Fırtına Dediler, Bir Rüzgârdı Geldi Geçti: La Casa De Papel

Sosyal medyada bi’ La Casa de Papel fırtınasıdır gidiyor… Çok fazla ün salmış bu yapıttan benim de beklentim çok fazlaydı. Fakat sadece biraz yaprak kımıldadı… Benden söylemesi efendim, eğer diziye yeni başlayacaksanız beklentinizi bulutlara çıkarmasanız daha iyi olabilir. Beklentiniz daha düşük olursa beğenme ihtimalinizin daha yüksek olacağı kanaatindeyim. Ayrıca baştan belirtmeliyim ki bu yazı tamamen kişisel görüşlerimle ele aldığım bir yazı olacak. Çünkü “hayal kırıklığı” tamamen bana ait. Ön yargılarınızı bir kenara bırakabilirseniz diziyi çok sevmiş olmanıza rağmen bazı noktalarda bana hak vereceğinizi düşünüyorum.

La Casa de Papel, Türkçe çevirisi ile Kâğıt Evi. Netflix yapımı dizilerden birisi. Bildiğiniz gibi Netflix yapımı dizilerin çoğu geniş yankı uyandırıyor ve popülerleşiyor. Aslına bakarsanız içinde unvanını hak eden birçok dizi var. Fakat diziler çoğaldıkça birbirine benzeme oranları da artıyor sanki. Bundan çok emin olamasam da La Casa De Papel’in popülerliğinin biraz altında kaldığından eminim.

İzlemeyenler için biraz diziden bahsetmek istiyorum. Dizi iki sezondan oluşuyor. Bölümlerin süresi olaya göre değişiyor. En temel özelliği İspanyol dizisi olması. İngilizce dışında bir dil duymak insanın hoşuna gitmiyor değil. Aklımda sadece “por favor (lütfen)” kelimesi kalsa da dizinin en güzel yanı İspanyolca konuşulması olabilir. Dizi, birkaç tane sabıkalı hırsızın bir araya gelip İspanya Kraliyet Darphanesi’ni soymasını anlatıyor. Tabi burada soymak kelimesini kullanmak biraz göreceli olabilir. Çünkü sevgili hırsızlarımız bir soygun yapmanın ötesine geçerek kendi paralarını basıyorlar. Bu durumda para çalıyorlar demek onlara haksızlık olabilir. Zaten dizide de buna vurgu yapıldığını göreceksiniz. Tabi para basmak için zamana ihtiyaçları olduğundan kendilerini içeri kilitliyorlar. Dizinin bütün olayı, içeride ne tür oyunlar çevirdiklerine şahit olmanız.

Dizinin ana karakterlerine bakarsak karşımıza ilk çıkan isim Profesör; orijinal adıyla El Profesor. Profesör soygunun ve takımın beyni konumunda yer alıyor. Bu konumunu biraz babasına borçlu olabilir. Bütün planın kurucusu ve planlayıcısı Profesör, tecrübeli hırsızları bir araya getirmekle işe başlıyor. Tecrübeli hırsızlarımızın isimleri ise Berlin, Denver, Helsinki, Moscu (Moskova), Nairobi, Oslo, Rio ve Tokio (Tokyo). Fark ettiğiniz gibi isimleri kimliklerini gizli tutmak adına şehir adlarından geliyor. Bir de soygunun anlaşma yoluyla bitirilmesi için atanan dedektif Raquel ve iş arkadaşı Angel var. Bu iki kişi olayda oldukça etkin rol alıyorlar. Bunların yanında hırsızlarımızın içeri girdiklerinde rehin aldıkları insanlar var. Rehineler içinde de Alison Parker, Mercedes, Arturo Roman ve Monica’nın etkin olduğunu göreceksiniz. Çok fazla detaya inmek istemiyorum çünkü o zaman kendimi tutamayıp spoiler verme yoluna gidebilirim.

Diziyi izleyenler için dizi ile ilgili birkaç eleştiride bulunacağım. En fazla eleştirdiğim nokta 1. Sezonun oldukça sıkıcı geçmesi. Şimdi diyeceksiniz ki en fazla ne olabilirdi? Federallerin rehinelerden dolayı eli kolu bağlı oturup olayları seyretmemesi gerekirdi. Sadece bir iki kere teşebbüste bulundular ki bu insanlar işlerinde profesyonel kişiler… Darphaneye kendilerini kilitlemiş insanları ikna etme çabası ne kadar gerçekçi bir çaba olabilir? Onlar olayı zaten kafalarında bitirmişlerdi. Bu açıdan başarısız da olsalar daha fazla operasyon seçeneği sunmalılardı. Özetle çok daha fazla aksiyon olmasını ve tansiyonun yükselmesini bekledim. Tabi burada finalin hakkını vermek lazım. O beklediğim heyecan ancak orada gerçekleşti. Neredeyse kusursuz denilebilir. Heyecandan koltuğun başına çıkmak gibi hareketlerde bulunulabilir bir bölümdü.

