fbpx

Geleceğe Umutla Bakmak: Star Trek

Star-Trek

“Uzay, son sınır. Bunlar yıldız gemisi Atılgan’ın seyahatleridir. Beş yıllık görevi: yeni tuhaf dünyaları keşfetmek, yeni hayat ve uygarlıklar aramak, daha önce hiçbir insanın gitmediği yerlere cesurca gitmektir.”

İlk bölümü 6 Kasım 1966’da yayınlanan, televizyon dizi tarihine adını altın harflerle yazan Star Trek; jenerasyonlar boyunca insanların geleceğe umutla bakmalarını sağlamıştır. Hikayenin yazarı, yapımcısı ve fikir babası olan Gene Roddenberry; eski bir savaş gazisi, huzursuz bir polis memuru iken televizyon dizi yazarlığına adım atmış ve Uzay Yolu isimli efsaneyi yaratarak, bütün bir dünyayı peşinden sürüklemeyi başarmıştır. Uzay Yolu serisinin ve ardından gelecek onlarca filmin ardındaki yaratıcı isim, Gene Roddenberry, sıradan bir füturistik bilim-kurgu yaratmaktan çok daha öte; insanlığın karşılaştığı yada ileride karşılaşacağı sorunlara alternatif çözümler bulmayı başarabilmiştir.

Star-Trek

1960’larda Orijinal Seri’de ve diğer seriler de olduğu gibi hikâyelerdeki çatışmalar ve politik boyutlar günümüz olaylarını yansıtır. Star Trek dizilerindeki emperyalizm, sınıf kavgası, ırkçılık, insan hakları ve teknolojinin etkileri gibi konular ilk yayınladıkları zaman olduğu gibi bugün de yankılanmaktadır.

Star Trek, insanların Üçüncü Dünya Savaşı sonrasında, diğer gezegenlerdeki ve galaksilerdeki canlılarla “Birleşik Gezegenler Federasyonu”nu kurduğu ve galaksiler arası yolculuklar yaptığı bir geleceği tasvir eder. Dünya Savaşı sonrasında adeta küllerinden doğan insanlar, onları savaşa sürükleyen hataları artık yapmadığı, yapmaktan kaçındığı bir dünyada yaşamaktadırlar. Dünya savaşı sonrasında Dr. Zefram Cochran’ın warp motorunu bulmasıyla uzaylılarla ilk temasını sağlayan insanoğlu için yeni bir kapı açılmış ve geçmişte yaptıkları hataları telafi etme şansı ellerine geçmiştir. Star Trek evreninde para yoktur, insanların gelecekte maddi kaygıları kalmamıştır. Para artık insanların yönlendiren ana element olmaktan çıkmıştır. Her insan kendi tutkusu, isteği neyse onu takip etmesi için cesaretlendirilir. Paranın olmaması, insanların daha önemli işleri gönüllü olarak yapmalarına yol açar. Aslında bu da, insanlığın gelişmesindeki en büyük etkenlerden birisidir.

Atılgan ise, tüm dünyayı temsil eden bir mürettebata sahiptir. Amerikalı, ama Kuzeyli bir kaptan (James Tiberius Kirk), Amerikalı ama Güneyli bir doktor (Leonard McCoy), İskoç bir mühendis (Montgomery Scott), Rus bir dümenci (navigator Pavel Chekov), Japon bir seyrüsefer (Hikaru Sulu – aslında San Francisco doğumlu) ve en önemlisi Amerikalı, ama zenci ve kadın bir haberleşme subayı (Uhura). Bunların arasına da mantığın sesi olarak katılmış bir uzaylı, mantık gezegeni Vulkan’dan bir bilim subayı (Spock). Eski western adetinde ama gelecekte Dünya’nın barış ve eşitlik içerisinde yaşayacağını uman bir kurgusu vardır dizinin.

Orijinal dizinin kadrosunda, bu kadar çeşitli milletlerden insanların bulunması o güne kadar Amerika’da pek rastlanan bir şey değildi. Irkçılığın ve ayrımcılığın çok sık rastlandığı o yıllarda, toplum böyle şeylere sıcak bakmıyor, hatta yadırgıyordu. Bu yüzden Uhura (Nichelle Nichols) ve Kaptan Kirk (William Shatner) dizide öpüştüklerinde, Amerika tarihinde bir ilk yaşandı. Kamera karşısında ilk kez beyaz bir adamın ve siyahi bir kadının öpüştüğü an olarak kayıtlara geçti.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.