Geçmiş Hatalardan Beslenen Kore Sineması

Bir kış akşamı dışarıda lapa lapa yağan karı seyrederken aklıma Kim Ki Duk’un; İlkbahar-Yaz-Sonbahar-Kış ve İlkbahar filminden sessiz kış sahneleri gelmişti. Simgeler uçuşmuştu kafamda, üstelik soğuğu da hiç sevmiyorum hemen bahar gelsin istiyorum; derler ya “her kışın ardı bahardır” diye… Kore sinemasına genel olarak baktığımızda, aslında burada Güney Kore demek daha doğru olur, baharı görmek pek mümkün olmuyor. Çünkü Kore sineması genel olarak dram teması üzerine işliyor. Aynı zamanda bolca intikam ve şiddet öğelerini de içinde barındırıyor.

Kore’nin sinemayla ne zaman tanıştığına dair çeşitli rivayetler olsa da, tüm veriler 1903’ten öncesinde tanıştığını anlatıyor. İlk sesli çekilen Kore filmi, Lee Myeong-woo’nun 1935 tarihli Chunhyang-Jeon (춘향전) adlı filmi. Filmdeki ses tekniği gelişkin olmamakla birlikte, seyircinin filme tepkisi gayet iyi oluyor. Bu dönemde film sayısında önemli bir artışa karşılık sesli sinema dönemi, sessiz dönemden çok daha fazla işgalci güçlerin sansürüne maruz kalıyor. Filmi izleyiciye anlatan öyküleyicilerin olmaması, otorite karşıtı mesajların da artık sansürü sinsice aşamayacağı anlamına geliyor. Bu dönemde Amerikan ve Avrupa filmlerinin gösteriminde de düşüş olmasıyla, onların yerini Japon filmleri alıyor. Kore yapımı filmler, Japon işgal hükümeti için bir propaganda malzemesi haline geliyor. 1938’den başlayarak Kore’de tüm film yapımları Japonlar tarafından gerçekleştiriliyor ve 1942’ye kadar filmlerde Kore dilinin kullanımı yasaklanıyor. Japonya’nın 1945’de teslim olmasından sonra, Kore sinemasında özgürlük temasında anlaşılabilir bir patlama yaşanıyor. Dönemin en büyük filmi olan Choi In-gyu’s Viva Freedom! (자유만세) Japon işgali sırasındaki Kore özgürlük Savaşçıları üzerine yapılıyor.

1990’ların sonlarından günümüze kadar Güney Kore’de Hollywood filmleri, yerli pazardaki hakimiyetini kaybediyor. Kuzey Kore casusları hakkında yapılan 1999 yapımı Shiri Kore, tarihinde yalnızca Seul’de 2 milyondan fazla bilet satışına ulaşıyor. Gişe rakamlarında Titanik, Matrix ve Star Wars gibi yapımları geride bırakarak Kore’de daha büyük bütçeli yapımların gerçekleştirilmesi için teşvik edici oluyor. 2000’li yılların başında itibaren Kore sinemasındaki büyük patlama, Hollywood’un da dikkatinden kaçmıyor ve “My Wife is a Gangster”, “Oldboy”, “My Sassy Girl” gibi pek çok Kore filmi, Hollywood film şirketleri tarafından yeniden çevriliyor.

Kore Sineması, son yıllarda uluslararası arenada kazandığı başarılarla da dikkat çekiyor. Uluslararası arenada başarı kazanan ilk Kore filmi Venice Film Festivali’nde ikincilik ödülü alan “Oasis”, geleneksel Kore kültürü hakkında seyirciye bir şeyler söylemekle kalmıyor; aynı zamanda engelli Korelilerin durumlarına ve genel kitlenin onların durumlarına yönelik anlayışsızlıklarına da ışık tutuyor. Yine “Oldboy” (İhtiyar Delikanlı) ise Cannes Film Festivali’nde ikincilik alarak Kore sinemasına ikinci büyük başarıyı tattırıyor. Tartışmalı yönetmen Kim Ki Duk  54.Berlin Film Festivali’nde çocuk fahişeliği hakkındaki filmi Samaria ile en iyi yönetmen ödülünü kazanarak, ilerleyen dönemlerde de adından sıkça söz ettireceğinin sinyallerini veriyor.

Kore sineması, kültür tanıtımının yanı sıra duygu aktarımları konusunda da Hollywood filmleri ile yarışacak düzeyde. Kore dilinin, vurgulu bir dil olmasının da bunda payı yok değil. Kore sineması genel hatlarıyla; intikam duygusu ve geçmişte yapılan hataların gün gelip karşına çıkacağı savından besleniyor. Filmler, sadece hata yapanın değil, o hataya şahit olup sessiz kalanın da bundan nasibini alacağı vurgusunu yapmayı da ihmal etmiyor. Hani bir deyiş vardır ya “dün yediğin hurmalar gün gelir … tırmalar” diye, Kore sinemasındaki hikayeler de bunun üzerine kurulu işte. Kore, insani bir uzak doğulu gururu içerisinde konuları ele aldığı içindir ki, sineması da hikâyeleri en uç versiyonları ile çıkarıyor karşımıza.  Aşk, nefret, intikam, onur, korku, sevgi, ihtiras vb. gibi insana ait tüm duyguların en aşırı uçlarına şahitlik ediyoruz.  Bazı filmler inanılmaz hayat dersleri çıkarmamızı sağlarken, bazı filmlere de “hadi be oradan” tepkisi vermemek mümkün değil.

