fbpx

Gizemli ve Büyüleyici Bir Eğlence Unsuru: Maskeli Balo

Lüks mekanlar, mekanların kapısında park eden pahalı araçlar, ihtişamlı elbiseler, fiyakalı takımlar, birbirinden değişik maskeler ve o maskelerin örttüğü yüzler… Entrikalar, hikayeler, gelenekler… Ve bütün bunlara ev sahipliği yapan bir balo. Evet, maskeli balolar ve onların vazgeçilmezi olan unsurlar… Bütün bu saydıklarımız nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıktılar?

Maskeli Balo Nedir?

Maskeli balo, adı üstünde kimliklerin gizlenmesi için maske takılarak gidilen, ekonomik olarak büyük paraların döküldüğü, yiyecek ve içeceğin zengin içerikte sunulduğu, danslarla ve şarkılarla tamamlanan bir tür parti. İnsanların parti boyunca yüzünde maske dans ederek eğlendiği bu partilerde tanışık olmayanlar tanışır, çoğu zaman tanışık olanlar da birbirini tanımaz. İşin en eğlenceli kısmı bu belki de… Veyahut maskeler çıkarılınca gerilimin tırmandığı dakikalar…

Maskeli Balo Tarihçesi

Bu gizemli balonun tarihi 14. ve 15. yüzyıllara kadar uzanır. O zamanlarda Avrupa’nın karnaval sezonunun bir parçası olarak ortaya çıkar. Yüksek sosyete, sirk sakinleri ve köylüler; maskeler ve kostümler içinde çeşitli yarışmalarda ve gösteri alaylarında yer alırlar.

İlerleyen zamanlarda, kraliyet girişlerini (diğer ülkelerden gelen kral ve kraliçelerin gelişi) kutlamak için bazı kötü üne sahip balolar yapıldığında Fransa üzerinde hızla yayılır. Asıl cüretkar ve bildiğimiz türdeki maskeli balo ise 1393’te yapılır. Fransa kralı VI. Charles’ın düzenlediği “Bal des Ardents (Yanan Adamların Balosu)” maskeli baloların ilki olarak kabul edilir. Geleneksel havada geçeceği düşünülen balo, aksine entrikalı ve riskli bir baloya dönüşür. Kraliçe, evlilik kutlaması için beklerken, maskeler ve kostümler içindeki Kral Charles ve beş cesaretli adamı salonda belirerek gece boyunca dans eder.

Popüler bir inanca göre, 16. yüzyılda ortaya çıkan Rönesans’a kadar maskeli baloların sayısı çok fazla değildir. Asıl ihtişamına o dönem İtalya’sında kavuşur. Bu balolarda Venedik aristokrasisinden insanlar şehvetli, entrikalı ve skandal olaylara imza atarlar. Tanınmayacaklarını bilmenin verdiği rahatlıkla bu gizemli partilerde eğlenirler.

Daha sonradan balolar da gerileme dönemine girer, küçülmeye gidilir. 18. yüzyılda ise Venedik Cumhuriyeti’nin yıkılmasıyla beraber baloların ömrü kısalır ve tamamen unutulurlar. Ama neyse ki bu durum tüm Avrupa’yı etkisi altına almaz ve maskeli balolar moda çılgınlığı olarak geri döner.

Maskeli balolar, 18. yüzyıl İngilteresi’nde yine bir aristokrat olan John James Heidegger tarafından tekrar canlandırılır. Fakat balolar ilk formundan tamamen koparılır; tek başına gelmiş kadınlar ve sarhoş adamların katıldığı günah gecelerine dönüştürülür. Çoğu Avrupalı en mutlu geceleri vals gecelerinde ararken, maskeli balolar kenara itilir, başta büyüleyici olan balolar korkunç balolara dönüşür.

1771’e gelindiğinde ise İsveç kralı III. Gustav düzenlediği bir maskeli baloda öldürülür. Baloya katılmış krala kızgın bir soylu, krala adım adım yaklaşır ve onu öldürür. Bu olaydan sonra balolar risk teşkil ettiği için azaltılır ve tarihe gömülmeye başlanır. O zamandan bu zamana ise sadece operaların ve oyunların ilham kaynağı olarak kalır.

Günümüzde Maskeli Balo

Şöyle bir genel hikayeyi aktardıktan sonra günümüze döndüğümüzde ise ilk olarak “Venedik Karnavalı” ile karşılaşırız. Bu karnaval boyunca insanlar rengarenk kostümler giyip süslü maskeler takarak Venedik sokaklarında dolaşır ve kutlama yaparlar. Sokak gösterileri, geçit törenleri, “En Güzel Maske” yarışması ve “En Başarılı Kostüm” yarışması gibi etkinlikler de yapılır. Tabi bu festivale maskeli balo diyemesek de maske geleneğinin devam ettirildiği bir unsur olarak görebiliriz. Bunun dışında, özel günlerde ve özel partiler kapsamında maskeli balolarla karşılaşabiliriz.

Şimdi hepimizin kafasında klişe bi’ espri oluştu belki de… Yahu zaten insanların taktığı maskelerden gerçek yüzünü gördüğümüz mü var ki neden tekrar maskeye ihtiyaç duymuşlar diye…

İşin esprisi bir yana, asil ve soylu balolardan bazı çirkinliklerin yaşandığı balolara uzanan bu zaman diliminde, maskeli baloların insanlık tarihinde farklı bir yeri olduğunu görürüz. Aslına bakarsanız; insanın hatta tüm canlıların tarihe kattığı çoğu unsurun kendine özgü bir yeri olduğunu görürüz. Çoğu zaman “zannettiğimiz durum” aslında öyle değildir. Bazen hayal bile edemeyeceğimiz hikayelerle karşılaşırız. İnsanı, tarihi merak etmeye sürükleyen noktanın tam olarak burası olduğunu düşünüyorum: zannedilenin, zannedildiği gibi olmadığı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.