lime olmuş ruhuyla anlattı annesini şiirlerinde, hüznü satırları aşsa da biricik Füsun’un kızıydı o, şiirlerini annesinin kokusuyla tütsülemiş, ölen her kadın için döktüğü satırları sonsuzluğa uğurlayan kadındı Didem!

“Sevgili Anneciğim,
Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
Kocaman bir dağ lalesi gibi
Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Muc’ın ucuz evinde
Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
Duvarlara hep senin resmini çiziyor
Di’li geçmiş zamanda birçok resim,
Hep gülümsüyorsun
Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
Durmadan soluyormuş gibi

Hatırlar mısın?
Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü’nü
O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü.
Vişne bahçeleriyle dolu,
Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.

Kış başında bir ton kömür yığarlardı kapıya
Bazen görülen rüyalar gibi kapkara
Bir ton rüya çıtırdarken
Sen kar yağmadan önce başkaydın,
Kar yağdıktan sonra bambaşka.
Sanki hep buluğ çağındaydım.
Kuşlar zaptederdi her yeri, sabahları
Binlerce kez söylerlerdi söyleyeceklerini
Bizim hiç anlayamayacağımız bir şeyi
Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı
Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar…
Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

Ben bu eve Muc’ın ucuz evi diyorum
Yokluğunda böyle oldum.
Mucize öldükten sonra buraya taşındım.
Ve inan
Muc bu evi bana çok ucuza verdi.

Yaşasaydın, hayatının ortasına
Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
Diye başlayan bir çocuk romanında…
Şalına sarınırdın toprağa sarınır gibi
Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
Bu acımasız ölü anne sesini

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada
Ve çok ağır ilerliyor.
Yüzümdeki çillerden başka
İsyan eden biri yok hayatımda.

NOT:
Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
Onları Muc’a evin karşılığında verdim
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
ANNE!”
– Annemle İlgili Şeyler

Annesizliği ile büyüdü Didem, annesiz geçen onca yılın ardından Dokuz Eylül Hukuk’u bitirdi. Tezgâhtar oldu, anketör oldu, sekreter oldu ama en çok da kadın oldu. Acılarına ve hüznüne rağmen bir kadın olarak ayakta sapasağlam durabilmenin öznesi oldu. Bir kadın olarak feminizmin en güzel satırları oldu.

“Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım

Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi

Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.

Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.

Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor

Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.

Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.

Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.

Bir yağsam pahalıya mal olacağım.

Ben bir bodrum kat kızıyım bayım

Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum

Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum

Fakat korkuyorum. Birazdan da

Kırk üç numara ayakkabılarınızla

Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız

Bu iyi olmaz bayım!”

– Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!

Tasavvufla tanıştı Didem,  3 yıl örtündükten sonra kardeşi Işıl’ın ondan gizli gönderdiği şiirleriyle İnkılap 2000 Şiir Ödülü’nü kazandı. O gece ödül almaya giderken çıkarır örtüsünü, örtünün onu rahatlattığını hatta kadınlığından sıyrılıp ondan kurtulduğunu bile söyler. Çokta uzak olmayan zamanlarda şair Zeynep Köylü ile tanışır. Hayatı 180 derece değişen Didem, çılgınlıklarla dolu bir dönem geçirir. O dönemini anlattığı şiiri Pollyanna’ya Son Mektup ile anlatır değişimini…

 

“Sonra yazları

Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu

Balkon yaseminlerle sevişirdi

Rüya hülyayla sevişirdi.

Ben o beyaz ve güzel kokan çadırın altında

Geceyle sevişirdim.

Bir davet gibi otururdum balkonda

Bir beyaz örtü gibi sarardım acılarımı başıma

Ben sevgilisi çile olan bir gelindim Pollyanna

Gel derdim gel, kim olursan ol yine gel…

Çiçekli bir düğün davetiyesi gibi otururdum balkonda

Yıldızlar ürkerdi, titrerdi davetimden

Ayın etrafında beyaz bir hale dönerdi.

Bileklerimi uzatırdım çıplak, beyaz ve inca

Işıktan bir kelepçe istedim yüz görümlüğü olarak Pollyanna.

Secde eden alnımı,

Şarap içen dudağımla öpmek istedim.

Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı

Beyaz bir merhemle ovmak istedim.

Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna…”

– Pollyanna’ya Son Mektup

 

Siyasi mahkûm olarak 10 yılını geçirir Bursa Cezaevi’nde ve kaldığı yıllarda şiirlerini okuyan Timur Çelik’le evlenir. 2008 yılında kızı Füsun’u dünyaya getirir. Füsun’u aldıktan sonra kucağına, uzaklaşır şiirden ve yazamaz olur artık, çiçek ve anne kokulu şiirlerin şairi Didem… 2009 yılında Şükran Yücel’e gönderdiği bir e-mail’in ekindeki metinle seslenir kızı Füsun’a.

“Canım Kızım

Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!

Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!”

 Takvimler 28 Temmuz 2011’i gösterdiğinde annesi Füsun gibi o da kızına veda eder. Kolon kanserinden hayata gözlerini yuman Didem, Füsun’un kızıyla başlayan ömrünü Füsun’un annesi olarak bitirir. Acının, annesizliğin ve çiçeklerin şairi diye anılır Didem, her şey olur Didem, kadın olur, anne olur, acı olur ve en güzeli de şair olur.

 

Çiçek ve anne kokan şiirlerin şairi Didem…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.