Diziyi eleştirdiğim diğer bi’ nokta bana Suicide Squad’ı andırması oldu. Benzer konular ve benzer bir tasarı var. Fark olarak birileri soygun yaparken birileri dünyayı kurtarıyor. Mantalite aynı. Benzerliklerden bahsetmişken Tokio’nun Leon filmindeki Mathilda’ya benzerliğini de es geçemeyiz sanıyorum. Bir de Rio’nun annesinin Tokio’ya benzerliği de dikkat çekiciydi. Orada bir mesaj var mıydı emin değilim.

Dizide birkaç tane de mantık hatası var. Yani en azından benim mantığıma uymadı diyebilirim. Hatırlarsanız, Angel olayı çözdüğünde Raquel’in cep telefonuna ve ev telefonuna sesli mesajlar bırakmıştı. Raquel’in annesi not aldıktan sonra Raquel’i aradı ve ulaşamadı. Daha sonra aradığı isim El Profesor oldu. Annesinde, Raquel’in çalışma arkadaşlarından herhangi birinin telefon numarasının olmaması biraz düşündürücü. Kızına ulaşamayınca aradığı ilk ismin El Profesor olması bana pek mantıklı gelmedi. Ha derseniz ki Raquel özel olarak soygun için oradaydı; tamam ama teşkilatı veya Raquel’in çalıştığı kurumu aramak varken neden El Profesor? Ayrıca Raquel’in bütün olayı sadece turuncu bir saç telinden çözmesi ironikti. O kadar olay yaşandı fakat bütün noktaları birleştirdiği nokta o saç teli oldu. Aklına onu aldatması değil de direkt olayları birleştirmek geldi. Bilemiyorum siz nasıl değerlendirdiniz.

Olumsuz eleştirilerim dışında olumlular da var tabii. Hırsızların tanınmamak için Salvador Dali maskesi takmaları… Sanat her yerde sanattır efendim. İsterseniz bir soygunda, yer altında, hapishanede, en ücra köşede, ufak detaylarda… Belki yaptıkları soygun onlar için bir sanat eseridir ve bunun mesajı da veriliyor olabilir. Dali seçilmesinin en önemli noktası Dali’nin anarşist olması sanırım. Dali hakkında birkaç şey biliyorsanız bunun mantıklı bir hareket olduğu kanısına varabilirsiniz. Çav Bella’nın kullanıldığı sahne ise her şeyi pekiştirdi.

Ahlaksal değerlerin sorgulanması açısından dizinin verdiği mesajlar güzeldi. Bir babanın ölmekte olan oğlunun tedavisi için para bulmaya çalışması ve en son çare olarak soyguna girişmesi yaşamadan anlaşılamayacak bir durum. Tabii herkes bu yola başvurursa toplum ne hale gelir diyebilirsiniz. Ama tartışılması gereken nokta sırf para bulunamadığı için bir çocuğun ölme ihtimalinin olmasıdır. Bir de Tokio’dan çok Nairobi’nin diziye renk kattığını düşünüyorum. Çok samimi ve bir o kadar da eğlenceliydi. Tavırlarıyla, zekâsıyla, çabuk sinirlenmesiyle ve esprileriyle beni oldukça güldürdü. Nairobi Hanım bunu okuyorsanız sevgilerimi iletiyorum, süpersiniz.
Çok fazla konuşulması gereken konu var elbette. Bunlar çok az bir kısmı. Buradaki amacım diziyi anlatmaktan öte bazı noktalarını ele alıp düşüncelerimi paylaşmaktı. Diziye başlamak gibi bir niyetiniz varsa yararlı olabileceğini düşünüyorum. Benim diziye puanım 6/10 diyebilirim. Şimdilik adiós amigos!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Devamını oku:
Bir Anarşist Semt: Exarchia

Kültür zenginliği, harika bir dil, müthiş yemekler ve gezmeye doyulmayan adalar…  Evet, Yunanistan dediğimizde akla ilk gelen şeyleri sıraladık. Fakat...

Kapat