fbpx

Distopyaların Kaderini Biçimlendiren Film: Blade Runner

“Bilim kurguyu, öncelikle ne olmadığını söyleyerek tanımlayacağım. Bilim kurgu gelecekte geçen bir öykü olarak tanımlanamaz çünkü bu bir uzay macerasıdır ve bilim kurgu değildir. Bilim kurgu; genel düşüncenin uygun şartlar altında mümkün olacağını düşündüğü şeyleri barındırmalı, düşünsel olarak okuyucuyu harekete geçirmeli, zihnine yerleşmeli ve kendisinin düşünmemiş olduğu bir şeyin olasılığına uyandırmalı.” 

Phillip K.Dick’in “Do Androids Dream of Electric Sheep?” (Android’ler Elektrikli Koyun Düşler Mi?) isimli romanından uyarlanan, yönetmen koltuğunda ise Ridley Scott’un oturduğu 1982 yapımı bir bilim kurgu filmidir Blade Runner. Her ne kadar içerisine katı dedektiflik ve film noir öğeleri eklenip, romanın anlattıklarından sapmış olsa da kitabın asıl felsefi sorularına sıkı sıkıya bağlı kalmıştır; “İnsan nedir, ne için yaşar, insanı ne insan yapar?” Kitabın ana teması olan; replicantların (androidlerin) insan olma çabasını merkezine alan film, insan olmanın ve hayatta kalmanın ne kadar acı bir süreç olduğunu gözler önüne seriyor.

 “Yaşamayacak olması çok kötü! Ama zaten kim yaşıyor ki?”

Film, 2019 yılının Los Angeles kentinde geçer. Filmin başkahramanı, Richard Deckard isimli bir Blade Runner’dır. Replicantları tespit etmek için Blade Runner’lar, Voight-Kampff adı verilen ve duyguları tespit etmeye yarayan psikolojik bir test kullanırlar. Tyrell şirketinin ürettiği replicantlar Dünya dışında köle gibi kullanılmaktadır. Gelişmiş birer replicant modeli olan Nexus 6’lar, bu gidişe dur diyerek bir ayaklanma başlatır ve birkaçı kaçırdıkları uzay gemisi ile dünyaya gelir. Amaçları, kısa olan (4 yıl) ömürlerini uzatabilecek bir yol bulmak olan, yaratıcıları Eldon Tyrell’e ulaşmaktır. Blade Runner’ların görevi ise; dünyanın başka gezegenlerde kurduğu kolonilerden kaçıp, dünyaya geri gelen replicantları bulup yok etmektir.

“Korku içinde yaşamak bayağı bir şeymiş, değil mi? İşte köle olmak da öyle bir şey.”

Öldürülen replicantlar için filmde özel olarak “emekli edildi.” ifadesinin geçmesi ise, bize bu dünyanın ne kadar acımasız, kalpsiz ve duygulara yer olmayan bir evren olduğunu hatırlatır adeta. Film ana konusunun, insanı bütün yapan şeyin duygular olduğunu söylese de, filmdeki insanların duygularından ve insanlıktan uzak olması; “kimin daha insan olduğu” sorusunu sordurur. Yüksek gökdelenlerde yaşayan, aklın tahammül edemeyeceği zenginliklere sahip olan, paranın getirebileceği her şeyi elde etmiş olan zenginler ile yozlaşmış polisler mi daha insandır, yoksa köle olarak kullanıldıkları kolonilerden kaçmaya çalışan ve zaten az olan yaşam sürelerine bir şeyler daha sığdırmaya uğraşan replicantlar mı?

Blade Runner’ın dünyası öylesine karanlık, öylesine zalim bir atmosfere sahiptir ki; sınıflar arasındaki uçurumu, gözlerimizin önüne bütün çıplaklığıyla serer. Blade Runner, bir yakın gelecek distopyasıdır. Ekolojik bozulmalar nedeniyle güneş, kirliliğin ardından kendini zar zor gösterebilmektedir. İklimler bozulmuş, farklı din, dil ve ırklar, kültür ve yaşam biçimleri tek bir şehirde toplanmıştır. Şehirler insanların ve çöplerin altında ezilmektedir. Hayvanlar yapay olarak üretilip kullanılmaktadır ve gerçek olanların neredeyse hepsinin nesli tükenmiştir. Bu sebeple de; bizim kendi geleceğimize ışık tutmakta ve ne kadar karanlık bir geleceğin bizleri beklediğine dair uyarı vermektedir.

“Biz bilgisayar değiliz, Sebastian, biz de fizikseliz. Düşünüyorum, Sebastian, öyleyse varım!” 

Blade Runner büyük bir ölçüde, yapay zekâ sahibi gelişmiş makinelerin var olma hakkını sorgular. Buna paralel, Blade Runner için sarf edilen “Replicantlar yaşamak istemektedirler, ama insanlar acımasızdır.”  ifadesi de filmin yarattığı en büyük algılardan bir tanesidir.

 “Hayatımı neden kurtardı bilmiyorum. Belki de o son anlarda hayatı hiç olmadığı kadar çok sevdi. Sadece kendi hayatını değil, herhangi birinin hayatını; benim hayatımı. Tek istediği, hepimizin istediği cevapların aynısıydı. Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Ne kadar zamanım var? Tek yapabildiğim orada oturup onun ölmesini izlemekti.” 

Siberpunk atmosferi, distopik yapısı, benzersiz müzikleri ve izleyende uyandırdığı felsefi sorular ile Blade Runner bugüne kadar çekilen en iyi bilim kurgu filmlerinden birisi olmaya devam etmektedir ve edecektir de. Philip K. Dick’in unutulmaz eseri, Ridley Scott’un vizyonu, Vangelis’in unutulmaz müzikleri ile kült filmler arasına adını altın harflerle yazdırmayı başaran bu filme mutlaka göz atmanızda fayda var.

“Öyle şeyler gördüm ki siz insanlar inanamazdınız. Orion’un üzerinde ateş almış saldırı gemilerini, C-ışınlarının Tannhauser kapısının yanındaki karanlıkta parlayışını izledim. Bütün bu anlar zaman içinde yitip gidecek… Tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi… Ölme zamanı.” 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.