Eddi Anter – Yaşamın Kendisi

Bazen yaşarken bir an için hepimizin yaptığını yapan; bir durup düşünen, gerçekten yaşayıp yaşamadığını sorgulayan adam: Eddi Anter.

Yıllarca tekstil ile uğraşan Yahudi iş adamı hayatına bir de uzaktan bakmayı deneyimlemek istiyor. Aslında hayatı yaşarken bir anlamda kum saatinin her bir zerresini sorguluyoruz; gel gör ki bunu derinlemesine yapmaya karar verince durup bir kenara çekilmek gerekiyor. Anter de işi bırakıyor, inzivaya çekiliyor. Belki biraz gecikerek ama güzel bir şekilde kendi ile buluşuyor.

Başkalarının kum sahillerinde gezerken kendi kum fırtınalarımızı görmezden gelmek… Kendi kumlarımız gözümüze kaçınca ne yapacağımızı bilemeyiz de başkalarına söyleyecek şeyimiz çoktur ya onun gibi. Başka sahillere zaman ayırıp, onlarla buluşup kendimizden mi kaçıyoruz dersiniz?

Eddi Anter İstanbul doğumlu, klinik psikolog, kız ikizler babası ve bir de oğlu var. Eğitimini Amerika’da tamamlamış. Maslow’un hiyerarşisine göre hayat bir apartmansa, aslında Anter’in daireleri ışıl ışıl. Ama onun isteği içindeki ışığa ulaşmak.
Işığın içinde yürüyorsunuz, kendi ışığınızın farkında değilsiniz, hayal edebildiniz mi?

Karanlık… Üstelik derinleşen bir karartı. İçimizi kuşatan, ‘Ne oluyor bana?’ sorusunu kulağımıza fısıldayan.
“Sevmek bize, sevilmek ise karşı tarafa bağımlı bir durum olduğu için seçimler yaşanır.” diyor Anter.

Sevmekten korkmamak, karanlıkta karşıya geçebilmek belki de. Nasıl ki vapura biner, kaptana teslim olur, bir bedel öder ve otururuz öylece, dalgalarla dans eden vapur bile bizi heyacanlandırır; hayat tam da bu mücadele belki de.
Hava durumuna rağmen o gemiye binilir, karşıya geçilir ya hani. Fırtına olmadıkça vapurlar iptal olmaz çünkü. Bir yağmur yağdı diye karşıya geçmekten vazgeçmez insan. Eddi Anter tam da bu insanlardan. Herkesin karşıya geçmiş ya da geçecek olması onu bağlamamış; o, demir almış kendi limanından.

Şairin dizeleri gibi: “Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…”.
Peki kim belirler bu zamanı? Hazır olunuşluk ve kader mi? Anter bunları yazılarında sorguluyor ve cevabı kendisinde buluyor. Feneri kendine tutuyor yani. Kendi kazancı kendine bir veda aynı zamanda. Vadesi dolan bir veda. Ekonomiye veda etmek ne de zor oysa. Başkasına benzemek için hapsolmak yerine, kendi kabuğunu kendi soyan yazar Eddi Anter.

5 dil biliyor ama kendi iç dilini çözememiş olması onu bu yola yöneltmiş. Asıl dilin kitap yazmakta bulduğunu da ifade eden Anter, kendi ile en çok baş başa kaldığı zamanda konuşmayı sökmüş olmalı.

‘İnkar’ kitabının ismini seçmekte hayli zorlanan yazar; burada kendini, yaşamı, hayatı, gelmişi, geçmişi ve belki de geçemeyeni sorgulayarak hayatın anlamını define arar gibi aramakta. ‘Savaşa göre barışın sesi cılızdır ama daha kalıcıdır.’ diyor Anter. Duymak istediklerimizi duydukça sağır mı oluyoruz peki?

Ayna yok, harita yok ve tehlike çok. Ne yaparız, sahi ne yaparsınız önceden hazırlığınız olmayan felaketler için? Deprem sigortamız vardır da gerçekten ne yapacağımızı bilmez, milletçe ‘O gün ola hayrola!’ teslimiyetine mi omuz atarız? Ne zaman ki ilk doğduğumuz gibi dımdızlak kalıveririz, işte o zaman kendimize geliriz biraz.
‘Her şey ile hiçlik arasında fark yok.’ diyen Anter, yolun içinde kişi karar verdiği noktada değişebiliri vurgulamaktadır.
İnkar kitabına bütünlüğünü ve varlığını koyan yazar, kitabını zorlayıcı ve okuması zor şeklinde yorumluyor ve daha en baştan çitlerini örüyor. Elime alayım da okuyayım düşüncesinin önünü kesiyor. Okuyanların ise ‘Hayatın kitabı var mıdır?’ sorusuna cevap alabileceği ile ilgili iddialı.

Yuvaya Yolculuk, Şalom Gazetesi’nde yazıları devam eden yazar cümlelerine okurlarını da ortak ediyor. Yaşamını masaya yatırıyor, kalemi ile otopsisini yapıyor. Elinde neşteri değil de damlayan mürekkebi ve pansuman seti tecrübeleri. Anter ve hayatı, tekrar doğumun bir şekli gibi. Her kitabı yeni bir hayat belki de yazar için. Yazmak öyle bir dürtü ki içindeki kalemi konuşuyor insanın. Kalemini kırıyor, yargılıyor ve yeniden var olabilmenin bir parçası haline getiriyor.

Bazen hiçbir kelime duyulmaz da içi roman olur kişinin, onu akıtmazsa olmaz. Sanat da sanırım bu akışı kolaylaştıran bir yöntemler dizisi.
Peki siz şelale olmuş hayatını kaynak suyuna dönüşten Eddi Anter’i hiç okudunuz mu? Belki de‘ Vakitsiz Kaybedenler’ uzun zamandır sorduğunuz sorunun cevabı, ‘Kesmeşeker’ tatsız tuzsuz kaldığınız günlerin tatlandırıcısı olabilir. “Ben benim, gerisi beni ilgilendirmez.” dediğiniz olmuştur, onu da Ben Benim kitabıyla detaylandırbilirsiniz.

Anter, “Siz sizin olun sürüden olmayın.” derken de Kabile romanını hayata geçirmiş. Anter; aldığı kararlar, yaşadıkları ve kendisi ile ilham veren bir yazar. Sizin için yine de en büyük cevap sizsiniz. Kalanlar ve ekledikleriniz ise cevap yollarınız. Kim bilir, belki de kendinizle randevulaşmak istediğiniz bir günde Anter’i okumak iyi gelir.

1 Comment

  1. Leyla Göger

    21 Ağustos 2018 at 20:21

    Eddi Anter, yüreğinden gelen sesleri kağıda döküp okuyucusu ile buluşturan adam. Üstelik naif kişiliği yorumlara sıcak samimi cevapları ile gönüllere dokunan adamdır. Tanıtım yazınız fevkaladenin fevkinde olmuş sizinde yüreğinize sağlık.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.