Senaryonun çok şaşırtabileceğinin yanı sıra, göze çok abartı ya da saçma gelmesi de olası. Bu noktada da yönetmenin mahareti devreye giriyor tabii. Kore filmleri, sürekli uçmalı kaçmalı dövüş sahnelerinden ve vurgulu dilleriyle rahatsız etmekten ziyade; insan psikolojisini ve ilişkilerini sorgulayan, yüzeysellikten uzak senaryoları, orijinal kurgularıyla dikkat çekiyor. Tabiİ Joon-ho Bong, Kim-ki Duk, Chan-wook Park, Chang-dong Lee, Seung-wan Ryoo ve Jae-yong Kwak gibi hepsi birbirinden dinamik ve tarz sahibi yönetmenleri sayesinde “world cinema” başlığı altında bileğinin hakkıyla özel bir yer ediniyor.

Yavaş yavaş eski büyüsünü kaybetmeye başlamış gibi görünen Kore sinemasının, aşağıda yer alan nadide eserlerini izlemenizi tavsiye ederim:

Bin-Jip – Boş Ev

Tatile giden insanların evlerini kullanarak yaşayan ve karşılığını kendince bozulmuş ev aletlerini onararak ödeyen tuhaf bir adamın hikayesi… Senaristliğini ve yönetmenliğini Kim Ki-Duk’un yaptığı 2004 yapımı bir film.

Janghwa, Hongryeon – A Tale of Two Sisters (Karanlık Sırlar)

Annelerinin gizemli ölümünden sonra, bilinmeyen bir hastalığa yakalanan iki kız kardeş hastaneye yatırılır. Tedavileri tamamlandıktan sonra eve dönen kardeşler, babalarının yeni eşi olan Eun-joo isimli üvey anneleriyle anlaşamaz… Ve olaylar… Senaristliğini ve yönetmenliğini Ji-woon Kim’in yaptığı 2003 yapımı film.

Dalkomhan insaeng – A Bittersweet Life (Acı Tatlı Hayat)

Sun-Woo, Seul’un gökdelenleri arasında lüks bir otelde müdür olarak çalışmaktadır. İşindeki mükemmeliyetçiliği sayesinde patronu tarafından çok sevilmektedir. Çok sert bir patron olan Kang Başkanın ise herkesden sakladığı bir sevgilisi vardır. Kang Başkan Sun-Woo’yu sevgilisinin başka bir ilişkisi olup olmadığını öğrenmesi için tutar. 2005 yapımı filmin yönetmeni  Ji-woon Kim.

Joheunnom nabbeunnom isanghannom – The Good, The Bad, The Weird (İyi, Kötü ve Tuhaf)

30′lu yıllarda Mançurya-Kore civarlarında bilinen üç tane tehlikeli adam vardır. Bu üç adamdan biri adaletin yanında, diğeri suçun ve paranın yanında, bir diğeri ise rüzgar hangi yönden eserse onun yanındadır. Japonya için çok önemli bir harita, trenle ilgili kişiye teslim edilmek üzere yola çıkar. Bu istihbaratı alan Koreliler haritayı ele geçirmek için bölgenin en iyi silahşörlerinden Won Park Do’yu tutar. Ji-woon Kim’in yönettiği film, 2008 yapımı.

Oldeuboi – Oldboy (İhtiyar Delikanlı)

Oh Dae-su, bir gün kendisini küçük karanlık bir hücrede bulur. Oraya kimler tarafından ve niye kapatıldığını bilmeyen adamın dünyayla bağlantısı sadece hücresindeki küçük televizyondur. Haberlerde karısının öldürüldüğünü duyunca olayla bağlantısı olduğu düşünüldüğü için kapatıldığını anlar. 15 yıl sonra, serbest bırakılan adam, ailesini öldüren kişileri bulmaya ve kendisini oraya kapatanlardan intikam almaya karar verir. 2003 yapımı filmin yönetmeni Chan-wook Park.

 Saibogujiman kwenchana – I’m a Cyborg, But That’s OK (Ben Bir Robotum Ama Sorun Değil)

Bir akıl hastanesinin her biri kendine has özellikteki onlarca hastası arasında, kendisini cyborg zanneden genç bir kızla, insanların ruhunu çalabildiğini iddia eden bir erkek hasta bulunmaktadır. Hayatın bildik gerçekliğinden kopmuş bu iki insanın sıradışı yakınlaşmaları, tamamen başka bir gerçeklik üzerine kurulmuş hastane ortamı tarafından da desteklenir. 2006 yapımı filmin yönetmeni  Chan-wook Park.

Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom – Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring (İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar)

Film mevsimlerin isimlerinden oluşan 5 bölümden oluşur. Filmde mevsimler arasında 10-20 yıllık süreler geçirilerek çırak Budist keşişin hayatı anlatılır. Filmde küçük keşişe verilen Budizm öğretisi üzerinden hayat dersleri verilirken, her bölümde çeşitli Budizm imge ve simgeleri kullanılır. Filmde çok az diyalog vardır. 2003 yapımı, bir Kim Ki-duk filmi.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.